Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çocuklarımızı toplumsal genellemelere göre yetiştirmek ne kadar doğru?

Maalesef cinsiyet ları, toplum içinde hiç kabul görmeyeceği için kız çocuklarının agresif duygularını bastırmasına, erkek çocuklarınsa sevecen ve anaç duygularını aynı nedenlerden ötürü dışarıya gösterememelerine neden oluyor. Oysa bir çocuğun agresif olması, sevecen ve sakin olması kadar beklendik bir durumdur aslında. Negatif duygular da pozitif duygular gibi insana aittir ve her ikisinin de belirli noktalara kadar kabul görmesi gerekir.

Giriş Tarihi: 3.9.2018 20:49 Güncelleme Tarihi: 3.9.2018 20:54
Çocuklarımızı toplumsal genellemelere göre yetiştirmek ne kadar doğru?

Uzman Psikolog, Çocuk ve Ergen Terapisti Gülsün Ünal Çocuğun mutluluk ve sevecenlik gibi duygularını göstermesi olumlu karşılanıp destekleniyorsa yoğun agresif duygular yaşayan bir çocuğun da içinde bulunduğu duygunun anlaşılıp, bu duygunun ebeveynleri tarafından görülmesine ihtiyacı vardır. Bu durum çocuğun cinsiyetinden bağımsızdır. Biliyoruz ki cinsiyet rollerinin baskın olduğu toplumlarda babalar sırf anaç ve sevecen olmak erkeklik kalıplarına uymadığı için çocuklarına bakım vermekten veya onları içlerinden geldiğince sevip koklamaktan mahrum kalıyor. Ya da birçok kız çocuk ve anne, ifade edemediği agresif duygularını bastırarak kendilerini duygusal açıdan zor duruma sokuyor. Çocukları herhangi bir cinsiyet önyargısına göre yetiştirmek kişilik gelişimi ve duygusal gelişim açısından doğru değildir, duyguların cinsiyeti yoktur. Kız çocukların konuşma, empati ve iletişim konularında erkeklerden daha hızlı geliştikleri doğru mu? Cinsiyet rolleri ve toplumsal cinsiyet üzerine yapılan çalışmalar gösteriyor ki, anne-babalar olaylar hakkında farklı cinsiyetteki çocuklarla farklı şekillerde konuşuyor. Örneğin; ebeveynler bir olay hakkında konuşurken erkek çocuklara kıyasla kız çocuklarıyla daha fazla ayrıntı paylaşıyor, kişiler arası meselelerden daha fazla bahsediyor ve konuşmayı daha uzun tutuyorlar. Ebeveyn-çocuk arasındaki konu duygusal veya duyguların konuşulması olduğunda ise bu örüntü daha da ön plana çıkıyor. Anne-babalar kız çocuklarıyla konuşurken daha çok duygu bildiren kelime kullanıp, duygular hakkında daha çok konuşuyorlar. Daha da ilginç olan şey ise, ebeveynler olumsuz duygular üzerine kız çocuklarıyla çok daha fazla konuşuyor! Olumsuz bir duyguyu ifade etmek için daha fazla sayıda sıfat kullanılıyor. Bu bulgular gösteriyor ki, toplum içinde cinsiyet rolleri tarafından belirlenen "kızlar duygusaldır, daha anlayışlıdır" miti, ebeveynin kız çocuğuna olan yaklaşımını önemli şekilde etkiliyor. Küçük yaşlardan itibaren duygulara, duygusal konulara ve kişiler arası meselelere daha aşina olan kız çocuğu, erkek çocukla karşılaştırıldığında daha duygusal olarak algılanabiliyor. Aslında hiçbir kız çocuğu "duygusal" olarak doğmamışken, erkeklere kıyasla bu şekilde yetiştirilip sosyalleşiyor. Oysaki duyguları ifade edebilmek ve adlandırabilmek cinsiyetten bağımsız her çocuğun duygusal gelişimi için ebeveynler tarafından desteklemesi gereken alanlardır.

ÖN YARGILAR, KIZ ÇOCUKLARININ KARİYER VE İLGİ ALANI SEÇİMLERİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR"

Doğuştan gelen yetenek farklılıkları konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben doğuştan gelen ve cinsiyete dayanan yetenek farklılıkları olduğuna inanmıyorum ve bu açıklamaları bilimsel temelli bulmuyorum. Olayın psikolojik ve kültürel boyutlarını anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yapılan çalışmalar kız ve erkek çocukların eğitim hayatının ilk yıllarında bilim, teknoloji ve matematik ile ilgili okul konularında benzer performans gösterdiklerini, fakat yıllar içinde kız ve erkek çocukların bu konulardaki performanslarının arasında belirgin bir farklılık oluştuğunu gösteriyor. Bu fark daha sonraki yıllarda kadınların bilim, teknoloji ve matematik uzmanlık alanlarındaki üniversite bölümlerinde ve mesleklerde daha az temsil edilmesinde rol oynuyor. Bu durum psikologlar tarafından steorotip tehdidi olarak adlandırılıyor. Yani kadınların çocukluktan yetişkinliğe kadar maruz kaldığı "kızlar sözelde, erkekler fende ve matematikte iyidir" önyargısının etkisiyle kariyer ve ilgi alanı seçimlerinin olumsuz etkilendiği düşünülüyor. Cinsiyet farklılıkları ve okul başarısı alanında yıllardır araştırmalar yapan Dr. Claude Steele, aslında meselenin; erkek ve kız çocuklarının cinsiyetlerinden ötürü farklı yeteneklere sahip olmaları veya farklı alanlarda başarılı olmaları değil, kız çocuklarının fen ve matematik kapak alanlarında başarılı olmadıklarına dair süre gelen önyargılar yüzünden bu alana karşı duydukları ilgiden vazgeçip vazgeçmedikleri olduğunu söylüyor. Bu alanlara karşı ilgi duyan kız öğrencilerin performanslarıyla ilgili biraz hayal kırıklığına uğradığında "kızların matematikte ve fende iyi olmadığı zaten söylenip duruyor ve ben de bunu doğruluyorum işte" deyip bu alanlarda ilerlemekten vazgeçtiklerini ortaya koyan çalışmalar da var. Gerçekten de ünlü matematikçilerin veya fizikçilerin arasında kadınları görmüyoruz veya matematik derslerinde kullanılan örnekler daha çok erkek öğrenci odaklı oluyor. Eğitimde ve sosyal yaşamın diğer alanlarında cinsiyet eşitliğinin ön planda olduğu, cinsiyet önyargısının az olduğu toplumlarda daha fazla kız öğrenci ve kadın fen ve matematik temelli alanlarda çalışıyor. Bebeklerle oynamak isteyen erkek çocuklar veya arabalarla oynamayı tercih eden kız çocuklar aileleri kaygılandırabiliyor… Toplum tarafından kız çocuklara ve erkek çocuklara atfedilen cinsiyet rolleri vardır. Bu roller farklı cinsiyetteki çocukların nasıl davranması ve nelerle oynaması gerektiğine dair sadece çocuklara değil, yetişkinlere de önyargılı bir çerçeve sunar: Kız çocukları pembe sever, bebeklerle evcilik oynar; erkek çocuklar daha zor ağlar, silahlarla arabalarla oynar. Bunlar bilimsel temellere dayanmayan, toplum içinde yer etmiş düşünce kalıplarıdır. Cinsiyet rollerine uymayan çocukların ebeveynleri, çocuğun cinsel gelişiminin yolunda gitmediği veya cinsel kimlikle ilgili kafa karışıklığı yaşadığını düşünüp kaygılanabilirler. Oysaki bir çocuğun hangi oyuncaklarla veya kiminle oynadığı, hangi rengi sevdiği, çocuğun cinsel yönelimiyle ilgili gerçek bir bilgi vermez. Oyun, çocuğun yaratıcılığını kullandığı, duygusal ve zihinsel gelişimi destekleyen en güçlü araçlardan biridir. Bebeklerle oynayan erkek çocuk şefkat duygusunu ve bakım vermeyi pratik ederken, silahlarla oynayan kız çocuk agresif duygularını ifade etmek için iyi bir kanal bulmuş olabilir. Çocukların bu tür oyunlarına müdahale etmek, onları daha çok "kız gibi" veya "erkek gibi" oynamaya teşvik etmek, çocuğun hayal dünyasına yapılan ve duygusal gelişimine de zarar verebilecek bir müdahaledir.


Çocuklarda cinsiyet gelişimi ve buna dair farklılıkları keşfetme süreci ne zaman başlıyor?

2 yaş civarında çocuklar kız ve erkek bedenleri arasındaki fiziksel farklılıkların bilincine varırlar. Çoğu çocuk üçüncü yaş gününden önce kendini kız veya erkek olarak adlandırmaya ve bunu dillendirmeye başlar. 4 yaş itibariyle çoğu çocuk sabit bir cinsel kimlik algısına sahip olur. Hemen hemen aynı zamanlarda, çocuklar kadınlar ve erkekler için toplum tarafından belirlenmiş cinsiyet rollerini de öğrenmeye başlarlar. 3 yaşından önce çocuklar farklı cinsiyetler için dizayn edilmiş ve farklı cinsiyetler tarafından oynanan oyuncakları ayırt edebilirler. Örneğin; kız çocuğuna oyun evi ve bebekler çekici gelmeye başlarken, erkek çocuğuna arabalar, askerler veya bloklar çekici gelebilir. Veya karşı cins için üretildiğini düşündükleri oyuncaklarla oynamayı reddedebilir. Ergenliğe giriş konusunda da farklılıklar yaşanır. Kız çocuklar ergenliğe ortalama 10-11 yaşlarında erkek çocuklardan 1-2 sene daha önce girerler. Yaratıcılık da daha çok erkeklere atfedilen bir yetenek… Yaratıcılık; yaşanan sorunlara, problemlere ve uyumsuzluğa karşı duyarlı olma ve çözüm bulabilme, bulunan çözümler uymadığı takdirde bu çözümlerde değişiklik yapabilme becerisidir. Temelinde özgün ve esnek düşünebilme yatar. Bütün saydığım beceriler toplum içinde daha çok erkeklere atfedilen özellikler olsa da aslında bir bireyin bu becerilere sahip olması temelde cinsiyetten bağımsızdır. Doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz yaratıcılığımızın belirlenmesinde rol oynayabilir. Bu özelliklere cinsiyetimiz dahil değildir! Kimi insan zihin yapısı ve mizaç özellikleri bakımından yaratıcı olmaya diğerlerinden daha yatkın olabilir. Fakat yaratıcılık; sınırları olmayan, geliştirilmeye çok açık bir özelliktir. Yaratıcılık 20'li yaşlarda yükselmeye başlayan, 30'lu yaşların sonunda en üst seviyeye çıkan daha sonraki yaşlarda yavaş yavaş düşüşe geçen bir yetenektir. 3 yaş civarında çocuklar bir objeyi başka bir obje yerine kullanmaya başlarlar ve bu, yaratıcılığın davranışsal olan ilk belirtisi sayılabilir. Örneğin; bir kumandayı telefon olarak kullanırlar veya bloklardan bir ev inşa edebilirler. Araştırmalar okul öncesi dönemde yaratıcılığın çok hızlı arttığını ve 6 yaştan önce zirve yaptığını, örgün eğitime başlamayla birlikte de azaldığını vurguluyor. Okul ortamındaki kurallar ve çerçevesi çok belirgin düzen, yaratıcılığı düşürse de kişilik gelişiminin başka boyutlarına önemli katkı sağlıyor. Ebeveynlerin yapabileceği en faydalı şey, okul öncesi dönemde olabildiğince yaratıcı becerileri desteklemek. Bu çağlarda desteklenen ve gelişen yaratıcı beceriler, bireye hayat boyu avantaj sağlıyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Çocuklarımızı toplumsal genellemelere göre yetiştirmek ne kadar doğru?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN