Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

SİZ "TÜRKİYE BATIYOR" DİYEN FETULLAHÇI PROFESÖRLERE DANIŞIN!

MÜSİAD Başkanı Nail Olpak "tecrübe ve vizyonuyla bundan sonra da önemli katkılar sağlayacağınainanıyoruz" demiş. Bu doğal. Üstünde durmaya gerek yok.
Fakat bakalım "laik" sermaye ne diyor? İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar "büyük bir memnuniyetle öğrendim" demiş. Türkiye İhracatçılar Meclisi de büyük memnunluk duymuş. İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Hikmet Tanrıverdi "ülkemizin üretken ve birikimli bir liderin eline geçtiğinin önemli bir göstergesi" diyor. Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği Başkanı Ömer Faruk Çelik:
"Atılımcı, yatırımcı, ticaret dengelerini bilen, ekonomiden anlayan bir proje adamının gelmesi Türkiye için bir şans gibi gözüküyor." İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş: "Çözüm odaklı ama hızlı çözüm odaklı bir başbakana sahip olmak ülkemize yeni açılımlar ve fırsatlar getirecektir." Ege İhracatçı Birlikleri Başkanı SabriÜnlütürk: "Türkiye 2023 yılı hedeflerine yıldırım hızıyla koşacak." Eh, hadi bunlar tüccar... Ya sanayici ne diyor?
İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan: "Önemli bir adım olarak görüyoruz, yaptığı atılımlar bundan sonra yapacaklarının somut işaretini veriyor." Özak Global Holding Başkanı Ahmet Akbalık: "Ekonomi için sıçrama şansı getirecektir." TBTSO Başkanı İbrahim Burkay: "İş dünyasına güven veriyor." TÜROB Başkanı Timur Bayındır:
"Turizmin en önemli adımlarından biri olan altyapı yatırımlarında büyük projelere imza attı, ülkemize yeni bir soluk kazandıracağına inanıyoruz." İTHİB Başkanı İsmail Gülle: "Devam eden projelere hız kazandıracağına ve yeni projeleri de en hızlı bir şekilde hayata geçireceğine inanıyoruz." Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar: "Bizleri dinleyen, anlayan ve çözüm odaklı Sayın Binali Yıldırım'ın isminin açıklanmasından büyük memnuniyet duymaktayız." Hemen aklınıza gelmiştir, peki TÜSİAD nerede? Nerede olacak, "sözde sola" yeni lider bulma peşinde, Kılıçdaroğlu'nu devirip yerine bir başkasını geçirme derdinde!
Hadi hayırlı arayışlar. "Memleket batıyor" diyen Fethullahçı profesörler var, "karga kılavuz" niyetine onlara da danışın.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ÖZKÖK'E DEĞİL AMA ONLARA ÇOK GÜLÜYORUM…

Söyleyin bakalım... Ertuğrul Özkök'ü şarabı bırakmaya kim ikna edebilirdi? Aşırı iştahın "insanca" bir duygu olduğuna onu kim inandırabilirdi? Tabii ki, buralı bir dost veya geleneksel kültürümüze vakıf bir rehber değil! Bunun hayalini bile kurmayın! Bu kişi ancak havası bin beş yüz bir guru bozuntusu olabilirdi. Hele bu karşılaşmanın olduğu yer binlerce kilometre uzakta egzotik bir detoksmerkeziyse, ikna edici gücü iyice artıyor. Bir de guru bozuntusunun sohbeti alkol kullanımının zararlarından başlayıp Tevrat'ın "Tekvin" bölümünden alıntılarla tamamlanıyorsa değmeyin Özkök'ün keyfine!
O kişi ki, tam 22 yıl Türk medyasının amiral gemisini yönetmiş... İnsan bu tecrübesiyle ilgili kaleme aldıklarıyla ister istemez ilgileniyor. Ben takılıp kaldım mesela. Yok, söylenmek için değil tabii ki! Kolayına kaçıp hemen reaksiyon gösterelim diye de değil. Ama uzun yıllar boyu maruz kaldığımız kültürel endoktrinasyonun boyutlarını anlamak için...

İnsan hafifçe dışarı çıkıp belli bir mesafeyle bakmaya başlayınca bizim pop/ beyaz medya figürlerimizin çocuksuluklarına şaşırıp kalıyor.
Onca eğitim, onca kültür ne içindi? Ferrari'sini şimdilik gözlerden saklamış ve ünlü bir detoks merkezinde maaşa bağlanmışkıytırık bir gurunun "tabiat" üzerine saçmalamalarına hayran kalmak ve bunu bir de oturup Hürriyet okurlarına aktarmak için mi? Tabii sonunda konu mutlaka iyi ve uzun yaşamaya geliyor. Neyi yapıyorlarsa bunun için yapıyorlar zaten. Yaşamalara doyamıyorlar. Tabii ki o guru bunlara peynir yeme çünkü tabii değil, demesini biliyor da "iyi" yaşamanın ancak "iyilik"le mümkün olduğunu anlatmıyor. O zaman müşterisi kalmaz! Kimse anlattığı havalı laf salatalarını yutmaz!

Nihayetinde, Özkök'ün yazısından ilk üç günün güzel olduğunu, sonra şaraba olan dahil her türlü baştan çıkartıcı arzunun geri döndüğünü öğreniyoruz. E, o halde bütün bunları niye okuduk diye sormayın sakın! Kim bilir, belki içinde bol bol "Eski ahid", "Tevrat" ve "Buda" geçen subliminal bir metinle karşılaşmış da olabiliriz. Fakat Özkök'ün yazılarının bir sosyal sınıfın zihni hakkında net bilgiler verdiği kadar eğlenceli olduğu da ortada. Yalnız bambaşka bir kültürel formasyondan gelen bazı gazete arkadaşlarının bu yazıları ve yaşam tarzını taklit etmeye kalkmaları var ki!
Özkök'e değil ama onlara çok gülüyorum.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

MADEM BU NOKTAYA GELİNDİ ARTIK GEREĞİ YAPILSIN!

şte bütün dokunulmazlıklar kaldırıldı. Böyle olması gerekmezdi oysa... PKK'ya "yardım ve yataklık" eden milletvekillerini ayıklamak için 276 "evet" oyu yetiyordu. İş bu noktaya geldi.

İşi bu noktaya getirenler bedelini ödesin. (Mesela Kılıçdaroğlu, ettiği küfürlerin yanına kâr kalmayacağını düşünsün ve bundan sonra daha dikkatli bir dil kullansın.) Bir şey daha:

Madem iş bu noktaya geldi (dediğim gibi, bunda Kılıçdaroğlu ve Demirtaş'ın payı büyüktür), gereği yapılmalıdır.

Dokunulmazlıkların kaldırılması, iddia edildiği gibi, yasama organına indirilmiş bir darbe değildir. Çünkü konunun "yasama dokunulmazlığı"yla ilgisi yok. "Ne oluyor? Eskiye mi dönüyoruz?" diyenler de endişe etmesin. 90'lı yılların karanlığını idrak etmiyoruz.

HDP de artık bir karar versin. Siyasi bir parti mi olacak, PKK'nın "halkla ilişkiler bürosu" gibi mi çalışacak? Bu seçimi yapsın!

Ahmet Kekeç/Star

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

DEMOKRATİK SİYASETTE ŞİDDET VE NEFRETE YER YOKTUR!

20'nci yüzyılın son döneminde yüzbinlerce Bulgaristanlı Türk'ün göçüne tanık olmadık mı? Ya da Saddam'ın zehirli gazlarından kaçıp Anadolu'ya sığınan Iraklı Kürtleri hatırlamıyor muyuz? Humeyni rejimi geldiğinde milyonlarca İranlının, ülkelerinden kaçmak durumuna düştüklerini görmemiş miydik?
1923-39 arasında Yugoslavya'dan Türkiye'ye 120 bin kişi sığınmıştı. İkinci göç dalgası da 1952-67 arasında yaşandı. Kosova'dan Makedonya'dan, Bosna'dan gelenlerin sayıları 200 bine yakındı. Ya Kırım Tatarları? Kemal Karpat'a göre, 1783-1922 arasında Osmanlı topraklarına göç eden Kafkasyalı ve Kırımlı insanların sayısı 1 milyon 800 bin civarındadır. Daha sonra da 1940'ların sonunda Stalin'in sürgününden kaçan Tatarlar geldi.
1912'deki Balkan Savaşı sonrasında yurtlarını bırakıp Türkiye'ye göç eden milyonları unuttuk mu? Sovyet Devrimi'nden kaçan Beyaz Rusları...
1864'ten başlayan Çerkez göçünü... Katolik yobazlığından kaçan İspanya Yahudilerini... Bunları da mı hatırlamayalım? Ya bizim verdiğimiz göçler?... Mübadele ile giden Anadolu insanları... Tehcir sonrası Ermeni göçü... Kıbrıs olaylarının rüzgârında göçe zorlanan İstanbullu Rumlarla "Fetih"ten beri birlikte yaşamıyor muyduk? 1950'de sayıları 130 bindi, şimdi 2000'in altına indiler...
Şişkin egolarımızla ve bilinçsizliğimizle Anadolu'yu da çevre coğrafyasının trajedilerine yönlendirmemeliyiz. Ve unutmamalıyız ki insan sevgisi ve hoşgörü olmadan "Vatan Sevgisi" içi boş bir kavramdır. "Vatanımda yaşayanlardan sadece benim gibi olanları ve benim gibi düşünenleri seviyorum" çizgisinde siyasete bakıyorsanız, beyniniz hastalıklıdır. Kişilere dönük hastalıklı takıntılarla 20'nci yüzyılın ikinci yarısında bir başbakanın ve iki bakanın idam edildiğini unutmamalıyız. Öfkelerinin boyu akıllarından uzun olan ve vücut salgıları ile düşünce ürettiklerini zannedenler, yakın ve uzak tarihte bu coğrafyanın insanlarına kendi vatanlarında yaşamayı cehennem haline getirmediler mi?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

DÜRÜMLÜ KATLİAMININ HESABI SORULSUN!

Dürümlü'de yaşananlar öyle tarihin sarı sayfalarında unutulacak türden bir facia değil. PKK 15 ton bombayı patlattığında sadece dört vatandaşımızın naaşına ulaşılmıştı; 14 vatandaştan ise hiçbir iz yoktu. Öyle ki, önce PKK tarafından kaçırıldıkları zannedildi. Gerçek, birkaç gün sonra toplanan küçücük beden parçalarının DNA eşleştirmesiyle ortaya çıkacaktı. Kaybolduğu düşünülen 12 vatandaşımızın bedenleri PKK tarafından patlatılan 15 ton bomba yüzünden un ufak olmuştu.
PKK bu 15 tonluk bombayla kim bilir kaç ayrı yerde, kaç cana kıyacaktı? Belki onlarca, belki yüzlerce masumu öldürecekti.

Seyithan Yakar, Orhan Yakar, Gerçek Yaman, Rıza Yaman, Sait Yaman, Temur Yakar, Mehmet Yaman, Tahir Yaman, Uğur Yaman, Salih Yaman, Davut Yaman, Emrullah Yeşil, Ramazan Yakar, Ahmet Yaman, Mustafa Yakar…
35 metre çapında, beş metre derinliğinde bir kratere gömülen kahraman vatandaşlarımız onlar… PKK bu insanlara "hain" derken, HDP de olayın vahametini savuşturmak için "kimden gelirse gelsin" şeklinde kınamaya çalıştı. Faili kaybediverdiler. Peki, 6-7 Ekim'den beri verdiğimiz bunca can kaybını gerektirecek ne yaşandı Türkiye'de?
PKK, FETÖ ve onların peşine takılan CHP ve HDP'nin kara propagandasını bir kenara koyarsanız, koca bir hiç!
Ülkede ihalesini aldıkları darbeyi yapabilmek adına gerçekleri ters yüz ederek olağanüstülükler yarattılar.
Suriye'nin kuzeyinde bir devlet sözü aldılar. Bunun için Çözüm Süreci'nin zehirlenmesi, dindar Kürtlerin devşirilmesi, ülke içinde darbeyi mümkün kılacak bir iç savaşın başlatılması gerekiyordu. Belki sebebi bu bile değildi; PKK'nın pankürdist bir amacı bile olmadığını, sadece istendiği zaman şiddet üreten bir inorganik yapı olduğunu söyleyebilirim.

Markar Esayan/Akşam

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

DEMİRTAŞ'IN KELEPÇE FANTAZİSİ!

Demirtaş henüz bir yıl önce siyasi rakiplerini tasfiye etmek için şu temennisini dile getiriyordu:
"Yargılanacaksınız! Hep birlikte göreceğiz. Ellerinize o kelepçeler takılacak!" Niçin yargılanacaklardı, ortada hukuki bir suçlama mı vardı?
Hayır, ama zaten Demirtaş'ın bahsettiği de hukuk devletinin mekanizmaları, Kandil'inin "devrimci adaletiydi." Evet, evet, son olarak Diyarbakır'da 16 Kürt köylüyü katleden yere batasıca "adaletlerinden" bahsediyordu Eş başkan!
Binlerce sivilin, askerin, polisin katledilmesinden sorumlu olan bir terör örgütünün yasal kanadından gelen bu tehdit, çoğunluğun siyasi temsilcilerine hakaretin sıradanlaştığı ülkemizde tepkiyle karşılanmadı. Hatta bol bol alkış aldı.
Ancak ne gariptir ki aynı cephe, şimdi yanlarına Ak Parti'ye içeriden akıl veren ikbal pervanelerini de almış, yine kelepçeden falan bahsediyorlar.
Merak etmesinler. Biliyoruz, onlar her türlü provokasyonu deneyecekler ama Türkiye artık eski Türkiye değil. Bu halk artık 90'lardaki gibi zalimi mazlum gösteren Meclis kapısındanvekil alma mizansenlerini yemez.
Adil yargılanmanızın takipçisi olacağız.

Melih Altınok/Sabah

BİZE ULAŞIN