Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İsrail, Mart 2013'te, Başkan Obama'nın da bastırmasıyla özür dilemişti. Bu İsrail için büyük bir dönüm noktasıydı.
Ancak Gezi kalkışmasıyla birlikte başlayan uluslararası kuşatma ve Erdoğan'ın düşürüleceği beklentisi bu özrün devamının gelmesini geciktirdi. %49.5'lik zafer, İsrail'e Mısır'da yapılanın Türkiye'de başarılamayacağını göstermiş olmalı ki yine masaya dönüldü ve Türkiye'nin sunduğu diğer iki önşart üzerinden konuşulmaya başlandı.
Tazminat başlığı, ne verilirse verilsin Mavi Marmara şehitlerini döndürmeyeceği için maddi miktardan çok, yine İsrail'in sorumluluk alması ve suçunu kabullenip bedelini ödemesi açısından önemliydi. Nitekim bu başlıkta da yol alınmış olduğu görülüyor ve gerçekleşirse bu yine İsrail tarihinde bir ilk olacak.
Gazze'ye ambargo noktasında ise Türkiye'den gelecek silah hariç her tür yardım malzemesinin ve malın geçişine kolaylık öneriliyor.
Ancak Türk heyeti, bunun ambargonun aşılması için bir seçenek olacak görse de ablukayı tamamen bitirmediğinin ve İsrail'in yıkılmadığı sürece kısa vadede buna yanaşmayacağının farkında. O yüzden üçüncü şartın Gazze'nin nefes alması için kısmen gerçekleşecek olmasını önemsiyorlar. Nitekim görüşmelerin başından itibaren Hamas yönetimiyle irtibatlı gidiliyor ve onlardan da bu hususta kategorik bir karşı duruş gelmediği söyleniyor.
Anlaşmaya dair önemsediğim iki nokta daha var. İlki, Türkiye, 'one minute' çıkışından beri beş yıldır önemli ölçüde İsrail'den 'arınmış' ve bir nevi 'hürleşmiş' bir ülke. Ne sonuç çıkarsa çıksın, mevcut Türkiye yönetimi de bunun hiçbir şey olmamış gibi 'nerde kalmıştık' tavrıyla devam etmeyecek bir ilişki olduğunun farkında. İkinci nokta ise, şu beş yıl içinde artan biçimde hissettiğimiz üzere, İsrail'le hiçbir diplomatik ilişkisi olmayan bir Türkiye'den çok İsrail'le teması süren bir Türkiye'nin Filistin davasına daha aktif hizmet edebileceğidir. İsrail'in kaybetmeyi göze alamadığı bir ülke olduğumuzu artık daha net görüyoruz ve bu özgüvenli güçle Filistin'in sorunlarına sahip çıkmamız eminim Hamas'ın da Fetih'in de tercih ettiği bir durum olacak.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hikaye şöyle.. Belediye, tamamen kamu yararına bir gezi tertipliyor. Vatandaşları toplayıp Çanakkale'ye götürüyor. Bir tür kültür ve tarih gezisi.. Bu gezide kullanılmak üzere 60 otobüse ihtiyaç var.. Bunun için yasa gereği ihaleye çıkılıyor. Fakat nasıl oluyorsa 'ICS Turizm' adlı bir şirket, diğer teklif veren firmaların verdiği fiyatı biliyor ve kazanabileceği rakamı sunuyor. Dolayısıyla ihale ICS Turizm'de kalıyor.. Belediye ihale dışında, doğrudan alım yapmaya izin veren maddeyi de işleterek bir başka firmadan, R Turizm isimli bir şirketten de otobüs istiyor.. Buraya kadar hepsi tamam.. Fakat bundan sonra bazı başka ilginçlikler ortaya çıkıyor. Örneğin 60 otobüs Çanakkale gezisi için kiralanmış olmasına rağmen, Çanakkale'ye bunların tamamı gitmiyor. Tamamının gitmesi olasılığı yok ayrıca. Çünkü bir garip durum var ortada.. Mesela otobüslerden resmen plakası bildirilen araçlardan birinin trafikte kaydı bile yok. Resmi yazıda 34 JH 2410 plakalı bir araç görünüyor. Fakat söz konusu plaka herhangi bir araca takılı değil aslında.. 34 JSJ 23 plakalı araç ise 28/12/2006 tarihinde trafikten men edilmiş. Hurdaya ayrılmış.. Ama ihale neticesinde bildirilen araçlar arasında görünüyor.. 34 YH 686 plakalı bir otobüs daha var 60 araçlık listede.. Bu plaka da 3 kez yazılmış.. !! Başka araçlarla ilgili de sorun var. Örneğin bildirilen modellerde ya da markalarda gelmemiş araçlar var. Şöyle ifade edeyim.. 2015 model Mercedes 403, İstanbul'dan Ankara'ya 2.500 TL'ye gidiyorsa aynı mesafe ve koltuk sayısında 2005 model bir MAN 1.700 TL'ye gider. Marka ve modelin ihalede böyle bir önemi var. Bu araçların önemli bir bölümünün Haziran ayındaki Çanakkale gezisinde olmadığına bir kanıt da, OGS raporları.. Normal şartlar altında her otobüsün en az 2 OGS geçiş kaydı olması lazım. Listedeki otobüslerin OGS geçiş kayıtlarına bakıldığında ise yapılan yolsuzluk açık biçimde ortaya çıkıyor.. Çünkü bazı otobüsler, o tarihlerde hiçbir OGS kaydında çıkmıyor..
Sözün özü şu değerli dostlar. Şişli Belediyesi'nde bir yapı, bir turizm şirketi ile anlaşmalı olarak tezgah kurmuş. Paraları hortumlamak için bir gezi uydurmuşlar. Birim fiyatı 2.250 TL + KDV üzerinden 60 araç için içeriden 160 bin lira para çekmişler. 15-20 bin TL'ye mâl ettikleri gezi sonucu kendi belediyelerinden tek seferde 100 bin liranın üzerinde parayı hortumlamışlar.. Şimdi Hayri İnönü'ye düşen kendi belediyesini soyan şebekeyi bulup iç disiplin mekanizmasını işletmek..

Ersoy Dede/aktüel.com.tr

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Eli kanlı terör örgütü masum insanlarımıza eziyet etmeye devam ediyor. Bir arkadaşım, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bir bölgede ailesinin nasıl sıkıntı çektiğini anlattı.
Gözlerindeki acı tarifsizdi. Sokağa çıkma yasaklarının yarattığı sıkıntılara ilişkin birçok haber var. Paralel yapının, PKK'nın vs. yayın organlarında kaç gündür bu haberlere rastlıyoruz. CHP'li, HDP'li milletvekilleri durmadan bu konuyu gündeme getiriyorlar. Fakat hiçbiri hikâyeyi gerçek şekliyle anlatmıyor. Teröristlerin sokağa çıkma yasağı uygulanan evlerden çıkan masum insanları Kalaşnikoflarla nasıl taradıklarından dem vurmuyorlar.
Teröristlerin sivil ölümlerine ihtiyaçları var. Zira bunlar üzerinden ulusal ve uluslararası alanda propaganda yapıyorlar.
Ne demiş KCK'lı Karayılan? "Halk bizi değil, askeri destekliyor. Acımayın, ayrım yapmayın, hastaneleri, sivilleri vurun."
Neden peki? "Suçu devlete atmak" için. Evet, yağmacılar ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Fakat Allah'tan üretenler cephesinde çarklar dönüyor. Yağmacılarla mücadelede gün be gün mesafe alınıyor.
Devlet, sivil ölümlerinin gerçekleşmemesi için azami dikkat gösteriyor. Son 10 yılda yaşadığımız demokratik dönüşüm sayesinde bölge halkının destek olduğu bir terörle mücadele süreci yürütülebiliyor.
Hainlere, yağmacılara inat.

Fahrettin Altun/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

21 Ekim 2015'te oybirliğiyle aldığı skandal kararın belgesini yayınlamamdan sonra RTÜK'ün AK Parti sayesinde o makamda oturan adamlarının da bu ihanet kararının altında imzası olduğu anlaşıldı biliyorsunuz. Geçen hafta RTÜK sayesinde karasal yayınları devam eden FETÖ kanalları ve radyoları ortak bir ihanet yayını yaptılar. Hepsi birden tek elden yayına geçtiler ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne Putin'in kanallarından bile daha sert şekilde saldırdılar. Bu ihanete vesile olan da RTÜK denen lağvedilecek kurumdur. 2016 yılı içinde RTÜK'ün lağvedilmesi kesindir. Ankara'da bu konuda hazırlıklar tamamlanmak üzere...

Taha Yücel'den Hamit Ersoy'a İlhan Yerlikaya'dan Nurullah Öztürk'e 4 AK Parti üyesi de Samanyolu Haber Radyo ve Dünya TV isimli Fethullahçı terör örgütü yayın organlarının lisansını uzattınız ve FETÖ TV kanallarının da karasal yayın hakkını hala ve hala iptal etmiyorsunuz. Yine ve yeniden söylüyorum ki AK Parti'nin oraya atadığı 4 isim de hem AK Parti'ye hem de daha önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ihanet etmiştir.

Bu rezaletin telafi edilebilmesi için RTÜK Başkanı olan İlhan Yerlikaya'nın yapacağı şey bellidir. BTK Başkanı RTÜK Başkanı'na örnek olmalıdır. BTK bir kararla tüm bürokrasiyi dağıtma kararı aldı ve çok doğru iş yaptı. Gazetelerde bu haber ayrıntılarıyla yer aldı. RTÜK Başkanı da BTK'da yapılanı emsal almalı ve Muhsin Kılıç ile Hikmet İnce başta olmak üzere tüm Fethullahçı bürokratik dokuyu dağıtmalıdır.

Bunun formülü de bellidir... RTÜK Başkanı bir basın toplantısı düzenler ve haklarında bu kadar iddia olan bürokratlarla çalışılamayacağını söyler. Başkanlık yetkilerini ve gücünü kullanarak zaten tüm kritik yerlerdeki isimleri değiştirebilir. Daha fazlasını ise kurul gündemine getirir. FETÖ üyeleri olan isimlerin RTÜK kadrolarından çıkarılmasını gündeme getirir. Bu olaya kim karşı çıkarsa da "akla kara" belli olur ve devlet hafızası bunu unutmaz. RTÜK Başkanı artık inisiyatif koymak zorunda. Cumhurbaşkanımız ile olan görüşmesinde de Yerlikaya inşallah gerekli mesajları almıştır. Bu durum böyle gitmez...

Cem Küçük/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Geçenlerde, DAEŞ petrolüne aracılık eden ve DAEŞ'e silah satan Rusya'nın bir kanalında boy gösterip "ülkesinin Suriye'ye sarin gazı gönderdiğini" iddia eden CHP Milletvekili Eren Erdem de pek umut vermiyor. Çünkü Erdem de daha önceki bir açıklamasında gönlünü başka bir diktatörlüğe kaptırdığını açık etmişti: "Türkiye İran'la savaşa girerse İran'ın yanında yer alırım!"
E geriye kim kalıyor? Tabii ya PKK. Az Rus silahı yok ellerinde. Ama biliyorsunuz "gençler" için kurdukları YDG-H gibi yapılarla dünyanın altyapıya en çok önem veren terör örgütü olduğunu kanıtlayan PKK henüz diplomasi için bir terör oluşumuna gitmedi. Uluslararası ilişkilerini şimdilik kendilerini parlamentoda temsil eden yapıyla yürütüyorlar. İş başa düşen HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın da enerjisi olduğuna göre sorun yok. Demirtaş geçen gün yaptığı açıklamada, Putin'in dünyanın bütün faşistlerine yaptığı "birleşin" çağrısına ellerinden geldiğince destek vereceğini ima etti.
Evet, gördüğünüz üzere 21. yüzyılın umut veren son 3. Dünya ittifakı yavaş yavaş tamamlanıyor. Benim merak ettiğim 7 Haziran'da ve mutlaka 1 Kasım'da da HDP'ye gelen emanet ulusalcı oyları. Demirtaş'ta gelecek gören bu vatandaşlarımız kutuplaşan dünyada kendilerini hangi cephede görüyorlar? Bilemiyorum, belki Putin "Atatürk mezarında ters dönüyordur" çıkışıyla gönüllerini almış olabilir. Ama yine de emanet oylarıyla da olsa Türkiye'ye açıkça düşmanlık eden Rusya'nın saflarını sıklaştıran PKK-HDP'ye omuz vereceklerini sanmıyorum.
Peki, o halde, Demirtaş kendisini uçuşa geçiren CHP'li oylarını kaybetmek pahasına bu adımı niye atmış olabilir? Belli ki, kaybedeceği beyaz Türk oyları yerine, daha radikal solun desteğini hedefliyor. Zira hem kendisinin hem de oyuna göz diktiği Türkiye solunun önemli kısmı, Çar Putin'in hâlâ SSCB'yi yönettiğini sanıyor.
Bakalım, zamanında Marks'ın "Dünyanın bütün işçileri birleşin" mottosunun deneyimlendiği topraklarda bugün dünyanın bütün faşistlerini birleştirmeye çalışan Putin Türkiye'den ve dünyadan daha kimleri etkilemeyi başaracak?

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hendek siyaseti ile bir yere varılamayacağını arada sırada olsun telaffuz edebilen bazı isimleri olsa da, HDP'liler ise bu tutarsız politikanın kuyruğuna takılıp gitmekle kalmıyor, destek olmaya da çalışıyor.
Bunun böyle oluşu da, bu yapının ne kadar da demokrat(!) olduğunu açık seçik gösteren 'emir demiri keser' sözü ile alakalı.
Yapılanın yanlış olduğunu bilseler de, belli ki 'hendeklere sahip çıkın' şeklinde emir geliyor, onlar da gerekeni yapıyorlar. Bir yandan demokrasi, özgürlük gibi nutuklar atanların, yapılanlara sahip çıkabilmesinin makul bir yolu da yok.
Ama HDP'liler...
Hendekler, barikatlar ve bombalarla yapılmaya çalışılana destek olabilmek adına, yalanları üst üste dizmekten başka yol bulamıyorlar. Yalanların en büyüğü ise, bütün söyledikleri yalan ve çarpıtma ile dolu HDP yetkililerinin, yaşanamaz hale geldiği için halk tarafından boşaltılan yerlerde 'halkın direnişi'nden bahsetmeleri... Demirtaş, "Haklıyız kazanacağız.
7'den 70'e el ele vereceğiz kenetleneceğiz...
Yılgınlığa gerek yok, halkımızı bulunduğu her yerde bu onurlu direnişi daha fazla büyütmeye çağırıyoruz" diyor.
Oysa işin gerçeği, PKK Savaş baronlarından Murat Karayılan'ın, teröristlere telsizle verdiği şu talimatta gizli:
"Artık anlaşılmıştır ki halk yanımızda yer almıyor, desteği bize değil askere veriyor. Sakın bu kalleşlere acımayın, akıllı hareket edin ve ayrım yapmayın. Evleri, okulları, hastaneleri yerle bir edin. Ambulansları hedef alın vurun."
Ve her şey, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor..

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İsrail tarafında Türkiye'yle ilişkileri düzeltmek isteyen bir kesim var ve bu kesimin siyasetteki ağırlığı da azımsanamaz. Fakat İsrail halkının çok büyük çoğunluğunun olduğu gibi bu kesim dahi İsrail'in Mavi Marmara saldırısıyla yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor. Buna rağmen stratejik ve ekonomik mülahazalarla ikili ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğini düşünüyor.
İsrail'in Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervlerini Türkiye üzerinden Avrupa'ya pazarlamaya çalıştığı herkesin malumu. 2010'dan itibaren İsrailli enerji şirketleri, içerisinde Türkiye'nin olduğu bir ticaret denklemi kurabilmek için hükümetlere baskı yapıyorlar. Türkiye'yle ilişkilerdeki kilit durum sebebiyle ise İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs'la enerji angajmanlarına girdi. Yine de Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını 'kader değiştirici' bir konu olarak gören İsrail, Türkiye'nin kapasitesi ve altyapısı sebebiyle bu konudaki en efektif ortak olduğunun farkında.
Stratejik açıdan da Türkiye'yle ilişkilere önem atfeden çevreler var. Özellikle Mısır'daki darbeden sonra Mısır, İsrail için zaten 'cepte' olan bir müttefike dönüşünce, Türkiye'ye yönelik stratejik gereksinimde azalma olsa da Türkiye'nin Mısır'dan ve Türkiye'nin yokluğunda angajmanın artırıldığı Yunanistan'dan farklı ölçekte ve mahiyette bir ülke olduğunu en iyi İsrail biliyor. Net söyleyeyim; Mısır'da darbe olmasa İsrail şimdiye kadar Türkiye'nin tüm şartlarını yerine getirmiş olurdu. Yine de özellikle enerji meselesi İsrail'in stratejik okumalarını değiştirecek ölçekte bir konu. Ortadoğu'da İran gibi kaostan beslenen ülkelerden birisi olan İsrail, artık enerji güvenliğine de önem vermesi gereken bir aktöre dönüşüyor. Bu sebepten özellikle ticaret yapmak istediği güzergâhtaki kaostan kendisi de zarar görecek. Tam da bu sebepten Türkiye gibi o güzergâhın en istikrarlı ülkesiyle ilişkiler İsrail açısından büyük önem arz ediyor.

Ufuk Ulutaş/Akşam

BİZE ULAŞIN