Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MUSTAFA KOÇ BU ÜLKEYİ ACIDA BULUŞTURDU

Herkes şaşkın. Tamam sevilebilir ama bu kadar sevilebilir mi? Doğrusu sağlığında kendisine karşı böylesi bir sevgi seli olduğunu bilse çok şaşırırdı her halde.
Dün aileye taziye için Taksim'deki Divan Oteli'ne gittiğimde, inanılmaz bir manzarayla karşılaştım. Herkesin gözü yaşlı.

Önceki gün hastanenin 6'ncı katında kaldığım sürece Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç ve gelini Caroline Koç ile karşılaşamamıştım.

Çok kötü bir haldeydiler ve 6'ncı kata gelen ailenin yakınlarının yanına çıkacak durumda değillerdi. Anne Çiğdem Simavi ara ara bulunduğu odadan salona çıkıp, herkesin taziyesini kabul ediyor ama o da ayakta duramıyordu. Kardeşlerden Ömer Koç da iyi durumda değildi. Ali Koç güçlü durmaya çalışıyor ve elinden geldiğince herkesin taziyesini tek tek kabul ediyordu. Hepsi şoktaydı.
Dün Divan Oteli'nde önce Caroline Koç ile karşılaştım. Söyleyecek hiçbir cümle yoktu, o yüzden sadece sarılabildik. Sonra eğitim gördüğü ABD'den bu elim olay nedeniyle bugün gelen büyük kızı Esra'yla kucaklaştım, arkadaşlarının arasında sessizce oturuyordu. Küçük kızı Aylin duramamış, gitmişti. Hala Semahat Arsel'in ayağa kalkacak gücü yoktu. Biraz sonra Rahmi Koç salona girdi ve ikisi bir koltuğa güçlükle geçip oturdu ve yüzlerce insan taziye vermek için sıraya girdi.

Taziyede kimler yoktu ki... Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı Muhtar Kent ABD'den kalkmış gelmişti. Vodafone İcra Kurulu Üyesi Serpil Timuray İngiltere'den soluğu Divan'da almıştı.
Bir ara iş dünyasının duayen isimlerinden olan ve Mustafa Koç ile de yakın görüşen Faruk Süren'le sohbet ettim. 'Biliyor musun' dedi, "Sanki nükleer bomba düştü! Bu o kadar etkili, çok acı bir kayıp." Sonra anlatmaya devam etti. Zaman zaman yemekte buluşurlarmış Mustafa Koç ile. "En son bir ay önce buluştuk. Bana 'yaşlandık artık' gibi bir laf edince, ne diyorsun Mustafa dedim. Sen hayatının en güzel, en muhteşem yaşındasın. İşte, aşkta, her şeyde. En güzel yaş 50'li yaşlar... Türkiye, yeri dolmayacak bir dünya insanını kaybetti."

Kimse iyi değildi dün. Bugün de iyi olmayacak. Mustafa Koç'un kaybı herkeste derin bir yara açtı.

Koç Ailesi, Divan Oteli'ndeki taziyeye bir hafta boyunca devam edecek. Allah kendilerine sabır ve dayanma gücü versin. Mustafa Koç'a da rahmet olsun.

  • 2
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

ERKEN SEÇİM OLURSA AK PARTİ BAŞARILI OLUR MU?

Ankara'da yapılan bazı hesaplara göre, milletvekilliği düşecek ve terörle işbirliği, teröre destek suçlamasından hüküm giyecek HDP'li sayısı belli bir miktara ulaşırsa seçim konuşulmaya başlanır. Ak Parti'nin HDP'yi baraj altına itme stratejisi geçen iki seçimde de başarısız oldu. Yeni bir seçim durumunda HDP'nin baraj altında kalmamak için bağımsız adaylarla seçime girmesi durumunda da 20-25 vekillik Ak Parti'ye geçecektir.

Yakın bir seçimde MHP'nin de baraj altında kalması oldukça yüksek bir ihtimal haline gelmiştir. Bu partide Bahçeli'nin genel başkanlığa devam etmesi veya etmemesi halinde belli kopmalar giderek daha kuvvetli bir ihtimal olmaktadır. Eğer MHP içindeki çatışma bölünmeyle devam ederse, partiden ayrılmak zorunda kalacak MHP'li vekillerin önündeki tek yol olarak Ak Parti'ye yaklaşmak kalacaktır.

Bu durumda, birkaç HDP'linin vekilliklerinin düşmesiyle birlikte Ak Parti yeni anayasayı referanduma götürme ve halkın onayını alma şansına sahip olacaktır. Bu noktadaki varsayım tabii ki halkın önüne gelecek anayasayı, başkanlık sistemi dahil onaylayacağıdır. Bu gelişmeler, baskın seçime ihtiyaç bırakmaz ve üçü de zayıflamış muhalefet partilerinin karşısında Ak Parti'yi bir seçim başarısı daha kazanmış gibi kuvvetli hale getirir.

Eğer bu gibi gelişmeler yaşanmazsa ve yeni anayasayla birlikte başkanlık sistemini halka götürmek için baskın seçim de her zaman kullanılabilecek bir yoldur. Bunun şartlarının ortaya çıkması için Meclis'teki anayasa komisyonunun 6 ay olması gereken çalışma süresinde bir gelişme sağlanmaması da gerekir. Buradan bir sonuç çıkmasına hiçbir siyasi parti inanmadığına göre, bu 6 ay Ak Parti için bir sonraki hamlelerinin hazırlık dönemi olacaktır.

  • 3
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

EN SEVDİĞİM ÜÇÜNCÜ KOÇ'U DA KAYBETTİM

Vehbi Bey, çok yakın dostumdu. Çok severdim. O da beni çok severdi. "Özel sektör" denince, Vehbi Bey gelirdi akla, en başta.. Sonra yanlarına, Sabancılar eklendi.

Eczacıbaşılar eklendi. Hakkolar eklendi.. Birinci kuşakların hepsi ile çok sevişirdik.. Sakıp Ağa, Nejat Bey, Bay Vitali sık buluştuğumuz, derin konuştuğumuz dostlarımdı benim. Onlardan çok şey öğrendim.

İkinci kuşaklardan sadece Bülent Eczacıbaşı ve Cem Hakko ile arkadaş olduk. Üçüncü kuşaklardan da bir tek Mustafa!..

Koç ailesinde burunlarından kıl aldırmayanlar, hele basına adeta "Biz reklamlarımızla besliyoruz. O zaman bize uyacaklar" havası ile bakanlarla ilişkiyi çok çabuk kestim. Tam Vehbi Bey'in kızı, Sevgi Gönül sevdiğim ikinci Koç'tu benim.. Çok iyi dost olduk. Kocası Doğan'la da.. Ben "Doğan" derdim, kafa kağıdında Erdoğan yazarken.. Bizi yakınlaştıran Günay'dı. Harika programlar yapan Günay'a sık sık giderdim.

Sevgi ile Doğan önce gelmişlerse, beni ille localarına davet ederlerdi. Ben önce gitmişsem, onlar benim locanın konuğu olurlardı öylesi.. Afrodisias Müzesi'ni bu iki kültür, sanat düşkünü eş yapmış ve ülkeme armağan etmiştir. Üçüncü kuşaktan Mustafa ile de nerdeyse enseye tokat arkadaştık 80'lerde.. Alp Yalman sayesinde..

Kulüp Başkanı iken lisanslı spor yapan ve Ayazağa'da Galatasaray Binicilik Şubesini kurup at binen Alp, tanıdığım en sağlıklı Fenerbahçeli Mustafa'ya da Galatasaray forması giydirmişti. 1907 Derneği kurucusu fanatik, ama "Sağlıklı" Fenerli Mustafa, kardeşi Ali gibi holigan değildi.. Birinci sınıf bir sportmendi. İstese Atlıspor'da, ya da Sipahiocağı'nda at binebilirdi. Ama Galatasaray adına lisans çıkarmaktan gocunmadı. Ülke gençliğine de örnek oldu, ders verdi bir bakıma..

Sadece fiziği değil, ruhu da sporcuydu onun.. Her hafta sonu Ayazağa'da yarışlar yapılırdı. Gider Mustafa'yı, Alp'i ve ötekileri, şampiyonları izlerdim. Konkurhipikleri severdim zaten. Gazetecilik hayatımda kaleme aldığım ilk yazımın Ankara'da yapılan Türkiye Konkurhipik Şampiyonası olmasıydı belki de sebep..

Tesislerde Galatasaray'ın şirin bir de lokali vardı.. Alp harika mangal yaptırırdı orda.. Hafta arasında da telefon gelirdi sık sık.. "Hadi mangala" diye.. Giderdim..

Mustafa da orda.. Sonra Koç Holding'in başına geçme sırası ona geldi.. Kendine ayırdığı vakit çok azaldı. Biniciliği bıraktı. Ancak golf oynayabiliyordu artık.. Buluşamaz, görüşemez olduk.. Sonra.. Şok.. Ekrana kırmızı yazı düştü.. "Mustafa Koç öldü!." Öyle kalakaldım, evimin salonunda.. Boş boş kaç dakika baktığımı hatırlamıyorum..

Daha gencecikti yahu.. 56 yaş nedir ki?. O yaşımı hatırladım.. En hızlı dönemimi yaşıyordum ben...Ve düşünmeye başladım..

  • 4
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

ÜNİVERSİTELERDEKİ PARALEL ÖRGÜTLENMEYE NE ZAMAN DOKUNULACAK?

Üniversitelerde paralel yapılanma yöntemleri emniyet ve yargıdan farklı değil. Dünkü yazımda biraz anlatmıştım. Ayrıntıları zaten üniversite camiası biliyor.

Gereğini de onlar yapacağı için haddimi aşan ayrıntılara girmeyeceğim. Ancak şu örneği vermeden edemem. 'Paralel dönem'de özellikle küçük şehirlerde art arda açılan üniversitelerin 'akademik kadroları' mecburen hızla dolduruldu.

Kimlerden? O anda prof ve doç sıfatı taşıyanlardan...

Elbette tamamını itham ediyor değilim.

Aralarında paralel engellere rağmen akademik kariyerini kazanmış çok sayıda tanıdığım isim var.

Ancak paralelin küçük şehirlerdeki üniversiteleri 'kadro almak' için kullandığı da bir gerçek.

Büyük üniversitede 'doç' yapılanlar küçük üniversitelere yönlendiriliyor, buralarda birim yöneticiliklerine getiriliyor, prof yapılıyor, ardından yeniden büyük üniversitelere, Sağlık Bakanlığı'na, bilimsel araştırma merkezlerine ve üniversitelerin teknoloji şirketlerine 'yönetici' olarak atanıyorlar.

Ve buralardaki görevlerinde de altlarına yeni paralelleri getiriyor, devlet veya üniversitenin imkanlarını paralel şirketlere kullandırtıyor vs...

Dediğim gibi bu yöntemle ilgili olarak bütün akademi camiasını itham ediyor değilim.

Bu mümkün de değil.

Umarım başka üniversiteler ve kurumlar bu süreci izliyordur. Zira paralelin her yerde yöntemi aynı.

  • 5
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MÜLTECİLER SORUNU HEPİMİZİN HİKAYESİ

Türkiye bu yönüyle devleti ve sivil toplumuyla son derece mükrim bir ülke. Açık kapı politikasıyla aldığı 2.5 milyon insanın yükünü beş yıldır taşıyor. Üstelik 'misafir' sıfatıyla. Etnik, dini ve hatta kalifiye ayrımı yapmadan sınıra gelenin sadece 'insan' olması, kapılarını açmak için yetiyor. 5-10 bin mültecinin altından kalkamayan Avrupa karşısında Türkiye, ağır bir yükü omuzluyor. Türkiye'de kurulan mülteci kampları BM'ye ders verir nitelikte. Öyle ki Türkiye, bu konuda dünyanın öğretmeni oldu. Heyetler bu hizmetlerin nasıl yapıldığını görmek üzere Türkiye'ye geliyor.

Türkiye'deki mültecilerin temel güvenlik, gıda, sağlık ve eğitim hizmetleri devlet tarafından karşılanıyor. Fakat bu sürece sivil toplumun desteği de hiç az değil. Çok önemli misyonlar üstleniyorlar. Üstelik aralarında öyle çabalar var ki, mültecilerin maddi ihtiyaçlarından öte, çocukların zihni gelişim süreçlerini çok boyutlu eğitim girişimleriyle destekleme çabasındalar. Zira okul çağındaki 700 bin çocuğun, yaşadıkları toplumla entegre olabilmeleri, adalet ve vicdan karnesi iyi insan olabilmeleri, okuma-yazma öğrenmenin ötesinde bir değer eğitimini gerektiriyor.

Beş yıldır Türkiye'de yaşayan mültecilerin durumuna bakılırsa, artık bu sorun geçici olmaktan çıkmış, bir kuşağın yetişmesi gibi çok önemli bir meseleye dönüşmüş durumda. Bu noktada, sivil toplum kuruluşlarının, insani değerleri yüksek bireyler yetiştirmeye katkı sağlamaları 'temel' ihtiyaçların da ötesinde bir misyona tekabül ediyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da bu meselenin birinci dereceden yükünü çeken vatandaşlar, STK'lar ve şehirlerle, diğer STK ve şehirlerin kardeşlik dayanışması yapması, ağır bir yükten, bir insanlık hareketinin çıkmasına vesile olacaktır.
Mülteciler meselesine kendi hikayemizin bir parçası olarak bakabilirsek, bu hikayenin sonu çok daha iyi bitecektir.

  • 6
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PARA KAZANMAK HER ZAMAN İKİNCİL BİR AMAÇ OLMALI

Mustafa Koç'un yönetimindeki Koç Holding'in bünyesinde ise artık banka da, petrol rafinesi de bulunuyordu. Kısacası Rahmi Koç'tan devraldığı görevi Mustafa Koç başarı ile bugünlere taşıdı... Dilerim bu Koç şirketleri Mustafa Koç sonrasında da aynı başarı ile ekonomimize ve yaşamımıza katkılarını sürdürürler. Mustafa Koç'un annesi Çiğdem Simavi'nin, babası Rahmi Koç'un, eşi Caroline Koç'un ve kardeşleri Ömer ile Ali'nin acılarını paylaşmaktan başka şu anda yapacak bir başka şey yok.

Çok erken yaşta gazeteciliğe başladığım için, bugün isimleri anılarda ve kitaplarda yaşayan siyasetin, ekonominin öncü kişileri ile arkadaş düzeyinde ilişki kurmak şansını elde ettim. 1960 öncesinde İş Bankası'nın Genel Müdürü olan daha sonra da Akbank'ı Akbank yapan Ahmet Dallı'yı da yakından tanıdım... Bugünkü Akbank'ın beyni sayılan Erol Sabancı ile de diyalogum var.
Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşılar gibi Cumhuriyet Türkiye'sinde sermaye birikiminde ve girişimcilikte öncü olan isimlerden bugüne kalan Anadolu Endüstri Holding'in kurucusu Kamil Yazıcı ile de arkadaşlığımız sürmekte.

Bütün bu dostlardan edindiğim bilginin özünü "Para kazanmak ikincil bir amaçtır" şeklinde özetleyebilirim. Kendi parasını yöneten bir girişimci de, başkalarının parasını yöneten bir bankacı da, "Başarı"ya ulaşmak yanında öncelikle yatırımı bekleyen riskleri düşünürler. Ve sonuçta "Zengin" kavramının çok göreceli anlam taşıdığı görülür. Bir Amerikalı zenginin "Para saadet getirmez. Sekiz milyar doları olan adam yedi milyar doları olan adamdan daha mutlu değildir" diye konuya yaklaştığını hiç unutmayalım.

  • 7
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK BASKISI BİTİYOR. ŞİMDİ GÖRELİM HDP'LİLERİN BOYLARININ ÖLÇÜSÜNÜ!

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden başlatılacak çözüm sürecinde PKK'yı bir aktör olarak görmediklerini, HDP'yi de asla muhatap almayacaklarını söyledi. HDP'yi muhatap almamak, doğru ve yerinde bir karar mıdır? Daha önce de yazmıştım... Özetleyerek aktarıyorum:

HDP, evet, son tahlilde bir "temsil"den geliyor, belli bir kitlenin desteğiyle yaşıyor, görünen o ki bir süre daha yaşayacak ama bu demek değil ki yürüttüğü siyaset meşrudur ve saygıdeğerdir. Bu parti ve bu partide siyaset yapan arkadaşlar saygıyı hak etmiyor maalesef. Ben saygı duymuyorum en azından...

Bir parti düşünün ki, siyaset üretmesin, yeni hiçbir şey söylemesin, parlamento çalışmalarını sabote etsin, teröre destek versin, hendek siyasetini benimsesin, "Kürt sorunu konusunda çözüm öneriniz nedir?" diye sorulduğunda sürekli İmralı'yı ve Kandil'i işaret etsin. İmralı ve Kandil devreye sokulduğunda da, hasbelkader kurulmuş masayı devirip kaçsın.

Kendilerini "Türkiye partisi" olarak lanse etmişlerdi oysa... Sadece Kürtlerden değil, Türklerden de oy istemişlerdi. Bir sürü Kürt olmayan aday göstermişlerdi ve bazılarını milletvekili seçtirmişlerdi, Dahası, "yasama faaliyetinin bir parçası olacaklarına namus ve şeref sözü" vermişlerdi.

Sonuç mu? Kürtlerin ve Türklerin hukukunu gözeteceklerdi, terör örgütünün siyasi şubesine dönüştüler. Demokratikleşmenin ve yeni anayasa sürecinin takipçisi olacaklardı, "PKK terörünün mazeret üreticisi", hatta destekçisi haline geldiler. Dolayısıyla, namus ve şeref sözünün gereğini yerine getirmemiş oldular.

Bunun değerlendirmesini Kürt halk yapmalıdır. Mutlaka yapacaktır... PKK baskısı ortadan kalksın, halkın iradesine ambargo konulmasın, görelim boylarının ölçüsünü... Bakalım tehditle, kolpayla, şantajla kendilerini seçtirenler, daha ne kadar işgal edecekler o kürsüleri... Edebilecekler mi? Dolayısıyla, çözüm sürecinde HDP'yi muhatap almamak, en doğru davranış olacaktır... Muhatap bundan sonra Kürt halkıdır.

BİZE ULAŞIN