Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Her girişimde çıkışımda söylediğim o sözü o gün de tekrarladım; "Allah haksız iftiralara maruz bırakıp da kimseleri düşürmesin buralara!" Gerçekten de kapısından içeri girildiği anda insanın kimyasını bozan bir garip havası var mahpushanelerin. Bu ikinci gidişimdi. Hem de aynı kişi nedeniyle. Daha önce Hanefi Avcı'yla gazeteye yaptığımız söyleşi sebebiyle içeri kadar girmiştim. Bu defa ise Avcı'yı kaldığı bloğun kapısında karşılama nedeniyle ordaydım. Aslında normal şartlarda bir gazetecinin o bölgeye kadar gidebilmesi imkansız. Ama sağolsunlar. Avcı'nın yakın dostu Emin Arslan ve avukatı Fidel Okan ısrarlarımı kırmayarak bana böyle bir imkanı sağladılar. Ve sayelerinde 4 yıla yakın bir zamandır tutuklu bulunan Avcı'nın özgür kalış anlarına anbean tanıklık ettim.
Biz daha içeri girerken kapıdaki infaz koruma memurlarının Emin Bey'le sohbetlerinden kulağıma çalınmıştı. Diyordu ki bir memur; "O kadar çok kitabı, evrakı, dosyası falan var ki Hanefi Bey'in! Kamyon getirmeniz lazımdı bloğun önüne!" Kamyon yoktu ama yakınlarına, arkadaşlarına ait çok sayıda araç içeri girip Avcı'nın boşalttığı hücresinden çıkan bütün dokümanları dışarı çıkarttılar. Ondan önce çıktı yıllardır dostluğunu yapan kitapları, evrakları. Çıktığındaki görüntüsü ise en azından benim için şaşırtıcıydı. Sinek kaydı traşı, üzerine giydiği yepyeni lacivert takım elbisesi, cilalanmış gıcır gıcır ayakkabıları ve sakin duruşu ile sanki cezaevinden çıkan bir tutuklu değil, mesaisini henüz bitirmiş ve çalıştığı kurumdan çıkan bir devlet adamı gibiydi.
Boşuna değilmiş bende oluşan bu ilk algı. Gerçekten de o, zaten bu ruhla, bu psikoloji ile onca yılı devirmiş Silivri'de. Çıkışta basın mensuplarının sorularını yanıtlarken kullandığı ifadeler tam da bunun göstergesiydi. Avcı; "Beni buraya koyanlar, belki 'Biz yaptık' diye düşünüyor ama ben bunun bir kader ve yaşanması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum. Bunları bu ülke için hayra yormak lazım. Bu acılar çekilmeseydi belki bu yapı bu kadar kolay da teşhir olmazdı" ifadelerini kullanırken kendisinin sıradan tutuklu bir adam olmadığını, bir mücadele nedeniyle ağır misyon yüklenmiş bir görev adamı olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Sonrasında da gece geç saatlere kadar birlikteydik Avcı'yla. Sayısız telefon geldi. Sayısız geçmiş olsun mesajı... Çok dikkat ettim. Hemen hepsine cevaben söylediği şey şuydu; "Hayra yormak lazım yaşadığım bu haksızlığı. Belki gerçeklerin anlaşılabilmesi için bu yaşadıklarım kaçınılmazdı!"
Belki de öyledir bilemiyorum... Belki de gerçekten 4 yıl evvel yazdığı kitapla Paralel Çete'yi ilk deşifre eden adam olarak tarihe geçen Hanefi Avcı bu zorlu süreci yaşamak zorundaydı. Ancak sözün özüne gelirsek; Hanefi Avcı'yı bu yapıyla mücadele etme konusunda çok kararlı gördüm. Sinip, pısacağını, susup bir köşede oturacağını sanmıyorum. Sakalsız ve Çete'siyle savaşa devam edecek fakat bir farkla! Evvelden gerçekçi mücadelesinin arkasında devlet yoktu. Medyanın desteği yoktu. Ama artık var! Hem devlet, hem de Paralel Yapı'nın geç de olsa farkına varan bir medya artık var. O yüzden yolu açık olsun diyorum bir kez daha kendisine ve vereceği mücadelede başarılar diliyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER