Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

MHP'deki rakip tarafların MHP kurultayında Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan seçilmesini nasıl karşılayacakları sorunsalına gelince... Başkanlık seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu'nu CHP ve MHP'nin "Çatı adayı" olarak belirledikleri hatırlanırsa, Kılıçdaroğlu da bu iki partinin "Çatı Genel Başkanı" olarak ilan edilebilir. Bu arada Kılıçdaroğlu elinin parmaklarını nasıl birleştirip bozkurt selamı vereceğini de, antrenman yaparak daha iyi öğrenir.
Bazı sorunlar Ortaya çıkacak diğer bazı sorunların da olacağı tabii ki düşünülmelidir. Mesela CHP ile HDP'nin aynı titreşim katsayısına girmeleri, Kılıçdaroğlu'nun MHP'nin de Çatı Genel Başkanı olması durumunda aksayabilir... PKK terörü ile mücadelede taviz vermez tutuma sahip MHP'lilerin Çatı Genel Başkan'larının HDP ile aynı söylemleri seslendirmesine tahammül etmeleri, herhalde mümkün değildir. Ama aynı konuda birbirinden çok farklı şeyleri söyleyebilen Kılıçdaroğlu, bu soruna da kendince bir çözüm üretecektir.
Bu iki partinin bir "Çatı Genel Başkanı"nın yönetiminde birleşmeleri, tabii ki bunların "Seçim kazanamamak" diye bilinen sorunlarına çözüm getirmeyecektir. Bu sorunu unutturmak için Çatı Genel Başkanı'nın "Kim kimin altına yattı" veya "Kim kime bindi, kim kimden indi" benzeri veciz söylemlerine yenilerini eklemesi bir çözüm olabilir. Kısacası MHP'lilerin kurultay toplamak konusundaki kararsızlıklarını giderecek çözüm, CHP'de bulunuyor... Bu konuyu yargının kararına bırakmak yerine CHP yönetimine aktarsınlar. Kurultaylar nasıl toplanırmış görürler...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

PKK Kandil'den Nusaybin'deki yandaşlarına "çekilin" emri verdi ama boşuna. Bazıları PKK'lılar liderlerini dinlemiyor onun için teslim oluyorlar diye yorumlar yapıyor ama işin aslı güvenlik güçleri PKK'lıları öyle bir köşeye sıkıştırdı ki teröristlerin kaçış yollarına bile kilit vuruldu. Yani çekilmek isteseler de çekilecekleri bir yer yok.

Bu da güneydoğunun diğer ilçelerinde hala güvenlik güçlerine karşı mücadele etmek niyetinde olanların morallerini ciddi bir şekilde bozuyor. Teslim olan PKK'lılar arasında 18 yaşından küçük çocuklar var. Kobani'den gelenler var. Yani PYD'nin yetiştirdiği PKK'lılar da Nusaybin de faaliyet gösteriyor. PYD'yi besleyen ABD'nin kulakları çınlasın…

Artık PKK'lılar kırsalda gerilla tipi mücadeleyi bırakıp şehirlerde, ilçelerde, meskûn mahallelerde neden devleti karşılarına aldıklarını sorguluyorlar. Sandılar ki barış sürecinde devleti aldatıp ilçeleri silah deposu ve ayaklanma kaleleri haline getirip daha sonra Suriye'deki Kobani'den esinlenip sonradan devlete dönüştürülecek özerk bölgeler oluşturabilecekler ve Türkiye'yi yönetenler ve bilhassa cumhurbaşkanımız eli kolu bağlı bunlara seyirci kalacak… Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan daha Dolmabahçe rezaleti sırasında olayı bütün çıplaklığı ile fark etti ve darbeyi vurdu. Sonrası ise herkesin malumu… Son zamanlardaki gelişmelerden sonra PKK'lı teröristlerin liderlere güvenmedikleri de ortaya çıktı. Hele hele Cemil Bayık ve Murat Karayılan didişirken PKK'lıların hayal kırıklığına uğramalarına şaşmamak lazım.

İlnur Çevik/Yeni Birlik

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Biz de, "gayrımüslimlerin devlet memurluğuna kabul edilmemesi" skandalının Atatürk devrinde Türkiye'de yaşandığını sanıyorduk. Fakat askere alınıyorlardı.
Meğerse olay Patagonya'da geçiyormuş. "Yahudiler para işlerinden anlarlar" diye Yahudi yedeksubayların yalnızca levazım okuluna gönderilmeleri, gayrımüslim erlere "kullanmayı öğrenmesinler" diye silah verilmemesi, Arjantin ordusunda gözlenen bir uygulamaymış.
"Bu ülkede azınlıkların bir tek hakkı vardır: Uşaklık etme hakkı, hizmetçilik etme hakkı" diyen de, anlı şanlı Mahmut Esat Bozkurt değil, Juan Peron çıktı.
"Ulan öküz Anadolulu" diyen de, Nevzat Tandoğan değil, Meksika diktatörü Porfirio Diaz... Zaten "Anadolulu" dememiş, "ulan öküz Aztekli" demiş.
Sayın Serdaroğlu, "cumhuriyet laiklik ilkesiyle herkesin inancına saygılı olmuştur" diyor.
"Din adamlarının ibadethane dışında, çarşıda pazarda dini kıyafetleriyle dolaşmalarının yasaklandığı" ülke Türkiye değilmiş, Papua Yeni Gine'ymiş. Bu yüzden bütün papazlar orada şallak mallak geziniyorlar. Fare zehiriyle mağaralarda öldürülenler de Zaza'lar değil, Zulu'lar. Olay Güney Afrika Cumhuriyeti'nde geçiyor. "Cumhuriyet fikri özgür, inancı özgür, barışçı insanlar yetiştirmiştir" diyor Serdaroğlu...
Evet, kırk yılda dört darbe yapacak, üç de darbe teşebbüsünde bulunacak, seçimle gelmiş politikacıları darağacında sallandıracak kadar barışçı. Solu dört kere (1925, 1946, 1971, 1982) tırpanlayıp, ezip geçecek kadar özgürlükçü.
O devirde eğitim sistemi de çağdaş. Serdaroğlu söylüyor.
Dünyada herkesin Türk olduğu, Orta Asya'dan "göç yolları haritasıyla" bütün çocuklara öğretiliyor, mezar açıp kafatası ölçülerek "brakisefal" kafalarımız değerlendiriliyor, hatta Hint-Avrupa dillerinin de Türkçe kökenli yani Ural-Altay grubundan olduğu zihinlere kazınıyor. Bu eğitim sisteminde "Hitit Türkleri, Sümer Türkleri" bile anlatılıyor. Eski Yunanca bile Türkçe'den geliyor, Mikene'de herkes Türkçe konuşuyor. Oraların ağası için "ağa memnun" demişler, hain Yunanlılar bunu "Agamemnon" yapmışlar.
Batı üniversitelerinde herkes bir tarafıyla gülüyor ama zarar yok.

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

65. Hükümet kuruldu ve Başbakan Binali Yıldırım ortaya çok önemli iddialar koydu. 'Düşmanlarımızı azaltıp dostlarımızı çoğaltacağız' sloganıyla yeni bir dış politika vizyonu çizdi. Terör ve terör örgütleriyle mücadelede kararlılığın altı çizildi. Ekonomiyi söylemiyorum bile. Yeni hükümetin, özellikle başta PKK ve 'paralel çete' olmak üzere terör örgütleriyle mücadelede sistem değişikliğinin ne kadar önemli olduğunu kavradığını gördük. Başkanlık sisteminin ne kadar elzem olduğu bu noktada karşımıza çıkıyor.
Böyle bir giriş yaptım, çünkü şimdi yazacaklarım, paralel çeteyle mücadele kararlılığını ortaya koyan çiçeği burnunda hükümetin nasıl bir tehlikeyle, nasıl ahlaksız bir örgütle karşı karşıya olduğunu göstermesi açısından çok önemli!
Boş durmuyorlar, hazırlık yapıyorlar! Özellikle yurtdışında çok örgütlü çalışıyorlar! Şimdi birkaç örnek vermek istiyorum!

Geçtiğimiz günlerde 'paralel çete'nin büyük istişare heyeti bir toplantı yaptı. Toplantıdan çıkan sonuç; Pensilvanya'daki örgüt lideri başka hiçbir ülkeye gitmeyecek. Nedeni ise; bu ülkeden çıkarsa birçok ülkedeki kurumların kapanacak olması. Böylece mevcut durum korunamaz hale gelecek. Bu durum etrafa şu şekilde anlatılıyor; ABD'deki seçimin ardından örgüt ve lideri için olumlu kararlar verilecek.

Bu yazdıklarımın ne anlama geldiğini öğrenmek için mayıs ayının 16'sında yaptığı konuşmayı internette dinlerseniz anlarsınız. Yurtdışındaki planlamayı göstermesi açısından çok önemli. Bir diğer bilgi beyin takımıyla ilgili. 3 günden fazla bir yerde kalmıyorlar. Son danışma kurulunu Amsterdam'da zengin bir Türk'ün villasında yaptılar.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ben modern insanın tabiat üzerine atıp tutmalarına bayılıyorum. Hepsi de tabiatı değil, aslında bizi anlatıyor. İnsanı yani, insan tabiatını (fıtratını) ve elbette ondan da fazlasını dile getiriyor.
Tabiat kavramı çatışmalarımızı, endişelerimizi, kendimize karşı körlüklerimizi, hayallerimizi ve hayal kırıklıklarımızı dile getirmek için en iyi saklambaç alanı olup çıktı. Natürel makyaj diye bir şey var mesela...
Tonla kozmetik malzemeyle makyaj yapmamış gibi gözükeceksin fakat bir yandan da hiç makyajsız haline asla benzemeyeceksin!
Hele dillere pelesenk olan o feci laf hani; "tabiatla bütünleşmek!" Gözünüzün önüne getirin... Sırt çantamızı, mataramızı, pusulamızı alıyoruz; en son moda "outdoors" kıyafetlerimizi giyiyoruz, rotayı ince ince hesaplıyor ve sonra dere tepe yürüyüşe çıkıyoruz. Niçin? Tabiatla bütünleşmek için... Oysa insan böyle bir yürüyüş boyunca her adımında tabiattan ayrılıyor. Neden? Çünküetrafına yönelttiği her bakış kültürünün derinliklerinden geliyor.

Tabii en acıklı yanımız da... Bütün meselelerimizi "görüntü" alanına hapsetmiş olmamız. Fit bir bedeni, kırışıksız bir yüzü nasıl şiddetle istiyorsak, "ormanların içindeki gümbürtü"den de o kadar uzak kalmak istiyoruz. Bütün istediğimiz... Şık ve çekici bir fotoğraf olarak insan. Ve tehlikesiz, ferahlatıcı bir manzara olarak tabiat. Fazlası?.. Fazlası günümüz insanının endişeli ruh dünyasına aykırı!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Annesine yazdığı mektubu gözyaşları içinde okuduğum PKK'lı Zehra, Nusaybin'de teslim olanlar arasındaymış.. Hatta "ateş etmezseniz diğer arkadaşlarım da teslim olacak" diyerek, grubu toparlayan da oymuş meğer.. Mektubunu okuduğumda, yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum..

Bu kadar pişmanlığın sonunda bir daha annesine sarılamayacağı gerçeği, PKK'nın, hakkını savunduğunu söylediği Kürt halkına, nasıl zulmettiğinin en açık göstergesiydi benim için.. Yaşadığını, annesine sarıldığını, babasının onu affettiğini görünce, nedamet yüklü mektubunu okuduğum zamanki kadar heyecanlandım..

Dediler ki bana; "...acele etme.. Neticede bu kız bir terörist.. Evet o sonunda annesine sarılabildi.. Ama onun silahından çıkan mermilerle vatan evlâtları şehit oldu.. Onların annesi şimdi soğuk bir mezar taşına sarılıyor 'oğlum' diye. ..."

Yanlış mı bu bakış açısı?.

Değil.. Ama şunu da unutmamak lazım.. Terör örgütünün şehit ettiği yavrular, şüphesiz bizim evlâtlarımız.. Her biri benim oğlum, kardeşim.. İşin bu tarafına yoğunlaşırken, kaçırılan, kandırılan, alıkonulan, ailelerinden koparılıp eline silah verilen çocukları kurtarmanın da, devletin vazifesi olduğunu unutmamak lazım..

Ersoy Dede/Star

BİZE ULAŞIN