YAZARA MAİL GÖNDER Döviz kurlarına siyaset mi karıştı?

YAZARLAR

Almanya ile Japonya döviz kurlarındaki rekabetçi devalüasyon nedeniyle iyice kapıştı. Bundesbank Başkanı Jens Weidmann, Japonya'yı döviz kurlarını politize etmekle suçladı. Japonya'nın saldırgan para politikası izleyerek parasının değerini düşürdüğünü ileri sürdü.
Japonya'nın parasının değerini düşürmesi tabii Almanya'nın ve Avrupa Para Birliği'ne üye ülkelerin hiç işine gelmiyor. Avrupa malları pahalı hale geldiği için Avrupa'da ürünlerin ihracatı geriliyor. Dolayısıyla Avrupa ekonomisinin toparlanması zorlaşıyor. Özellikle İspanya ve İtalya euronun değerlenmesi nedeniyle ürün ihracında zorlanıyor. Euro, geçen temmuzdan bu yana diğer para birimleri karşısında yüzde 7 değer kazandı.
Gelelim Almanya ve Japonya'nın kavgasına... Almanya, Asya pazarına özellikle Japonların ihtisaslaştığı elektronik ürünlerde giriyor ve sürekli satışlarını çoğaltıyor. Bu gelişme Japonya'nın hoşuna gitmiyor. Japonya'da yeni başbakan Abe, ekonomide durgunluğu gidermek için merkez bankasına talimat verdi ve aşırı değerli olan Japon parası yen'in değerini düşürmesini ve para arzını genişletmesini istedi. Önce Merkez Bankası yeni Başbakan'ın bu isteğine karşı çıktı ama önceki gün radikal kararlar alarak enflasyon hedefini yüzde 1'den 2'ye çıkarttı ve ucu açık varlık alımına geçerek para arzını istediği gibi artıracağını açıkladı.
İşte bu açıklamanın ardından Bundesbank Başkanı, Japon Merkez Bankası'nın bağımsızlıktan saptığını, siyasetçinin emrine girdiğini ve bunun doğru olmadığını ileri sürdü. Oysa aynı Bundesbank, ABD Merkez Bankası'na "politize oldun" suçlamasında bulunamadı. Herkes gücünün yettiğine yükleniyor tabii. Aslında Bundesbank Başkanı, Alman çıkarları zedelenince yaptığı bu açıklamayla kendisi siyasetin içine birdenbire girmiş oldu.
Niye bir merkez bankası başkanı siyasetin içine böylesine doğrudan girebiliyor derseniz... Nedeni şu: Merkez bankalarının kararlarının her biri aslında siyasi oluyor da ondan. Çünkü bu kararlar günlük yaşamı ekmekten peynire her alanda etkiliyor. Bu ortamda merkez bankası başkanları birbirine "siyasetçinin etkisine girdin" suçlaması yaparak, gerçek şu ki kendileri siyaset yapmış oluyor.
Sonuçta merkez bankası başkanları atanmış kişi. Bu atanmışlar hiçbir sorumluluğu olmadan siyasi kararlar veriyor. İşte bu nedenle ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz, merkez bankalarının bağımsız değil halkın yanında durması gerektiğini ileri sürüyor. Merkez bankalarının, politikacıların hedeflediği büyümeyi, istihdamı ve halkın refahının artışını hedef almalarını istiyor.
Gelelim bizim Merkez Bankamıza... Dün Merkez Bankası, sermaye hareketlerinin hızlandığını gerekçe göstererek faiz koridorunun alt ve üst sınırlarını indirdi. Alt sınırı yüzde 5'ten 4.75'e, üst sınırı yüzde 9'dan 8.75'e geriletti. Sıcak para girişine karşı bazı mevduat türlerinde munzam karşılıkları çoğalttı.
Bu operasyonla Merkez, doğru bir hamle yaptı. Çünkü diğer Merkez bankalarının saldırgan para politikası izleyip kur savaşına girmesi Türkiye'ye sıcak para girişini hızla artıracağından süreçte Türk parasını aşırı değerlendirebilir. Ayrıca aniden ortaya çıkabilecek küresel faiz artışlarına hızla cevap verebilmek için de gerekli hareket alanını yaratmak şart. Bu nedenle merkez, piyasaların böyle bir indirim kararını beklemediği bir anda faiz koridoru indirimiyle ve artırdığı mevduat munzam karşılıklarıyla dünyayla uyumlu doğru bir karar aldı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.