Çocuğunuzun hayatında fark yaratın

Giriş Tarihi: 25.10.2017 16:42 Güncelleme Tarihi: 25.10.2017 16:42
Çocuğunuzun hayatında fark yaratın

Kfanızı en çok meşgul eden soru şu olmalı: " nasıl ideal bir yetiştirebilirim ? " bu sorunun cevabı, çocuğunuza kendi yolunu bulmasında nasıl destek olduğunuzda, başka bir deyişle ona nasıl " koçluk " yaptığınızda gizli olabilir...

Her anne-baba, larını yetiştirirken hayata karşı donanımlı olmaları için çaba sarf eder. Onların potansiyellerini açığa çıkaran iyi bir eğitim almalarını, kişisel becerilerini geliştiren kurs ve sertifikalarla fark yaratan bir birey olmalarını sağlamak da bu hedeflerin başında gelir. Peki, ama çocukların donanımları adına bu kadar koşturup çaba sarf ederken acaba başka şeyler gözden kaçıyor olabilir mi? Etkileyici diplomalar sosyal hayatta her zaman işe yarayacak mı? Kişi, toplum içine girdiğinde bir birey olarak kendini konumlandırırken önüne çıkan zorlukları aşabilecek mi? Peki ya ikili ilişkiler? "" isimli kitabında bir Sosyolog, Profesyonel Koç ve Eğitmen olarak ailelere yol gösteren Neslihan Erdoğdu, çocuklarını büyütürken her anne-babanın bir koç gibi, onlara doğru adımları göstermesi gerektiği fikrini savunuyor. Günümüzün popüler kavramlarından biri haline gelen koçluğun kelime karşılığı; istenen performansa ulaşmak için, koç ve danışan arasında kurulan planlı bir gelişim ilişkisidir. Koç'lar kişilerin var olan potansiyelini ortaya çıkararak, ulaşılabilir hedeflere ve olasılıklara odaklanan bir öğrenme ve gelişim süreci oluşturduklarına göre bu, anne-babalar için de ideal bir yaklaşım tarzı olabilir aslında. Ebeveynliğin yalnızca beslemek, barındırmak ve giydirmekten ibaret olmadığını, durumun çok daha bütünsel ele alınması gerektiğini düşünen Erdoğdu için, aile en önemli rol model. Erdoğdu ile kitabından yola çıktık ve 'fark yaratan ebeveyn olma' üzerine konuştuk…

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu?
Ben anne, eğitimci ve koç kimlikleri ile deneyimlediklerini, öğrendiklerini, gözlemlediklerini paylaşmak ve katkı sunmak isteyen bir kişiyim. Yazdıklarım ve değindiklerim kendi süzgecimden geçirdiğim ve inandığım şeyler. Biraz farkındalık biraz da fark yaratma çabası içindeyim. 19 yıl eğitim sektöründe değişik görevlerde bulunduktan sonra, son 11 yıldır profesyonel koçluk yapıyorum ve kurum çalışanlarına yönelik eğitimler veriyorum. "Fark Yaratan Anne Baba" ise ikinci kitabım. Hem kitabım hem de Fark Yaratan Anne Baba seminerlerimiz ile ebeveynler ile buluşuyorum. Fark Yaratan Anne Baba kitabının çıkış noktası, aslında bir anne. Bir annenin davranışları! Kafamda dolanıp duran şeyler vardı, anne babaların çocuklarına olan davranışları hakkında görüşlerim, hatta şikayetlerim vardı. Çünkü şirket eğitimleri yaparken de pek çok şeyin yetişmeyle ilgili olduğunu gözlemledim. Ve bir gün bir alışveriş merkezinde, bir annenin çocuğuna "Sana burada top oynanmaz diyen olursa, 'sana ne' de!" dediğini duydum. Bu deneyimden yola çıkarak, uzun süredir sorguladığım ve üzerinde çalıştığım bu konuya odaklanarak, şikayet ettiğimiz, eleştirdiğimiz pek çok konunun kaynağı olan çocuk yetiştirme ile ilgili olarak anne-babalara seslenmek, onlara yol göstermek istedim.

Siz bir sosyolog-eğitimci ve bir koç olarak toplumumuzdaki anne-babalık yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tam da benim hareket noktam aslında; biz toplumca her şeyi abartarak yaşıyoruz nedense. Çocukların özgür yetişmesini, sınırsızlığa ve kuralsızlığa vardırıyoruz. Özgüvenli çocuk yetiştirmeyi abartıp kibirli ve şişkin egolu çocuklara dönüştürüyoruz. Teknolojiye bağımlı, her istediğinin yapılmasına alışmış çocuklar yetiştiriyoruz. Aslında koçluk tam da burada devreye giriyor ve dönüştürüyor. Toplumsal olarak koçluğa çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Çünkü koçluk insanı dengeye getiriyor, başkasından duyduğunda savunmaya geçeceği noktalarda kendisiyle yüzleştiriyor ve kişi kendi bulduğu ya da fark ettiği şeyden kaçamıyor. Sorgulanmayan, ezberden giden ya da tepkiyle oluşturulmuş tüm anne-babalık varsayımlarını sorgulamaya çalışıyorum. Biraz paradigmaları değiştirmek diyebiliriz.

İdealinizdeki çocuğu yetiştirmek mi, yoksa ideal çocuk yetiştirmek mi?
Aslında böyle bir şey yok, ne ideal çocuk var, ne idealdeki çocuğu yetiştirmek diye bir şey var… Benim fark edilmesini istediğim şey şu: İdeal; ancak çocuğun gerçeklerinin keşfedilmesi ve bunlarla ailenin ideal değerlerinin buluşması ile mümkün olabilir. Aile için yardımseverlik bir değerse bunun çocuğa geçirilmesi ailenin idealinin gerçekleşmesi anlamına gelebilir, ayrıca çocuğun getirdiği bir de potansiyel var. Bu potansiyelin keşfedilmesi ile çocuğunuzu kendi potansiyeli içinde idealize edilmiş bir noktaya taşımak mümkün. Ancak potansiyelini keşfedemeden yaşamış ve göçüp gitmiş milyonlar var. İyi anne-baba olmak, her istediğini yapmak yerine çocuğu birey olarak görmek, onu keşfetmek ve yolunu açmak, kolaylaştırıcı olmak demek aslında. Ve elbette "İyi, güzel, doğru" kavramları oldukça da öznel. Çocuğum başarılı olsun diye hem kendini zorlayan hem çocuklarına zarar veren ebeveynler var ki, özellikle de anneler böyle, onlar "iyi" anne olmak adına böyle davranıyorlar. Ben de durup "İyi ne demek, başarı ne demek, başarısızlık ne demek, sevgi ne demek" diye kendinize sorun diyorum.

Peki, ideal anne-baba nasıl olunur?
Bizler genellikle bebeklik döneminde, yediğine, uyuduğuna, cicili bicili oyuncaklarına ve giysilerine takılıyoruz. Bu işin zevkli tarafı, ama geçicidir. Kalıcı olan ise nasıl bir çocuğunuzun olmasını istediğinize odaklanmaktır. Değerler noktasından bakarak şekillendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kısmı atladığımız için de bugün yaşadığımız ve sorun olarak hepimizi üzen ve rahatsız eden pek çok irili ufaklı durumlar yaşıyoruz. Bir çocuk toplum içinde bağırarak oynuyor ya da konuşuyorsa, anne-baba "Çevreye rahatsızlık vermeyelim, hadi bakalım biraz daha yavaş ol" dediğinde, çocuğuna bir başkasına saygı duymayı öğretir. Elindekini sokağa atmaması gerektiğini söyleyerek ve kendisi de böyle davranarak çevre bilinci kazandırır. Ancak kitabımda da belirttiğim gibi, bu nokta öncelikle, anne-babaların hem kendileri ile hem de birbirleri ile ilgili ortak değerlerini belirlemeleri ve yeni değerler eklemelerini gerektiriyor. Ama anne-baba, "Benim çocuğum vatanını seven, insan odaklı, yardımsever, dürüst, bireye saygılı, canlılara ve doğaya saygılı birey olarak topluma karışmalı" diyorsa, bu değerleri yaşatmalı ve öncelikle örnek olmalıdır. Anne ya da babasının aracını park ederken başka bir araca çarpıp yoluna devam etmesine tanık olan çocuğa dürüstlüğü, adaleti, hakkaniyeti anlatmak mümkün müdür? Ya da bir arkadaşı ile telefon konuşmasından sonra o kişi hakkında ileri geri konuşan annenin, dedikodunun yanlış olduğundan söz etmesi mümkün mü? Ben bu yüzden çocuklardan değil kendimizden şikâyet etmemiz gerektiğini, bu nedenle de önce anne-babaların kendilerini değiştirmeleri gerektiğini söylemek hatta bağırmak istiyorum. Atalarımız ne güzel söylemiş. Armut dibine düşer. Maalesef genelde herkes çocuğundan şikayet ediyor. Kimse kendine bakmıyor, "Ben ne yaptım da çocuk böyle oldu" demiyor.

Nasıl fark yaratabiliriz ?

- Çocuklarınızı varlıkları nedeniyle severek. Çünkü sevgi çok müthiş bir enerji…
- Çocuklarınızla ilgili olumlu şeylere odaklanarak,
- Onları keşfederek ve onların da keşfetmelerini sağlayarak,
- Çocukların zorlanmalarına izin vererek,
- Onlara zaman ayırarak fark yaratabilirsiniz.

Her anne-baba koçluk eğitimi alamayabilir. Anne-babalar çocuklarına koçluk yapabilmek için kendilerini nasıl geliştirebilir ve bir koç nasıl olmalı?
Koç kimliği ile kastım; eleştirmeden, yargılamadan, akıl vermeden yaklaşmak. Anlamaya çalışmak ve dinlemek çok sihirli yaklaşımlardır. Koç yönlendirme yapmaz, akıl vermez, eleştirmez. Anne babalar yönlendirir, eleştirir, yargılar hatta suçlar mesela… Ama koçluk yaklaşımı çok daha farklı bir bakış açısı sunar. Ben, anne-babaların dinlemekten çok konuşmak, anlamaya çalışmaktan çok anlatmak telaşında olduklarından çocuklarına yabancılaştıklarını ve iletişimlerinin koptuğunu düşünüyorum. Onlara tavsiyem tam da bunun tersini yapmaları yönünde olur. Bence koçluk öğrenen her anne-baba, kendi idealini ve çocuğunun gerçeğini oluşturacağından bu soruların cevaplarını bulabilir. Ben koçluğun anne-babalar için çok kıymetli bir yöntem olduğuna inanıyorum. Koçluk sizi çok daha insani bir noktaya taşıyor. Bilinç olarak daha esnek, daha anlayan, daha çözüm odaklı ve daha eyleme dönük oluyorsunuz. Kitabımda ebeveynler için birçok soru yer alıyor. Bu sorular ile doğru davranış şekillerini seçmek, çocuklarımıza bu şekilde davranmak, en başta kişinin kendini sorgulaması en doğru yaklaşım olacaktır diye düşünüyorum.

Çocuk yetiştirirken "keşke" olmasaydı dediğiniz neler oldu? Bundan biraz bahsedebilir misiniz?
Öyle çok ki; keşke bu kadar çok çalışmasaydım, keşke dışarıdan bana bir şeyler söyleyen insanları hemen reddetmek yerine, acaba haklı olabilirler mi diye dikkate alsaydım. Çocuğumla daha çok zaman geçirseydim, anı biriktirseydim…

Anne-babaların disiplin anlayışı nasıl olmalı sizce?
Disiplinsiz bir nesil geliyor. Rahat yetişmiş, zorlanmamış, kolay elde eden, kolay tüketen ve sıkılan. Bu noktada kurallar ve bunların uygulanması önemli. Elbette yaşlara göre kuralar da kategorize ediliyor. Psikoloji bilimi bu bilgileri bize sunuyor, ancak her yaşta uygulanacak kurallar, ilkeler olmalı. Disiplinin önündeki en büyük engel; şimdi anlamaz, büyünce öğrenir yaklaşımı. Başka bir nokta ise anne-babanın bu konuda aynı fikirde olması gerektiğidir. Bu konuları oturup konuşup anlaşmış olmalılar. Biri 6 aylıkken eline cep telefonu verip oyalarken, diğeri karşı çıkarsa hem kendi ilişkileri açısından hem de çocuğun yetişmesi açısından tutarsız bir durum ortaya çıkar. Anne babalar çocuğun yaşına ve gelişim ve ihtiyaçlarına göre önlerine gelen ve gelmesi olası durumlar için önceden konuşmuş ve anlaşmış olmalılar. Bu yaklaşım ve tutarlılık, ideal çocuk yetiştirme konusunun ilkesi sayılabilir.

" Bütünsel bakış çok önemli "

Anne-babaların çocuklarını bütün olarak görebilmelerini önemsiyorum. Sadece başarılarına ya da elde ettiği sonuçlara odaklanırsak, yani yaptıkları ya da yapamadıklarını dikkate alırsak, gözden kaçırdığımız o kadar önemli kısımlar olur ki… Biz bir bütünüz. Bu dünyaya ne için geldiğimiz, yaşam amacımız, duygularımız, ilişkilerimiz, düşüncelerimiz, inançlarımız, kalıplarımız, davranışlarımız ve elde ettiğimiz sonuçlar... Hepsi bir bütünü oluşturuyor. Aslında yaşadığımız pek çok şey, inandıklarımız ve düşünce kalıplarımızla şekilleniyor. Davranışı değiştirmek için çok mücadele ediliyor, ama düşünce ve inanç değişmeden davranış değişikliği de olamıyor maalesef. Beynimizin çalışma prensibine aykırı. Örneğin; matematiği pekiyi olmayan bir çocuğa, "Hadi çalış, şöyle çalış, böyle çalış" deriz. Ama pek de fazla durum değişmez. Büyük bir ihtimalle ben matematiği yapamam gibi bir kalıbı, inancı vardır. O da matematiği sevmiyorum duygusuna dönüşmüştür.
Sonuç: Matematikte başarısızlık! İşte bu nedenle bu bütünsel bakış önem kazanıyor.

Hazırlayan: Aytülike KESKİN

ARKADAŞINA GÖNDER
Çocuğunuzun hayatında fark yaratın
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN