YAZARA MAİL GÖNDER Kırılganlık korkusu nasıl yaratılıyor?

YAZARLAR

Son otuz beş yılda dünyada yaşanan finansal liberalizasyon ve sermaye akımlarının serbestleşmesi ülkelere daha çok sermaye ve yeni teknoloji transferi sağladı. Fakat bu serbestleşme yeni finansal sorunları beraberinde getirdi. Bu sorunlar; ülke parasının değerlenmesi, döviz kurlarında oynaklık, hisse senedi piyasalarında, bono ve tahvil piyasalarında çökme olarak karşımıza çıktı.
O halde küresel sermaye akımlarının yarattığı sorunlara karşı ne yapmak gerekiyor? Hemen cevaplayalım: Aşırı değerli döviz kuruna izin verilmemeli, kur rekabetçi olmalı, kamu maliyesi sağlıklı hale getirilmeli, bankaların sermayeleri yeterli olmalı, cari açık ve dış borçların milli gelire oranı sürdürülebilir düzeyde tutulmalı.
Bu yapılması gerekenlerin Türkiye'de karşılıkları var mı peki?
Evet var.
Önce döviz kurunun üzerindeki aşırı değerin alındığını belirtelim. Bundan sonra ihracatın sağlıklı hale gelebileceğini söyleyebiliriz. Tabii Merkez, Türk parasının değerlenmesine izin vermediği takdirde.
Yine kamu maliyesi ve bankaların son on yılda sağlıklı hale geldiğini hatırlatalım.
Ve cari açık konusuna gelince... Bu alanın sorunlu olduğunu belirtelim.
Fakat özel sektörün kendi kendisine borçlanarak cari açığın bir kısmını yarattığını dolayısıyla görünen ve gerçek cari açığın farklı olduğunu belirtelim.
Gelelim bunları niçin anlattığımıza...
Anlattık çünkü önceki gün kısa vadeli dış borç rakamları yayınlandı. 2013 sonunda Türkiye'nin 129.1 milyar dolar kısa vadeli dış borcu var. Hemen belirtelim bu borcun tamamı özel sektörün borcu. Merkezi devletin kısa vadeli dış borcu yok.
Gelelim kısa vadeli dış borçların dağılımına...
Borcun 89.6 milyar doları bankaların borçları. Banka borçlarının 42.7 milyar doları kredi, kalan kısım döviz mevduat hesaplarından oluşuyor. Banka dışı şirketlerin borçlarının 27.8 milyar doları ithalattan, 4.5 milyar doları prefinansman kredisinden oluşuyor. İşte bazıları bu borçları Türkiye'nin çeviremeyeceğini söyleyip kırılganlık algısı yaratmaya çalışıyor. Oysa banka borçlarının çevrilememesi söz konusu olamaz. Niye olamaz? Çünkü 2001 krizinin ardından Türkiye'deki bankaların pek çoğu yabancı sermayeli banka oldu. Kemal Derviş programının adını "ulusal program" koymuştu ama pek ulusal banka bırakmadı bu ülkede. Dolayısıyla yabancı bankalar borçlarını çevirirler. Yine döviz mevduat hesaplarının bir kısmı back to back krediler için teminat olduğundan bunların çekilmesi olası değil. Şirket borçlarının büyük kısmı ithalat borcu olduğundan sat-öde biçiminde kullanılıyor. O halde bu borçların sorun yaratması düşünülemez.
Anlayacağınız devletin kısa vadeli dış borcu olmadığı için kırılganlık söylemi doğru değil. Siz hiç özel sektör borcunu ödeyemediği için Türkiye ekonomisinin krize girdiğini duydunuz mu?
Hiç görülmedi, duyulmadı böyle bir kriz.
Krizler hep devlet borcunu ödemede zorlandığında çıktı bu ülkede. O halde kamu maliyesinde disiplin sürdüğü takdirde bu ülkede kriz çıkamayacağını söyleyebiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.