Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Geçtiğimiz cumartesi AB Bakanı Egemen Bağış ve eşi Beyhan Bağış'ın 8 yıldır sektirmeden düzenledikleri Darülaceze'deki iftar davetlileri arasında ben de vardım.
Yalan yok bu kuruma ikinci gidişim falandı.
İlk gidişim yıllar önceydi. Üniversitede okurken stajyer olarak bir dergide çalıştığım bi dönemde... O zamanlar Darülaceze gibi kurumlar haberin membasıydı.
Kimsesizlere, garibanlara eziyetin, zulmün fotoğrafını çekmek isteyen gazeteciler için bulunmaz birer meskendi.
İşte ben de onun için gitmiştim o ilk gidişimde ama hem acemilikten, hem de o dönemin yönetiminin asla aşılamaz kurallarından dolayı hiçbir şey yapamadan geri dönmüştüm.
Uzatmayayım. Hazır gitmişken bi dolanmak istedim kurumu.
Bir görevliden rica ettim yardımcı olmasını. "Hay hay" dedi, sonra da "Önce çocuk yuvalarını gezmek ister misiniz?" diye sordu. Şaşırdım tabii. Çünkü ben Darülaceze'de sadece bakıma muhtaç yetişkinlerin barındığını sanıyordum.
Meğer bir de çocuklar için bir bölüm varmış. Baktım ki tam o bölümün önündeyiz; "Hadi buradan başlayalım" dedim.
Girdik içeri. Bir başka görevli 0-6 aylık bebeklerin bakımının yapıldığı ikinci kata çıkardı bizi. Ve içimde fırtınalar kopmasına neden olan 20 kadar bebeğin bakıldığı o odanın kapısını "küt" diye açıverdi.
Kiminin yer yatağında altı değiştiriliyordu.
Kimi yatağında uyuyor, kimi ise bakıcı annelerinin kucağında mamasını yiyordu. Ne yapacağımı bilemedim önce. Şaşkın şaşkın öylece bakınmaya başladım.
Bilmiyorum kaç saniye sürdü o an!
Belki 10, belki de 20... Ama o kısacık zaman diliminde neler düşündüğümü, neleri aklımdan geçirdiğimi inanın tahmin edemezsiniz! İşte tam bütün bu duygu karmaşasının içindeyken sosyal hizmetler görevlisi bayanın, "buyurun içeri girin lütfen" seslenişiyle elektrik çarpmış gibi kendime geldim ve sevgiden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan o bebeklerle yüz yüze kaldım.
Hangisini kucağıma alacağımı bilemediğim bir anda sosyal hizmet görevlisi imdadıma yetişti. İlk olarak A.K.'yi kucağıma verdi ve sonra da yürek burkan hikâyesini anlatmaya başladı. Daha 6 aylık... Annesi bir sosyal hizmet çalışanı! Evlilik dışı yaşadığı ilişkiden olan bebeğini ailesinden sakladığı için getirip atmış devlet babanın kucağına! Bi zahmet pazar günleri ziyarete geliyormuş hanımefendi. Şöyle bi bakınıp; "Aaaa ne kadar da büyümüşsün sennn" falan deyip sonra da arkasına bakmadan çekip gidiyormuş.
Ben sanıyordum ki devlet bakımına bırakılan çocukların çoğusu kimsesiz! Değilmiş halbuki!
İnanmayacaksınız belki ama ikisi hariç -birisi cami avlusuna terk edilmiş, diğeri de apartman boşluğuna atılmış- bütün bebeklerin birer annesi var! A.K.'yi yatağına bırakıp hemen yanı başındaki siyahi bebeği aldım kucağıma. Allah'ım o nasıl bi çikolata! Nasıl şeker bişi!
Hani bi zamanlar tv'lerde reytingleri alt üst eden "Webster" diye siyah bi çocuğun dizisi vardı. Yemin ediyorum onun tıpkısının aynısı! Yok böyle bi bişi! Öptüm, kokladım, sardım, sarmaladım, mıncıkladım "hık" yok "adam"da. Gülüyor habire. Hatta "hadi devam et!
Biraz daha gıdıkla boynumdan"
der gibi bakıyor muzur muzur. Babası Afrikalı bir turist Webster'in. Allah bilir o nerde ama anne İstanbul'da, hem de göbeğinde bir yerlerde! Sonra, "Beni de kucağına allll!!!" dercesine ciyak ciyak ağlayan Ö. adlı kızı getirdiler kucağıma. 5 aylık bir minnoş! Safi güler yüz! Nasıl oynaştık, nasıl sevdik birbirimizi. Epeyce bir zaman onu tuttum kucağımda. Çünkü kilitliyor resmen kendisini kucağına alana... Çok acıklı bir hikâyesi var. Annesi 4 kişi tarafından tecavüze uğramış mağdur bir kadın.
Doğurmak istememiş ama nedense doğurmak zorunda kalmış ve şimdi gelip görmüyor bile bebeğini.
Neyse... İftar vakti geldiği için çıktım odadan. Sofranın kurulduğu alana gidene kadar boğazım düğüm düğümdü. Oturduk hep beraber. Ezan okundu ve Türkçe dua başladı. O anki psikolojimden kaynaklı herhalde hocanın her sözü bıçak gibi saplandı yüreğime!
Hele; "Kurumuş kütüğe bile nice çiçekler bahşeden Yüce Rabbim! Kuruyan yüreklerimizi de rahmet yağmurlarınla yeşert!" dediğinde iyice bittim. Çünkü az evvel birlikte olduğum o minik yavrular ve onların kütük gibi yüreğe sahip anaları geldi aklıma! "Nasıl olur? Bir kadın kendinden kopan bir parçaya nasıl bunu yapar? Bir ana nasıl bu kadar gaddar ve acımasız olur?" diyerek çok sordum ama cevabını bir türlü bulamadım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER