Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İki yıl önce bugün Türkiye, dünyada da örneği olmayan bir darbe girişimi yaşadı. Aslında 1913'teki ilk darbeden 1960'a, oradan da 28 Şubat'a uzanan tarih diliminde çok sayıda darbe girişimine tanık olmuştuk ama böylesi hiç görülmemişti.
Gülen Cemaati, yargı ve polis içindeki gücüyle, harekete geçmiş, birbiriyle ilişkisi olmayan düzmece iddialarla ve yasadışı dinlemelerle hükümeti devirmek istemişti. Düğmeye Pensilvanya'da basılmıştı ama uygulayıcıları polis ve yargı mensuplarıydı. Bir anlamda klasik bürokratik devletçi, zihniyet bu kez "cemaatçi" kılığıyla sivil siyasete darbe yapıyordu.
Bu konuda son günlerde çok dikkat çekici bir gelişme oldu. 17 Aralık'ın asıl yürütücüsü İstanbul Emniyeti'ne bağlı Mali Şube Müdürlüğü'ydü. O tarihte Mali Şube Müdürü de cemaatçi kimliğiyle bilinen Yakup Saygılı'ydı. Saygılı Savcı İsmail Uçar'ın yürüttüğü 25 Aralık kumpasından şu anda tutuklu. Ve 9 Aralık 2015'te de bildiğim kadarıyla ilk kez 17 Aralık'la ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca ifadesi alındı.
Ancak, savcılık ifadesini okuyunca şaşırıp kaldım. Çünkü FETÖ ile ve darbe girişimiyle ilgili tek soru ve cevap yoktu. En önemli darbe girişiminin en önemli şüphelisine örgütü ve bağlantılarıyla ilgili soru sorulmamıştı. Ayrıca bu suçtan hakkında tutuklama istenmemesi de ilginçti. Acaba bu işte bir terslik mi var yoksa ben mi yanlış yorumluyorum. Merak ettim.

Mahmut Övür/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK Türkiye devletinin içinde ikinci bir devletçik oluşturamayacağını elbette biliyor. Ama maksat başarmak değil, çatışmayı sürdürmek, sivil halkı kalkan yaparak iktidarın mümkün olduğu kadar çok sivil öldürmesini, "diktatörleşmesini" ve dolayısıyla zayıflamasını sağlamak...
Bu strateji kendi çizdiği değil, İran ve Suriye yönetimi tarafından çizilip eline verilen bir strateji...
Zaten bu yüzden de, PKK'nın artık taban diye bir meselesi yok. Bölgedeki zulmünün var olan tabanını kaybetmesine yol açtığını görüyor, biliyor; ama buna aldırmıyor. Çünkü kaderini tam olarak Ortadoğu'daki duruma, IŞİD'le mücadelede oynadığı rolün sağladığı "imtiyaza", İran'la, Esad'la, iki süper devletle olan ilişkilerine endekslemiş.
Dolayısıyla en azından Suriye'nin geleceği az buçuk belirginleşinceye kadar PKK'nın şiddeti bırakması beklenemez.
Çatışmaları yükseltmekle görevli bir taşeron, Dolmabahçe Mutabakatı'na niye dönsün? Müzakere masasına "bir şekilde" nasıl oturtulsun?
Bu konuda İmralı da, HDP de bir şey yapamaz.
Çünkü PKK'yı Öcalan değil, sahada "savaşanlar" yönetiyor ve zaten bu gerçeği dobra bir biçimde söylediler Öcalan'a...
HDP deseniz, PKK'ya herhangi bir şey dinletmesine aralarındaki hiyerarşi müsait değil. PKK en baştan beri hiyerarşik olarak HDP'nin üzerinde yer alıyor ve HDP'yi PKK'nın politikalarının sivil alandaki savunuculuğunu yapmakla görevli sayıyor.
Parti içinde PKK'nın çizgisine karşı ciddi bir hoşnutsuzluk olduğunu biliyoruz. Görüş ayrılıkları bölünmeyle de sonuçlanabilir. Eğer HDP ikiye bölünürse, siyasi çözümü savunan küçük bir Kürt partisi oluşur -ki bu iyi olur. Ama o grubun PKK'ya silah bıraktırma konusunda en ufak bir etkisi olmaz.
Özetle, bugünkü HDP, PKK politika değiştirmedikçe onun kuyruğundan gitmek zorunda. Ama terör örgütü yarın bölgedeki duruma bağlı olarak siyaset değiştirir, güçlerini Türkiye dışına çekmeye ve masaya dönmeye karar verirse, o zaman HDP Demirtaş ekibini de değiştirir. Şahin dönemde izlenen AK Parti düşmanı politikaların yıprattığı ekibin yerine sabıkası olmayan bir başka bir ekip getirir.
Özetlemem gerekirse, bugünkü konjonktürde PKK'yla yeniden masaya oturmanın imkânı gözükmüyor. Terör örgütü yenilmek ve bölgeden sökülüp atılmak zorunda. Ama bu durum, Kürt sorunu bağlamında yapılacak işler olmadığı anlamına gelmiyor.

Gülay Göktürk/Akşam

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Günümüzde aşırı sağcı radikaller terörle gerçekten mücadele etmek yerine, taraftarlarının sayısını artırmak için terörü istismar ediyor. Araştırmalar, ABD'de beyazların üstünlüğünü savunan ırkçıların İslamla ilişkilendirilen teröristlerden daha fazla insan öldürdüğünü gösteriyor. Batıda aile içi şiddet, cinayet ve çete şiddetinden ölenlerin sayısı, terör saldırılarında ölenlerin sayısından çok daha fazla. Faillerin çoğu beyaz Hıristiyanlar. Ancak Müslümanlar sistematik olarak diğer tüm gruplardan daha çok iftiraya uğruyor, kötüleniyor ve öcü gibi gösteriliyor. Baruch Golstein gibi Yahudi, Andres Brevik gibi Hristiyan aşırıcılar ve teröristler radar ekranlarından kısa sürede kayboluyor. İslam ile terör özdeşleştirilerek daha derindeki siyasi ve sosyolojik sorunların üstü örtülmek isteniyor.
Bir çok açıdan Müslümanlar, Batı'nın yeni Yahudileri haline geldi. Anti-Semitizmin Holokost gibi büyük bir insanlık suçuna dönüştüğü dönemlerde bütün kötülükleri ve felaketleri Yahudilerin üzerine atmak en çok başvurulan yöntemdi. Şimdi de terörle mücadele adı altında bütün Müslüman alemi töhmet altında bırakılmak isteniyor.
Sorun şu ki, İslam'ı ve Müslümanları terörizmle mücadele bahanesiyle öcüleştirmek tam da şiddet yanlısı aşırılıkçıların ekmeğine yağ sürüyor. İslam ve Müslüman karşıtı ırkçı söylemlerin sıradan ve makbul görüşler haline gelmesi, en çok DAEŞ ve benzeri örgütlerin işine yarıyor. Sapkın ve muharref din anlayışıyla cinayet işleyen DAEŞ, İslamofobik tepkilere yol açıyor. İslam ve Müslüman karşıtlığı, DAEŞ gibi örgütler için can simidi haline geliyor. Ve bu kısır döngü içerisinde en fazla yine Müslüman bireyler zarar görüyor.

İbrahim Kalın/Daily Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Her üçü de aslında yoklukları ile varlar. Eski Türkiye'nin hayaletleri olarak, kötü bir şaka gibi, gözümüzün önünde grotesk bir oyun sergiliyorlar.
Halkın beklentisine uygun, pozitif, vizyoner, yaratıcı, yeni hiçbir önerileri yok. Bu nedenle, 1 Kasım hezimetinden sonra da üç partinin de oy kaybı tüm hızıya sürüyor. HDP baraj altına düşerken, MHP baraja çok yaklaşmış durumda. CHP de en az bir buçuk puan kaybetmiş durumda. AK Parti, bugün seçim olsa yüzde 53.5 oy alır gözüküyor.
Meclis'in iki kanalda ilerleyen bir gündemi var. Biri muhalefetin yalanlarına, taktiklerine ayrılmış negatif gündem. Diğeri ise AK Parti'nin ülkenin ihtiyacı olan yasaları çıkarma konusundaki gayreti. Bakın AB müzakerelerinde 17. Fasıl açıldı. Türkiye gerekli kanunları bir süre sonra Meclis'e getirecek. Öyle ki, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu'nun ifade ettiği üzere 2016'nın Ekim ayında Schengen bölgesine Türkiye vatandaşları vizesiz girebilsinler. Muhalefetin umurunda bile değil. Gündemlerinde bunlar yok.
Ülke, tek bacağı kas yapmış, diğeri ise kavruk kalmış bir 100 metre koşucusuna benziyor. Bu yüzden siyasal sistemimiz sık sık kramplar geçiriyor. Şimdi CHP, MHP ve HDP'li saygıdeğer seçmenlere soruyorum: Sizler bunun için mi oy verdiniz bu partilere? Kürsüde bol bol küfür etsinler, sahne sanatları icra etsinler diye mi? Türkiye muhalefet alanını yoklukları ile işgal eden bu partilerine layık mı?
CHP, MHP ve HDP'li değerli, sağduyulu seçmenlerin partilerine bu soruları yüksek sesle sormaları gerekiyor.
Yoksa sittin sene ülkenin önünde engel olarak kalmaya devam edecekler.

Markar Esayan/Yeni Şafak

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Onca patırtı arasında... Geldik mi Putin'in "filozofkral" lığına!.. Peki Putin'in "enginliği, derinliği, küresel- kozmik etkisi, dirayeti ve devrimciliğinden" haberiniz var mıydı? Yahu ne oluyor, bir dakika diye yerinizde hoplayacaksınız biliyorum. Muhtemelen haberiniz yoktur, anlatayım.
Yaşar Nuri Öztürk dün Aydınlık gazetesindeki yazısında Putin'i "filozof-kral" olarak selamladı. "Tek sözle küresel ölçekte bir devrim başlattığını" iddia etti.

Nedir Putin'in o sözü? Efendim, demiş ki, "Biz, İslam ve Müslüman dendiğinde Kur'an'ı anlamak zorundayız ve ben böyle anlıyorum."
Yaşar Nuri Öztürk abartarak dikkatleri üzerine çekmeyi sever ya, buradan almış yürümüş.
Tabii yazısında çok ince siyasi bir gönderme de var ki, fark edene bir tür "bonus" olarak sunuluyor: "Putin, 'filozof- kral' olduğunu sadece Suriye meselesini ele alan Cenevre görüşmelerindeki dirayetiyle değil, 'İslam meselesi'ndeki ufkuyla da göstermiştir."
Yok, o "ufuk" saçmalamasına takılmayın, "Suriye meselesi"ne bakın!
Orada Öztürk'ün de kendini içine yerleştirdiği Esadcı cephe birdenbire netleşiveriyor.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Paralel yapının esiri konumundaki Ahmet Altan'ın, yine 3,5 yıl önceki yazısından alıntı yapayım:

"O bölgede, söylenenlere göre 700 PKK'lı var. Yüz bin civarında da asker ve korucu. 700 kişi, yüz bin kişinin elinden 400 kilometrelik bölgeyi nasıl aldı? 700 kişi, 400 kilometrelik bölgeyi nasıl denetimi altında tutuyor? (..)Eğer Demirtaş'ın dediği doğruysa, bu devletin bittiğini de ilan edebilirsiniz. 400 kilometrelik bölgeyi 700 kişilik bir güce kaybeden devlete 'devlet', orduya 'ordu' denmez çünkü. Ordu fiilen yok demektir."

Nasıl sinir uçlarına dokunuyor, görüyor musunuz. O yazıyı ilk okuduğumda.. Sinirlenmiş, çok sinirlenmiş, yerimde duramaz olmuştum..

Yazılanlar yüzde yüz yalandı.. İftira idi.. Ordaki bölge insanına zulüm yapılması için kışkırtıcı bir yazıydı..

Biliyordum ama. Yine sinirleniyordum.. O gün beni benim gibi düşünenleri kızdıran o kışkırtıcı yazıyı kaleme alan Altan, dün ne yazmış?

Birlikte okuyalım: "Güneydoğu her gün biraz daha içsavaşa yaklaşıyor. Bu savaş orada biraz daha körüklendiğinde bütün ülkeye yayılacaktır. Şu anda ilgisizce izlediğiniz Güneydoğu'daki korkunç olaylar aslında kendi geleceğiniz, sadece bunu henüz bilmiyorsunuz."

"PKK bölgeye hakim oldu, hem de 700 kişi ile" diye yazarken.. Bu soytarı hiç düşünmüyor.. " Ne yazıyorum ben? Bunun sonu iç savaştır" demiyor.. "Vur TSK'ya" diyor. "Vur hükümete.." Ama devlet, babacan tavrının istismar edildiğini görüp..

Sadece teröristlere yönelik olarak, operasyona başlayınca.. "Bunun sonu iç savaş" diyor..

Tehdit ediyor.. "Şehirlere de yayılır" diyor. Senin yazdıklarına inanmamız için.Önce 3,5 sene önce yazdığın şu yazıdaki yalanları izah et, Altan..

Onları izah edemiyorsan.. Git, roman yaz.. Gerçeklerle ne işin olur ki, senin?

Ali İhsan Karahasanoğlu/Yeni Akit

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

HDP böyle yapıyor, anladık. Peki ya, devlet PKK'ya karşı açık ve net bir operasyon yürütüyorken, sadece "sokağa çıkma yasakları"nı konu edinip, devleti insan haklarını ihlal eden gayrı meşru bir yapı gibi gösterme çabası içinde olan diğer aktörlere ne demeli? Misal CHP'li vekillerin pek çoğu, meseleye PKK perspektifi ile yaklaşıyor.
Paralel yapı medyasına diyecek sözümüz yok. Onlar, KCK bülteni vazifesi görmeye devam ediyorlar. KCK'nın ağzından "Sonuna kadar direneceğiz" diye başlık attılar.
Altına da KCK'nın yayınladığı metnin tamamını verdiler. Bir de onların peşine takılmış bir Yavuz Baydar var.
"Türkiye'de sokağa çıkma yasağını protesto eden 7 kişi öldürüldü" diye tivit attı beyefendi. Nerede bu haberin 5N 1 K'sı ey ezeli ve ebedi ombudsman! Mevzu hükümeti yıpratmaksa, gerisi teferruat mıdır yoksa? Teröre karşı sorumlu yayıncılık örneği bunlar!
Bir de sosyalist akademisyenler var. Herkes mücadele içinde iken onlara boş durmak yaraşır mı? Onlar da özyönetim arayışlarına teorik destek vermeliler.
Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi vs. bunların yuvalandığı yerler. Devletten maaş alıp, PKK'ya akıl verme derdindeler.
Bu insanlar bugün Paris'te hocalık yapıp, "DAİŞ davasında haklı" vb. bir tane cümle kursalar, onları orada tutarlar mı?
Yeni dönemde terör gerçeğiyle, dönemin ruhuna uygun bir çerçeve içinde mücadele ediliyor.
Özgürlük- güvenlik dengesi gözetiliyor, sivillerin zarar görmemesi için büyük uğraşlar veriliyor. Devletin bu tutumunu sürdürmesi şart.
Fakat her ne olursa olsun Türkiye'nin başına bela olan PKK terörünü sonlandırması da şart.

Fahrettin Altun/Sabah

BİZE ULAŞIN