Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

Yeni başkandan talebim

Türk Dil Kurumu'nun başkanı değişti. Prof. Mustafa Sinan Kaçalin görevden alındı. Yerine Ege Üniversitesi'nden Prof. Gürer Gülsevin atandı. Hayırlı olsun.
Prof. Kaçalin dil konusunda takıntıları olan bir kişiydi. "Hayat kelimesi varken niye yaşam diyoruz? 'Yaşam merkezi' de ne demekmiş" şeklinde açıklaması vardır.
O sözler Kaçalin'in, dil-toplum-bilimci ilişkisini kavrayamamış olduğunun işaretiydi. 'Hayat merkezi' demek yerine, 'yaşam merkezi' diyorsak bunun sebebi (sebepleri) olmalı. Bilimcinin görevi bir tabirin niye tercih edildiğini araştırmaktır; dil polisliği yapmak değil.
(Not: Öztürkçeciler bir sürü saçmalığa imza attı. O bir devirdi; geçti. Hala öztürkçe düşmanlığı yapmak, 'Ben geçmişte yaşıyorum' demektir. İzale edilmesi gereken ideolojik bir hastalıktır.)
Bazı konularda takıntıları bulunsa da, bir yönetici başarılı olabilir, faydalı işler yapabilir... Selfie yerine özçekim sözünü önermek, o tutmayınca da görçek kelimesini ortaya atmak dışında, Kaçalin döneminden aklımda kalan hiçbir dişe dokunur icraat yok.
Hakkını yemek istemem. Olumlu işler yapmış olabilir. Ancak bana yansımadı. (Unutmayalım ki icraatı duyurmak, hatta reklamını yapmak da çağdaş yöneticinin görevidir.)
Prof. Kaçalin ile tanışmamıştım. Yeni Başkan Prof. Gülsevin'i de tanımıyorum. İnşallah başarılı olur. Yeni başkanın uygulamak istediği bir plan-program vardır mutlaka. Yoksa da en kısa sürede hazırlayacaktır.
Benim kendisinden bir ricam olacak. Bu talebi en az 15 yıldır TDK'ye iletiyorum. Çıt çıkmıyor.
Türk Dil Kurumu tez elden bir Eş ve Karşıt Anlamlı Kelimeler Sözlüğü hazırlamaya girişmeli. Frenklerin Thesaurus adını verdiği böyle bir sözlük, sadece okul ve işyerlerinde kullanılmakla kalmayacak, Türkçede gözlediğimiz fakirleşmeye karşı da işe yarayacaktır.
Türkçe nasıl fakirleşiyor? Mesela doğru ve güzel Türkçe meraklısı işadamı Bülent Eczacıbaşı, 'üretim' ve 'ürün' kelimelerini örnek verir. 'İmalat' gözden düşmekte, 'istihsal'i ise neredeyse kullanan kalmadı. Günümüzde 'mahsul' veya 'mamul' diyen pek az insan kaldı.
Bu arada 'benim talebim' dediğime bakmayın. Asla kendim için istemiyorum; yani bir maddi çıkarım yok. Tek amacım Türkçeye ve genç kuşaklara hizmet edilmesini sağlamak.
Şu anda piyasada sadece iki adet Türkçe Thesaurus bulunmakta:
Biri Yıldız Moran'ın hazırladığı, 1992 tarihli Eşanlamlı Sözcükler ve Karşıt Anlamları Sözlüğü ki bulmak kolay değil. Ancak sahaflardan edinebilirsiniz. (Spatyom Yayınları)
Daha kolay bulunabileni ise Özcan Yalım'ın hazırladığı, ilk baskısı 1998'de yapılan, Türkçede Yakın ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü (İmge Kitabevi).
Kaynak, arşiv ve uzmanlarıyla koskoca Türk Dil Kurumu varken, nasıl olur da sözlük alanında bu kadar yetersiz kalabiliriz? Akıl alır gibi değil!

***

Apartmanda davul-zurna?

Bir cumartesi günü olmalı. Aşağıdan heyecanlı ve telaşlı sesler geliyor. Neler oluyor? Komşunun kızı evleniyormuş. Derken kapı kapalı olmasına rağmen bizi yerimizden hoplatan bir ses yankılandı merdiven boşluğunda: Güm güm de güm güm!!!
Ne oluyoruz? Artık böyleymiş. Gelin hanım ailesinin evinden çıkarken davul-zurna çalınıyormuş.
Geçen gün lüks bir Bağdat Caddesi apartmanında oturan birisiyle sohbet ediyoruz. Oradan da bir gelin davul-zurnayla çıkmış. Aramızda bekar bir kız arkadaş vardı: "Ah, ben de öyle isterim" diye iç geçirdi.
Aslında insanların tek tek talebi değil bu...
Düğün organizasyonu yapan şirketlerin atraksiyonu. Anlaşıyorsunuz. Her şeyi onlar ayarlıyor. Bunun içinde davul-zurna da var.
Davul-zurna köye, kasabaya uygun bir duyuru şeklidir. Şimdi gösteriş yapmak isteyen İstanbullu şuursuz üst-orta sınıflar da heves ediyor.
"Ben de isterim" diyen arkadaşa "köylülük bu" dedim... İtiraz etti: "Öyle demeyin, geleneklerimizi yaşatıyoruz."
Ne geleneği yahu? Uydurmayın. Moda desenize şuna... Bundan çok değil 20 yıl önce üç nesillik hiçbir İstanbullunun aklının ucundan geçmezdi davul-zurna çaldırmak. Hele herifleri apartmanın içine sokmak? Ne kadar ayıp! Görmemişliğin dik alası.
Ama zaman değişiyor işte. TV'lerde köylü kılıklı bir takım adamların halay çektiği, horon teptiği sürüyle reklam var. Benim rastlar rastlamaz zıplamamın ve o ürünü asla almayacak olmamın hiçbir değeri yok. Birileri bayılıyor ki uyanık reklamcılar yapıyor.

***

Yunusların özel adları!

Geçen hafta işaret alfabesiyle insanlarla iletişim kuran Goril Koko'dan söz etmiştim. Koko hayvanların da düşündüğünü, kendi çaplarında buluşlar yapabildiğini, sevdiğini, mutlu olduğunu, şakalaştığını, üzüldüğünü apaçık biçimde insanlara göstermişti.
İşte benzeri bir haber daha: Yunusların birbirine adlarıyla hitap ettikleri anlaşıldı!
İskoçya'daki St Andrews Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, şişe burunlu yunuslar hakkında yaptıkları çalışmalar esnasında, bugüne dek bilinmeyen bir gerçeği ortaya çıkardılar.
Her yunusun duyduğunda cevap verdiği bir özel ses vardı. Adı Ahmet olan birisi, "Ahmeeet" diye seslenildiğinde nasıl kayıtsız kalamıyorsa, yunuslar da aynı durumdaydı.
Üniversitenin Deniz Memelileri Araştırma Birimi'nden Dr. Vincent Janik şöyle diyor: "Yunusların açık denizde yön bulmak için kullanabilecekleri bir işaret, mesela bir kaya bulunmuyor. Sosyal bir hayvan olan yunusların birlikte hareket edebilmeleri için özel seslere ihtiyaçları var."
Karada yaşayan hayvanların çoğu nasıl kokuya duyarlıysa, yunuslar da sese duyarlı. Bu sayede koca denizde birbirlerini görmeden de haberleşiyorlar.
Birbirlerine ad takmak ise yunusların gelişmiş zekalarının ürünü. Dr. Janik yunusları ve diğer hayvanların daha iyi anlarsak, insanlar arasındaki iletişimin nasıl geliştiğini de daha iyi anlayacağımızı düşünüyor.
Kıssadan hisse: İnsanı anlamanın yolu hayvanları anlamaktan geçiyor dersek, abartmış olmayız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA