Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Böyle hep dokunsan kırılacak gibi bir duygusallık, hep ihtimam talep eden bir incelik,içeriği vasat fakat mahallesi pek entelektüel bir düşüncelilik...
Hele biraz da politize edersen...Hafiften iktidara çatan, çaktırmadan halkı horlayan bir hava da katarsan haline... Ve yuvarlak laflarla memleketin halinden, dünyanın zalimliğinden sürekli şikâyet edersen... Sosyal medyada şanın yürüyor. Hele bir de kıyısından köşesinden ünlüysen falan... İyi numara, doğrusu!
Hem bazen gözüne pek anlamsız gelen depresyonuna anlam kazandırdığını sanıyorsun, hem de bu yalandan hassasiyetlerin (artık literatüre bile girmek üzere: pseudo-sentimentality!) alıcılarıyla dayanışıyorsun.
Genç pop-rock şarkıcılarımızdan biriyle yapılmış bir söyleşiyi okudum. Adı gerekmez, çünkü konumuz bir kişi değil, bir tip. Huysuz ve modern genç kadın tipinin duygularını şarkı sözlerine aktarmakta pek başarılı bulduğum bu müzisyen kendisini pamuklar içinde saklamamız gerektiğini düşündürten bir tablo çizdikten hemen sonra şöyle diyor: "Memlekette garip şeyler oluyor; birileri birilerine saldırıyor; insanlar insanları ve hayvanları öldürüyor."
Şu "birileri birilerine saldırıyor" kalıbı yok mu? Bitiriyor beni! Kim o "birileri" yahu? Açık konuş, ciğerimi ye! Ama hep uzakta "birileri" var ve bu "cici" arkadaşlar hep masum, hep temizler! Elbette alttan alta "mahalle"ye de selam çakılıyor.
Memleketten şikâyet ettin mi, hele oturduğun yerden hayvanlara sahip çıktın mı, mesaj alınıyor ve mahallenin abileri sana sahip çıkıyor. Bilmediğimiz şeyler değil...
Eskiden bu arkadaşlara yanlış yerde doğmuşlar diye acıdığım olurdu. Çoğunu yakından tanırım. Onlara baktıkça içimden keşke İskandinavya'da doğsalardı, diye geçirirdim. Fakat hiçbir şey o kadar basit değil.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Cenevre görüşmeleri ay sonuna ertelendi. Ertelemenin gerekçesi her ne kadar tarafların uzlaşamaz tutumu gibi görünse de gerçeklerin daha farklı olduğu savaş alanından gelen haberlerden anlaşılıyor. Her askeri hamlenin siyasi bir çıktısı olur. Bu çerçevede Suriye'deki askeri gelişmelerin Cenevre görüşmelerini etkilemesi kaçınılmazdır. Nitekim bu etkiyi ve boyutlarını görüşmelerin devamında göreceğiz.

Sahadaki askeri gelişmeler dikkat çekici. Rus Hava Kuvvetleri muhalifler üzerindeki saldırılarını sürdürüyor. Esad güçleri Hatay'ın güneyinde mesafe aldıktan sonra harekâtın sıklet merkeziniHalep'e kaydırmaya başladılar. Amaç Halep'i kuşatarak muhalefeti çıkmaza sürüklemek. Bu hedefin gerçekleştirildiği yönünde haberler geliyor. Özellikle stratejik öneme sahip Nubul ve El Zehra kasabalarında kontrolün sağlandığı bildiriliyor.

Halep'in kuşatılması dengeleri önemli ölçüde değiştirecektir. Birincisi, sahadaki muhalif grupların Türkiye istikametindeki ikmal yolları tümden kesilecektir. İkincisi, muhalifler Halep'te sıkışacak ve yeni insani dramlar yaşanacaktır. Son olarak, Halep'in kuzeyinde kalan bölgenin gerilla savaşının gerektirdiği genişlik ve derinliğe sahip olmaması silahlı gruplar için hayati sorunlar doğuracaktır. Bir süre sonra direnişin akamete uğraması kaçınılmazdır.

Bu tabloya Rus Hava Kuvvetleri'nin yoğunlaşacak saldırıları da eklendiğinde sahadaki gelişmelerin muhalifler için bir felakete dönüşmesi muhtemeldir. Anlaşılan, Esad'ın ordusu bu aşamada tüm muhalifleri kuzeye, Türkiye sınırına sürmeyi deneyecek.

Nihat Ali Özcan/Milliyet

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İkinci Dünya Savaşı sonrası düzende "Amerikan destekli" sözünün bu kadar anlamını yitirdiği bir dönem yaşamış mıydık bilmiyorum.
Suriye'de, Rusya ile stratejik işbirliğini önleyemediği YPG hariç, ABD destekli hiçbir grubun arkasında duramayan, ne eğitip ne donatabilen, ne de Rusya bombardımanı altında katledilmesini engelleyebilen bir ABD var karşımızda. Çarşamba günü muhalif grupların Türkiye ile bağlantı yolu, Rusya bombardımanıyla desteklenen Esed ordusu tarafından kesilince, bu gerçek iyice gün yüzüne çıktı.
Bu arada NATO üyesi Türkiye, hem PKK ve onun yan kolu YPG tarafından hem de Rusya tarafından defaatle güvenlik tehdidiyle karşılaşmasına rağmen, yanında samimi bir müttefik bulamadı ve yalnız başına bırakıldı. Güvenli bölge kurulması da artık sözü bile edilmeyen bir hayal gibi görünüyor.
Öyle bir noktadayız ki, Güneydoğu'da PKK ile mücadeleden başımızı kaldırdığımız anda Halep'i kaybettiğimiz gerçeği ile yüzleşebiliriz. "Azez'e yürünür mü" diye düşünülürken, muhaliflerin hayat damarı kesilmek üzere. Bu da Rusya'nın hegemonize ettiği, İran'ın himaye ettiği bir bölge dinamiğine gözümüzü açmak ve içe kapanmak demek. Büyük risklerin ve tehditlerin var olduğu bir döneme giriyoruz.
İçteki sistem dönüşümünü gerçekleştirmemiz eskisinden çok daha büyük bir bekâ meselesine evrilmiş durumda. Bunu yaparken Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle ittifak alanlarımızı güçlendirmek, İsrail ve Mısır'ın konumlanışını da dikkatle takip etmek zorundayız. Ancak kamuoyu da bu zorlu dönüşüme hazırlanmak zorunda. Halep -Türkiye bağlantı hattının koptuğu gün Arınç'ın şımarıklıklarını tartışan bir vasatla bu yol yürünemez. Teyakkuzda olmalıyız, kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fethullahçı örgütün, duvar dibine sıkışan sokak kedisi gibi, kıstırıldığında neler yapabileceğini biliyor musunuz? Bakın değerli dostlar, bu ihanet şebekesinin, neler yapabileceğini göstermesi ve zihin dünyasının nasıl işlediğinin anlaşılması bakımından, strateji düzeyinde aklını kullandıran Mümtazer Türköne'nün dünkü yazısı çok önemlidir.

Bir siyaset bilimcinin objektif analizlerinden ibaret değildir Türköne'nin yazısı.. Bildiğin tehdittir.. Şantajdır.. Nasıl ki Bülent Arınç, 'Bildiklerim anlattıklarımdan çoktur' mealinde aba altından sopa gösteriyorsa, ona paralel olarak Mümtazer Türköne de bu anlatılmayan bilinenlerin, iktidar sahiplerini ipe götürmesi gerektiğini dillendiriyor..

Mecaz, metafor falan değil.. İfadeyi aynen naklediyorum;

"... İdam cezasının geri gelmesi, Dolmabahçe'de noktalanan Çözüm Süreci'nin sahiplerinin ipe dizilmesi lâzım. Sakın yanlış anlamayın, bir öneride bulunmuyorum, devlet aklının bu tür badirelerden çıkış yöntemini hatırlatıyorum..."

Kim bu adam?.. Bunu dile getiren ve ifadesine referans olarak da 'devlet aklı'nı gösteren kişi.. 90'ların kirli savaşının yaşandığı günlerde, Başbakan'a; "bu devlet için kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler" dedirten danışman.. Şimdi kendi politik hırsları nedeniyle, bir vakit milletvekili olmak için kapısında yattığı partinin önde gelenleri için 'darbe' istiyor.. Yetmiyor 'ip' gösteriyor.. Kim adına yapıyor bunu?.

İçinde bulunduğu ittifakı bizzat kendisi anlatıyor zaten yazısında.. Arınç'ın milli cepheyi arkadan hançerlediği o çıkışına destek olurken diyor ki, 'bunu kişisel bir çekişme olarak okumayın'.. Mümtazer Türköne'nin söylediğine göre Arınç, "Devletin ve yüksek bürokrasinin de içinde yer aldığı Saray'a alternatif geniş bir koalisyonun sözcüsü..." Ve görevi, Saray iktidarını, Sur ve Cizre'de PKK'nın açtığı hendeklere ve tünellere gömecek savaşı başlatmak.. Hâlâ 'fitne çıkar' diyen varsa, Fethullahçı örgütün yayın organında bu profesörün dillendirdiği tehditleri baştan baştan okusun..

Ersoy Dede/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Başbakan Davutoğlu, çözüm sürecinin canlandırılmasıyla ilgili STK ve kanaat önderleriyle yaptığı toplantıları hatırlatarak "Masa İmralı'da Öcalan'la 3-5 kişinin oturması değil. Ben son 10 gün içinde Ankara'da 4 masa kurdum" dedi. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Suriye Donörler Toplantısı'na katılmak üzere gittiği İngiltere'nin başkenti Londra'da beraberindeki gazetecilerin sorularını yanıtladı Davutoğlu'nun sözlerinden satırbaşları şöyle:
("Öcalan devrede değil, çözüm süreç nasıl canlandırılacak?" sorusuna) Masa İmralı'da Öcalan'la 3-5 kişinin oturması değil. Ben son 10 gün içinde 4 masa kurdum. Orada çağırdıklarım AK Parti teşkilatları değil, çoğu HDP'ye mütemayil insanlar. Aralarında her türlü geçmişten, kesimden, görüşten gelen STK'lar da var. Artık bu masa devam edecek.
HDP'yi şımartan durumlar oldu. Süreç dolayısıyla "Bütün Kürtleri ben temsil ediyorum, karşımda da devlet..." Yok böyle bir şey. Bunu söylediğiniz zaman Türkiye'yi Iraklı'laştırırsınız. İkinci şımardıkları şey Suriye'de olan gelişmeler. Çözüm süreci yerine barikat ve hendekleri Suriye'den öğrendiler. Onlara oy veren kitleyi, dışarıda bırakmıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarını dışarıda bırakmıyoruz.
İmralı "Silahları bırakın" diyor bunlar silahları bırakmak yerine "Şimdi tam vakti, AK Parti'yi zayıflatın 7 Haziran'a giderken, bütün politikanız AK Partiye dönük olsun" diyen Paralel çeteyle birlikte bir strateji geli??tirmişlerse bizimle nereye yol yürüyecekler.
Diyarbakır'daki oteller dolu. Parasını biz ödüyoruz, halk otelde kalıyor. Kentsel dönüşüm üzerinde çok ciddi çalışıyoruz. Bunlar 90'lı yıllarda köyler boşaltılırken oluşmuş son derece sağlıksız yapılaşmalar. Damlara keskin nişancılar yerleştirilmiş, İHA gönderiyorsunuz, bu sefer damdan çekiliyorlar. Aşağıda birbirine eklemlenmiş evlerin duvarlarını kırarak teröristler geçiş sağlıyor. Sokağa çıkma yasağı olmasa bu evlerin her birinden 3-5 cenaze çıkar. Sivil kayıp istemiyoruz.
Suriye Donörler Konferansı'nda, Suriye'deki krizle alakalı katılımcı ülkeler 2016'da 5.6 milyar dolar, 2017-2020 döneminde ise 5.1 milyar dolar yardım sağlanmasına karar verdi. Başbakan Davutoğlu ise Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılar için tek başına 10 milyar dolar harcadığına dikkat çekerek, yardım miktarının yetersizliğine vurgu yaptı.

Hasan Bülent Kahraman/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu çaresizlik hali kuşkusuz bir günde ortaya çıkmadı; siyasi ve toplumsal alan yıllardır müdahale altında. CHP başta olmak üzere AK Parti dışındaki bütün siyasi yapılar son yıllarda ya dizayn edildi ya da etki altına alındı. Medya ve sivil toplum, Ankara'nın elini kolunu bağlayacak bir baskı mekanizması işlevi görüyor. Dış güçlerin de baskısıyla bu yapılar, PKK ve HDP üzerinde bir koruma kalkanı oluşturuyor. PKK ve HDP'nin ülkeyi iç savaşa sürükleme girişimleri karşısında devlet ne doğru düzgün siyasi bir tedbir, ne de hukuki bir önleme başvurabiliyor. Türkiye, dışarıdan ve içeriden adeta kıskaca alınmış durumda. Brüksel-Kandil-Diyarbakır arasında mekik dokuyan eşbaşkanlar, sahne sanatçısı rahatlığında iç savaş çıkarmak için güle eğlene kışkırtıcılık yapabiliyor. Demirtaş, "Müsaadenizle, iç savaş çıkarıyoruz" diyecek neredeyse. Devlet ise bu küstahlığı sadece izlemekle yetiniyor.
Ankara, PKK'ya karşı güvenlik tedbirleri almanın ötesine henüz geçemedi. Oysa bu ülkeyi yakıp yıkan, ateşe veren, kanlı kardeş kavgasını körükleyen, iç savaş çıkarmaya çalışanlara karşı daha ciddi siyasi ve hukuki tedbirler alınmak zorunda. Bunun için ne demokrasiden vazgeçmeye gerek var, ne özgürlüklerden. Sadece kararlı siyasi bir pozisyon almak ve özellikle de hukuku işletmek yeterli. Terör örgütüyle bağlantılı siyasetçilere, iç savaş kışkırtıcılarına, provokatör vekillere dünyanın hiçbir yerinde hukuk koruma sağlamaz.
Hiçbir devlet, terör örgütü ve onun siyasi uzantısı bir parti ve provokatör vekilleri karşısında bu kadar çaresiz, eli kolu bağlı bir şekilde beklemez. Bu gidişata ne Meclis ağırlığını koyabiliyor, ne hukuki süreçler işletiliyor. Dünyanın başka yerinde olsa eşbaşkanlar kameraların karşısına geçip terör örgütü adına devleti ve milleti böyle rahatça tehdit edemezdi; Demirtaş gibi kimse "Bir kıvılcım iç savaş çıkarmaya yeter" gibi sözler sarf ederek şov yapamazdı; hukuk işlese bu tehditlerin sahipleri çoktan hapsi boylar ve onlarca insanın ölümüne neden olmaktan dolayı da ayrıca yargılanırdı.
Siyaset kurumu sorumluluk üstlenmeli, Meclis devreye girerek HDP'lilere yargı yolu açılmalıdır. Batı'nın ve içerideki uzantılarının baskısına boyun eğilirse yarın geç olabilir. Güneydoğu'yu yangın yerine çeviren, onlarca insanın ölümüne sebep olanlardan bunun hesabı sorulmalıdır.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Neden konuşma gereğini, hem de ilginç zamanlamaları tercih ederek duydu? Bu konuşmaların kendisine ve AK Parti'ye ne faydası oldu? Sayın Arınç, 7 Haziran'dan sonra ısrarla AK Parti-CHP koalisyonu istedi. Bunu televizyonlarda da söyledi. Üstelik Kılıçdaroğlu'nun sorumlu davrandığını belirtti. "Sizce sorumlu kim" sorusu üzerine "Ona girmem, konu başka yerlere gider" diyerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı işaret etti. Ama şimdi görüyoruz ki CHP ile koalisyon AK Parti'nin intiharı olurmuş. Bu felâketten AK Parti'yi Erdoğan kurtardı. Sayın Arınç bu konudaki yanlışından pişmanlık duyduğunu ve Erdoğan'ın liderliğinin takdir edilmesi gerektiğini hiç söylemedi.

Bugün, 1 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye tek başına iktidar olan AK Parti ile istikrarı yakalamışken, üstelik PKK terörü azdırılmış, her gün şehitler verirken, Sayın Arınç yine ters konuşuyor. CNN Türk'te Taha Akyol'un Eğrisi Doğrusu programında "Dolmabahçe mutabakatını" gündeme getirerek böylesine kritik bir dönemde Erdoğan'ı suçluyor. Ne elde edeceksiniz Sayın Arınç? Bunu neden yapıyorsunuz? Gün, zihinleri bulandırma günü değil ki. PKK terörüne, hendeklere, suikast silahlarına, devlete silahlı isyan etmeye dair konuşmanız gerekmez miydi?

Tam da bütün Erdoğan düşmanlarının, AK Parti muhaliflerinin söylemine sarılmanız, Doğan medyasını arkalamanız AK Parti tabanını nasıl üzüyor farkında değil misiniz? Kaybedenlerin safında yer almanız sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Kimin değirmenine su taşıdığınızın farkında değil misiniz?

Sayın Arınç, siz bir defasında "yeni Genel Başkan ve dolayısıyla Başbakan arayışları sürecinde ismi geçenlerden birisi olarak ben ve bazı arkadaşlarımız da yarışın içindeydik" dediniz. Şimdi sizin için üzülen, kızan insanlar, "başbakan olsaydı, böyle yapmazdı" diyorlar. "Bu partiye dışarıdan gelenlere bile bizden daha fazla değer verilmiştir" sözünüzü hatırlayanlar, "mesele bu mu?" diye soruyorlar.

Sayın Gül ve Arınç, muhalif cephenin Erdoğan'a ve AK Parti'ye karşı kendilerinden medet umdukları insanlar haline geldiler. Bu da onları takdir etmiş, sevmiş insanlar için gerçekten üzücü.. Dışarının ve içerinin tahrikleriyle bazı hesaplara alet olup Erdoğan'ın karşısına çıkarlarsa, Gül de Arınç da kaybedecektir. Millet, Gezi olaylarında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve 1 Kasım'da olduğu gibi yine Erdoğan'ı destekleyecektir.

Hüseyin Gülerce/Star

BİZE ULAŞIN