YAZARA MAİL GÖNDER Bunlar beyhude çabalar hocam!

YAZARLAR

Özellikle yerel seçimlerde İstanbul'da adayların kimler olacağının bilgisini paylaşmaktan acayip zevk alırım. 2004'te bu zevkim tavana vurmuştu.
O dönem Habertürk'te yerel seçimleri takip eden "Başkan kim olsun?" adlı bir program yapıyordum. İşte bu konuya fazlaca yoğunlaşmamdan dolayı da yerel seçimlere ilişkin ilk kulis bilgileri de genelde bana gelirdi.
İstanbul ve ilçeleri de her zamanki gibi yine en gözde merkezlerdi. Bir gün İstanbul halkının merakla beklediği 32 ilçenin adaylarının kimler olacağını patlattım canlı yayında.
Tabii ortalık karıştı. Adını açıkladığım adaylar beni arıyordu "Ben miyim gerçekten aday?" diye.
Açıklamadıklarım da parti merkezlerine koşuyordu. Hiç unutmam ilk arayanlardan biri de Kadir Topbaş'tı. O İstanbul adayıydı ama tabii ilçe adaylarının kimler olacağını da yakından takip ediyordu.
Kulakları çınlasın. "Bittin sen!" demişti ve sonra da şöyle devam etmişti; "Gazetecilik kariyerini yok ettin! Beyoğlu'ndan aday diye açıkladığın Ahmet Misbah Demircan Beyoğlu'ndan aday adayı bile değil ki; Sarıyer'e başvurdu. Bahçelievler'in adayı dediğin Osman Develioğlu, Bağcılar'ın aday adayı. Nasıl aldandın böyle bir şeye?"
Allah biliyor ya, o dakikaya kadar içimde en ufacık bir şüphe yoktu, kaynağımın beni yanıltacağına dair ama Kadir Bey'in iyi niyetli telefonuyla komalara girmiştim.
Ta ki Başbakan Erdoğan ertesi gün 32 ilçenin adayını açıklayana kadar... Açıklandıktan sonra da çığlıklar atarak kendimi sokaklara atmıştım. Çünkü 32'si birden tutmuştu isimlerin.
Allah rahmet eylesin Ufuk Güldemir o gün Habertürk TV ve haber portalına bütün gün; "İşte gerçek habercilik! Sevilay Yükselir 32'de 32'yi tutturdu!" şeklinde yayınlar yaptırmıştı.
2 gün sonra da CHP'nin adaylarını açıklamıştım.
Orada da isimler yüzde yüz tutunca tabii siyasi kulislerin nabzını en iyi tutan gazeteciler arasında en baştaki yerimi aldım.
Neyse yani... Dün arayan bir CHP'li haber kaynağım da, işte yine haber vermek istemiş kimin hangi ilçeden aday olacağını.
Normalde atlarım ben böyle telefonların üzerine. Adamcağız üç kez aramış; ben ancak dördüncü de cevap verebildim. Hal hatır ettikten sonra başladı bir şeyler anlatmaya, adaylarla ilgili ama baktı ki bende tık yok; yani sormuyorum, deşmiyorum, tırtıklamıyorum. "Müsait değilsen sonra arayayım!" dedi. "Yok abi müsaitim ama inan kafam almıyor anlattıklarını.
Çünkü ben bir türlü paralel devletten çıkıp seçimlere gelemiyorum
" dedim. Şaşırdı tabii ve sonra anlattıklarına ilgisizliğim nedeniyle de kapattı telefonu.
Uzun bir giriş oldu biliyorum.
Şimdi belki çoğunuz "Sadede gelll Sevilayyy sadedeeee" diye bas bas bağırıyorsunuz. Ama ne yapayım. Durumu anlatmak için başka şansım yok. Demek istiyorum ki, "Kimyam bozuldu artık!" Dün şöyle bakındım etrafıma...
Gazete haberlerine, meslektaşlarımın yazılarına... Kimyası bozulan sadece ben de değilim.
Herkes aynı durumda. Düşünün 2 ay sonra çok kritik bir seçim var ve hiçbirimiz bu seçimlerle ilgilenmiyoruz.
Kim aday olmuş, ne yapacak, kazanacak mı, kazanmayacak mı...
Umurumuzda değil; çünkü devletin içini ahtapot gibi saran ve mücadele edilmez, yok edilmez ise geleceğimizi tamamen teslim alacak korkunç bir yapıyla başa çıkmaya çalışıyoruz.
Ha bazıları bu mücadeleyi anlayamıyor ya da başka türlü değerlendirmeye çalışıyor ayrı. Onlara göre birileri yolsuzluk yapmış, çalmış çırpmış; biz de kol kanat germeye ve onların yaptığı bu kirli, akçeli işlerin üzerini örtmeye çalışıyoruz.
Varsın öyle sansınlar, mühim değil.
Nasıl olsa er geç onlar da bir gün gerçeği görecekler ve eninde sonunda onlar için verdiğimiz bu mücadelenin de ne kadar kıymetli olduğunu anlayacaklar. Ama ben izninizle yazımın sonunda kimyamızı bozan, hepimizi alt üst eden bu kaosun yaşanmasına ve tabii ki bu derin yapının oluşmasına ön ayak olan Pensilvanya'ya, Fethullah Gülen'e seslenmek istiyorum:
Hocam olmadık iftiralarla, hakaretlerle aylardır bizleri yıldırmaya çalışıyor adamlarınız. Ama bilinki bizde yılacak göz yok. Bakın kendimden örnek vereyim: 2 gün önce bir adamınız beni PKK'lı kadınların katili Ömer Güney'le ilişkilendirmeye çalıştı. Dün bir diğer adamınız, Zaman Gazetesi Yazarı Prof.
Dr. İbrahim Öztürk "Senin içine Hablemitoğlu kaçmış. Sen de onun gibi Hocaefendi'ye nefret kusuyorsun" diyerek örtülü olarak ölümle tehdit etti. Hocam yanlışın neresinden dönülürse kârdır unutmayın.
Bence çekin artık şu imamlarınızı, müritlerinizi, şakirtlerinizi sahadan. Çekin çünkü hakikaten bu işin sonu altından kalkamayacağınız büyük bir saçmalığa doğru gidiyor!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.