Günün öne çıkan yazarları

  • 1
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Yıllardır hep AKP'nin niçin kazandığını anlatırım, şimdi profesör söyleyince kıymete bindi. Lafı hiç döndürüp dolaştırmadan, küt diye tekrar söyleyelim:
Kemalizm'e tepkidir! Kemalizm dedik, Atatürk demedik. Halkımız Atatürk'ü sever ve sayar. Kemalizm, İnönü ve arkadaşlarının uydurdukları faşizan ideolojidir. Halk işte buna karşıdır.
Bu nedenle de, bulduğu ilk fırsatta, yani ilk serbest seçimde CHP'yi alaşağı etmiş ve altmış altı yıldır da bir daha iktidara getirmemiştir, getireceği de yoktur. Bu sosyolojik tahlildir, siz isterseniz "ama Kılıçdaroğlu şöyle, Bahçeli böyle" diye avunmaya ve istediğiniz dereden su getirmeye devam edebilirsiniz. Solun yerlerde sürünmesinin nedeni de Kemalist olması, bir de bölücülüğe sıcak bakmasıdır.
Mete Tunçay hocamız, bırakın "İslamcı" olmayı, Müslüman bile olmadığını, ateist olduğunu yani Allah peygamber tanımadığını da açık seçik belirtiyor. Bu da, bazı kalın kafalı Kemalist ahmaklara son uyarıdır: "AKP kazanır" demek başka şeydir, "AKP kazansın" demek başka şeydir! Bana küfür eden "beyazların", özellikle Galatasaraylı kardeşlerimin dikkatlerine arz ederim.
AKP 2019 seçimlerini kesinlikle kazanacaktır. 2023 seçimlerini kazanmaması için de görünürde hiçbir neden yoktur. Bütün sosyolojik göstergeler AKP'nin en az 2030'lara kadar iktidarda kalacağı yönündedir. O giderse de "benzer çizgide" başka bir parti gelir: TCF- SF- DP- AP- DYPANAP- AKP çizgisi... Gene de anlamak istemiyorsanız gidin kumda oynayın. Bakın, hazır Rus dilberleri de gelmişler...

  • 2
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Fehman Hüseyin'in öldüğünden emin olunması için kimin açıklama yapması yeterli olur acaba? Esad biliyordur, ama böyle bir açıklamayı yapması zor. Zira bu, kendisini destekleyen bir grubun liderinin, muhalifler tarafından öldürüldüğünü ilan etmek anlamına gelir. Bu da bir yandan PKK-Esad rejimi arasındaki bağın organik olduğunu itiraf etmek, öte yandan da bir tür yenilgi olur.
İddiaya göre, bu kişiyi ismi çok da bilinmeyen bir örgüt, uzun süren çalışmalar sonucunda öldürmüş. Tel Hamis Tugayları isimli örgüt, ilk kez Uluslararası Af Örgütü'nün çoğunlukla Arap ve Türkmenlerin yaşadıkları Tel Hames'te PYD'nin etnik temizlik yaptığına ilişkin raporunda konu ediliyor. Örgütten kişiler, o raporda hem DAEŞ'e güvenmediklerini ve yardım etmek istemediklerini, hem de rejim ve onunla işbirliği içindeki PYD ile mücadele ettiklerini söylüyorlar. Bu eylemden sonra adları bilinir artık; üstelik açıklamaları nedeniyle dünya da kulak verir. Zira, ifade edilen şey, Esad'ın PYD ile birlikte Arap ve Türkmenleri mezhepsel nedenlerle öldürdüğü, DAEŞ'in ise bu nedenle sıkışmış köylerde kendisine alan açma imkanı bulduğu. Yani DAEŞ, Esad ile PYD-PKK ortaklığının yarattığı zulmün bir sonucudur denmiş oluyor; ki dünya zaten bunu biliyor.
ABD'nin Suriye'de DAEŞ'e karşı PYD'yi desteklediği ileri sürülüyor. Olmayacak iş değil, ABD bugün onu, yarın başkasını destekleyebilir. ABD'nin desteklediği örgütün liderlerinden biri adı duyulmamış bir örgüt tarafından öldürülüyorsa, bu bir anlamda ABD ile de ilgili bir konudur. Ancak buradaki kilit soru, bu eylemin ABD'ye rağmen mi yoksa ABD onayıyla mı olduğudur.
Eğer ABD'ye rağmen bir anlam içeriyor ise, o zaman ABD'nin bölgedeki faaliyetinin yönünü değiştirmek isteyen, PYD değil Türkiye ile işbirliği yapmayı öneren bir irade oluşmuş demektir, ki bu irade de NATO içinde açığa çıkmış, bazı NATO dışı ülkeler de bu iradeyi desteklemiş olabilir. Eğer bu suikast ABD'ye karşı bir anlam ifade etmiyor ise, o zaman ABD'nin PYD'yi destekleme siyasetini gevşettiği sonucunu çıkarabiliriz; ki bu da NATO'da dile getirilmiş ve NATO dışı bazı ülkelerden de destek alınmış olabilir. Bazen bir suikastın arkasında çok derin siyasi dönüşüm işaretleri olabilir ve belki bu örnek de onlardan biridir.

  • 3
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Dün bir Hürriyet yazarı asıl Bahoz Erdal'ın öldürülmüş olabileceği iddialarının "resmen teyit edilmeden" haberleştirilmesinin yanlış olduğunu söylüyordu.
Resmen teyitten kastı, Türkiye Cumhurbaşkanı ve hükümet sözcüsünün konuyla ilgili net bir açıklama yapmasıymış.
Haberi ilk geçen AA'nın metinini hatırlayalım:
"Suriyeli muhalif Tel Hamis Tugayları Sözcüsü Halid el Hasekavi, PKK'nın üst düzey sorumlularından Bahoz Erdal'ın aracının havaya uçurularak öldürüldüğünü ifade etti. Hasevaki Bahoz'un cuma akşamı 20.30'da Himo beldesinden Kamışlı'ya giderken hedef alındığını söyledi." Görüldüğü üzere haberin kaynağı ne Türk devleti ne de "güvenilirkaynaklara yakın bir kaynak türünden" kim olduğu belirsiz bir isim.
Açıklama yapan Suriyeli muhalif bir grubu temsil kabiliyetine sahip yetkili. Kaynak ayrıca suikasta dair ayrıntılı bilgi de veriyor. Kaldı ki metinde PKK'nın karşı delil sunmadan yaptığı refleksi yalanlama bile yer alıyor. Yani çaylak bir habercinin bile görebileceği netlikte haberin unsurları oluşmuş.
Peki, iddiaların haberleştirilmesini gazetecilik açısından yanlış bulan Hürriyet yazarının derdi ne? Ne olacak, sırf iktidardakilere yarar diye, ülkesinin terörle mücadele alanındaki olası başarısından bile rahatsız olup kılçık atıyor işte. Üstelik de asgari gerekliliklerinden bile bihaber olduğu gazeteciliğin arkasına sığınarak.

  • 4
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Adı muhafazakar medya ile özdeşleşmiş gazete bünyesindeki çalışanların "Erdoğan bu, herkesi satar" biçimindeki paylaşımları, gerçekten "farklı ses" mi? "İsrail ile örtünen çıplak kalır" diyenlerle, "Türkiye'nin onurunu 20 milyona İsrail'e sattı" diyen CHP liderinin yaymaya çalıştığı kirli ses özünde birbirinden maalesef farklı değil. Tıpkı, "Erdoğan partinin üzerinden elini çeksin" diyen sözde AK Parti'ye yakın yazarlarla, "Erdoğan Cumhurbaşkanlığı görev sınırlarının dışına çıkmasın" diyen Doğan grubu yazarı veya Paralel medya elemanı arasında fark kalmadığı gibi. Erdoğan'a yöneltilen "diktatörlük" suçlamasının muhafazakarcası "Tek adamlık" ve "Otoriterleşme". Cumhurbaşkanı'nın yola çıktığı arkadaşlarını yolda bıraktığını dile getirenlerle; Erdoğan'ın partinin kurucularını tek tek tasfiye ettiğini söyleyenler arasında içerik bakımından hiçbir farklılık yok.
Evet doğru, Erdoğan'a eleştiri getirenler arasında farklı yüzler olduğu da inkar edilemez. Ahmet Taşgetiren'den Hakan Albayrak'a, muhafazakar alanı dolduran gazetelerin kimi yazarlarına kadar pek çok isim yeni yeni Erdoğan'ı eleştirmeye, suçlamaya, hatta karalamaya başladı. Mümkündür ve olabilir; Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, bakan ve milletvekillerine daha nitelikli eleştirilerin geliştirilmesinde fayda var. Bunun hiçbir mahsuru yok. Ancak bu kesimlerin kendilerine yönelen yapıcı eleştirileri de gözardı etmemeleri kaydıyla ve dikkate almaları umuduyla.
Ertuğrul Özkök'ün her geçen gün teşekkür ettiği muhafazakar yazar sayısı artıyor. Özkök'ün yanı gittikçe bu isimlerle kalabalıklaşmakta. Erdoğan'ın çevresinden kalkıp Ertuğrul Özkök'ün divanına geçmeyi "kaliteli", "seviyeli" olarak kabul edenlere denecek söz yok. Ancak Ertuğrul'un divanından Erdoğan'ı eleştirmenin hoş karşılanıp ciddiye alınacak bir yanının olmadığını belirtmek gerekiyor.

  • 5
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Keskin bir nişancı olan ve ABD ordusu bünyesinde Afganistan dahil altı yıl görev yapmış olan 25 yaşındaki Micah Johnson, Dallas'ta, Alton Sterling ve Philando Castille gibi polis kurbanı siyah siviller için yapılan protesto gösterisinde, tam beş polisi öldürdü, yedi polisi de yaraladı.
Aynı gece Atlanta'daki Piedmont Park'ta bir siyah adam, ağaca asılı halde bulundu. Adli tıp raporuna göre "zorlama yok" denildi ama ırkçı grup Ku Klux Klan'ın linç şekliyle aynı izlerin taşınması şüphe uyandırdı.
Dünya nüfusunun %4.4'ünü oluşturan Amerika Birleşik Devletleri'nde, sivillerin sahip olduğu silahların oranı %42! ABD'de sivil kişi başına düşen silah oranı %112.6. Silahların çoğu, beyaz çoğunluğa ait. Ancak polisin şüpheli gördüğü bir siyahı öldürme oranı, beyazlara göre 3 kat fazla.
2015'te, ABD polisinin öldürdüğü insan sayısı 990 ve bunların 328'ini siyahlar oluşturuyor. Buna göre ABD nüfusunun %13'ü siyah olmasına rağmen, polisin öldürdüğü kurbanlarınsa %30'unun siyah olduğu ortaya çıkıyor.
Daha vahimi, bu ölüm olaylarının %97'si hakkında dava bile açılmasına izin verilmemiş!
2016'da, ABD polisinin öldürdüğü insan sayısı 509 ve bunların 123'ü siyahlar.
2013'te, siyahların uğradığı polis infazlarına bir tepki olarak doğan "Black Lives Matter" (Siyah Canlar Önemlidir) hareketi, ülke çapında oldukça yaygınlaşmış durumda. Yukarıda anlatılanlara benzer olaylar olduğu anda artık organize olup protesto gösterileri yapılabiliyor. Polis ise tek seferde yüze yakın göstericiyi tutuklayarak, orantısız güçle gösterileri bastırmaya çalışıyor. Ancak ABD'nin diken üstü halde olduğunu söylemeye gerek yok.
Bahsedilen mağdurları vuran polisler de daha önce olduğu gibi yargılanması önlenip korunursa ve daha çok siyah infazı yaşanırsa, hele Donald Trump başkan seçilirse, New York Post gazetesinin, Dallas saldırısı sonrası attığı "İç Savaş" manşeti bir kehanet olarak okunabilir.

  • 6
  • 26
Günün öne çıkan yazarları
Günün öne çıkan yazarları

Cemil Çiçek'in "paralel yapı" konusunda tavrı ilk günden beri gayet nettir, hakkını teslim etmek zorundayız. Dolayısıyla, "ülkenin dikişlerini yıpratan konuşmalar yapıyoruz" şeklindeki ifadesine "paralel güruh" boşuna sevinmesin. Zannetmesinler ki, devlette eski günlerdeki gibi dikiş tutturacaklar. Böylesi bir "dikişe" Cemil Çiçek de en az bizim kadar karşı çıkar. Gelgelelim, mezkur ifade nedeniyle Taha Akyol o kadar heyecanlandı ki, adeta üzerine atladı. O kadar ki, önce Taha Akyol atladı, sonra Cemil Çiçek konuştu desek, başımız ağrımaz.
Neden mi böyle? Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ı hedefe koyan her lakırdı akıllarını başlarından alıyor da ondan. Cemil Çiçek'in sözlerini hüsnüniyetle okuyacak olursak, hanımefendi bir bakana, "önlerine yattı" diyen CHP lideri dahil, genel anlamda "dikiş yıpratan tüm konuşmaları" kastetmiştir, demek mümkün. Ne ki, yılların politikacısı olarak, sözlerinin nasıl kullanılacağını hesap etmemiş de olamaz. Herkes mezkur sözün hedefinin Cumhurbaşkanımız Erdoğan olduğu kanaatinde.
Bunda da şaşacak bir şey yok. Zira Bülent Arınç'tan AK Parti eski Genel Başkan YardımcısıHüseyin Çelik'e kadar birçok insan bu minvalde konuşmalar yapmıştı. Fakir de bu köşecikte, mesele "dikiş attırmaksa," her gün ailesine varıncaya değin kişilik katline uğratılan Erdoğan'ı hedef göstereceğinize hele bir kendinize bakın, dedim. (9 Temmuz 2016, Yeni Şafak)
Sevgili Bülent Arınç'ın, "Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak" sözünün yanı sıra Hüseyin Çelik'in, "Kılıçdaroğlu mezhep dayanışması nedeniyle mi Suriye'ye sahip çıkıyor" çıkışını hatırlattım. Ve, "siz de ülkenin dikişlerini yıpratan konuşmaları az yapmadınız," dedim. Örnekleri çoğaltmak mümkündü. Yine Bülent Arınç, "Kürtçe medeniyet dili değildir" demiş sonra da, "BDP'li (HDP'nin bir önceki adı) bir kadın milletvekiline yapılanlar bana yapılsa ben de dağa çıkardım", demişti. Hani, "dönemin Başbakanı" Erdoğan, "Bizim yolumuz, bana da işkence yapılsa ben de dağa çıkardım değil…" diye çıkışmıştı.
Hüseyin Çelik de atv'nin bir sunucusunun (Gözde Kansu) dekoltesine kafayı takmıştı da birçok ünlü sanatçının AK Parti karşıtı kampanyayapmasına neden olmuştu. Cemil Çiçek derseniz, artık hangi "dikişleri yıprattıysa," Danıştay cinayeti sonrası camiden kaçmak zorunda kalmıştı. Tuhaf olan şu ki, bütün tepkiler, Sayın Erdoğan'a fatura edildi.
Tabiri caizse, malum eşhas, demokratik iyileştirmelerin sefasına sahip çıkarken, cefasıyla, yani, bu iyileştirmelerden huzursuz olan "eski sınıf"ın tepkisiyle Erdoğan'ı baş başa bıraktı. Tıpkı, Ergenekon ve Balyoz operasyonları neticesinde oluşan militarist ve ulusalcı öfke ve husumet dalgasını Erdoğan'a bırakıp, darbecilerle hesaplaşmanın övüncünü sahiplenen "liberal çakallar" ve "mülâaneciler" gibi.
Bunların vicdanları budur, bu kadardır!
… Paralel yapının direktifleri doğrultusunda Akşener bu saatten sonra paralel yapıya sabah akşam çaksa, Sarıgül de iddia edildiği gibi yanına katılsa, Fehmi Bey'ler de omuzlasa, AK Parti'ye dikilenler de sökülüp bu oluşuma katılsa, özgül ağırlıklı abiler, ve "üst akıl da nerden çıktı" diyen bilumum fırıldaklar da eklense boş. Ne diyordu Necip Fazıl: "Beni Allah tutmuş, kim eder azat?.." Erdoğan da bu şiiri bir başka güzel okuyor!

BİZE ULAŞIN