Türkiye'nin en iyi haber sitesi

" Türkiye'yi almaya mecbur"

Başbakan , Türkiye'nin üyeliği süreciyle ilgili olarak, ''50 yıl bizi oyaladılar. Hala oyalıyorlar, onu da söyleyeyim. Biz yırtınıyoruz, çırpınıyoruz. Özellikle bir bakanlığı sadece bu iş için kurduk. Bir devlet bakanımız başmüzakereci olarak sadece bu işi takip ediyor, sadece AB üyesi ülkelerde fellik fellik dolaşıyor. BÜtün bunlara rağmen oyalıyorlar'' dedi.

Giriş Tarihi: 12.6.2010 14:34 Güncelleme Tarihi: 12.6.2010 17:00
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde (KTÜ) düzenlenen törende, Başbakan Erdoğan'a, KTÜ Senatosu tarafından verilen fahri doktora unvanı takdim edildi ve üniversite bünyesindeki bazı açılışlar gerçekleştirildi.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada Türkiye'nin dış politikasında bir eksen kaymasının asla ve asla söz konusu olmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bir eksen kaymasından bahsedenler, art niyetli değillerse Türkiye'nin yeni rolünü, çok boyutlu dış politikasını anlayamamış, kavrayamamış olanlardır. AB ile katılım müzakerelerini başlatan, dikkatinizi çekiyorum, bu hükümettir. Biz ne zaman AB'ye müracaatı yaptık? Adı daha Avrupa Birliği değildi. Avrupa Ekonomik Topluluğuydu. 1959 müracaat, resmi müracaat 1963. O günden bugüne öyle talihsiz bir ülke yok. 50 yıl bizi oyaladılar. Hala oyalıyorlar, onu da söyleyeyim. Biz yırtınıyoruz, çırpınıyoruz. Özellikle bir bakanlığı sadece bu iş için kurduk. Biliyorsunuz, bir devlet bakanımız başmüzakereci olarak sadece bu işi takip ediyor, sadece AB üyesi ülkelerde fellik fellik dolaşıyor. Bütün bunlara rağmen oyalıyorlar.''

''SANAL BÜTÇELER VAR, BUNLARDA''

Başbakan Erdoğan, işin perde arkasının belli olduğunu, bunu özel görüşmelerde samimi olan bazı Avrupalı bakanların da söylediğini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Biz bunu biliyoruz. Ama bunu dillendirmeyi doğru bulmuyoruz. Ben kendilerine açıkça söylüyorum, eğer siz Hristiyan Kulübü değilseniz, Türkiye'yi buraya almaya mecbursunuz. Zira sizin Hristiyan Kulübü olmadığınızı ifade edebilecek tek şey, halkı Müslüman ülke olarak Türkiye'nin burada olmasıdır. Ama buna bile tahammül edemeyecek kadar aşırısınız. İnanın bir şey diyemiyorlar. Çünkü yaptıkları iş bu. Biz bugün, hele hele son alınan 10 ülkeyle mukayese edilemeyecek derecede, AB müktesebatına uygun bir ülkeyiz. Onlarla hiçbir şeyimiz mukayese edilmez. Ne temel hak ve özgürlükler noktasında ne kalkınma noktasında. Bu ülkelerin hepsini tanıyoruz artık. Gidiyoruz, geziyoruz görüyoruz, neresinde ne var hepsi belli. AB müktesebatına bakıyoruz, o da ortada. Ama bunlar çok çok gerilerde, Türkiye ile mukayese edilemez. Sanal bütçeler var, bunlarda.

Karar zaten siyasi. Tek söyledikleri şey, 'Siz büyük bir ülkesiniz, coğrafyanız büyük, nüfus olarak sayınız çok. Buna katlanmakta biraz zorlanıyoruz ve endişe ediyoruz. Çünkü siz buraya girdiğiniz zaman ilk üç ülkeden biri olacaksınız. Bundan korkuyoruz.' Siz güç istemiyor musunuz? AB bir güç merkezi olsun istemiyor musunuz? İşte Türkiye hem size güç katmaya hem de buradan bir şeyler almaya geliyor. Biz yük olmaya gelmiyoruz, yük almaya geliyoruz. İşte Türkiye şu anda böyle bir ülke.''

GİZLİ BİR PROPAGANDA KAMPANYASI YAPILIYOR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ne zaman Türkiye'nin Arap ülkeleriyle ilişkileri ilerlese, karşılıklı yatırımlar gündeme gelse, bir propaganda kampanyasıyla işbirliğinin engellendiğini belirterek, ''Bugün bir kez daha manşetler, köşe yazıları, televizyon ekranlarından yapılan yorumlar yoluyla yürütülen kampanya asla ve asla bir tesadüfün eseri değildir'' dedi.

Erdoğan, ''Bu kampanya Türkiye'ye ve hükümetimize yönelik uluslararası bir kampanyanın, bir kara propagandanın Türkiye içindeki uzantısıdır'' diye konuştu.

Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde (KTÜ) düzenlenen törende, Başbakan Erdoğan'a, Üniversite Senatosu tarafından verilen fahri doktora unvanı takdim edildi ve üniversite bünyesindeki bazı açılışlar gerçekleştirildi.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, 1923'te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda çok büyük sorunlarla karşı karşıya olunduğunu belirterek, yanmış, yıkılmış, gençlerini kaybetmiş, enerjisini, kaynaklarını savaş cephelerinde kullanmış bir ülkenin 29 Ekim 1923 tarihiyle birlikte artık daha büyük bir mücadelenin, istikbal mücadelesinin içine girdiğini söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 87 yılda gerçekten büyük işlere halkıyla birlikte imza attığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bugün dünyanın daha saygın, daha güçlü bir ülkesi konumuna geldik. Ancak şunu görmek durumundayız, potansiyelleri göz önünde bulundurulduğunda, zenginlikleri dikkate alındığında özellikle 1923 ve sonrasındaki heyecanına, atılımlarına, reformlarına bakıldığında Türkiye'nin bugün olması gereken yer, bu seviyelerin çok daha üzerinde olması gerekir. Kabul edelim ki kuruluş ruhu özellikle 1940'lar ve sonrasında aynı heyecanla devam etmedi, ettirilmedi. Demokrasiye korkuyla bakıldı. Bir korku toplumu meydana getirildi. Tereddütle bakıldı. Tepeden inmeci bir anlayışla adeta demokrasi azar azar verildi. Çeşitli dönemlerde de verilenler toplu olarak geri alındı. Ekonomide cesur politikalar yürütülmedi. Hep şüpheyle davranıldı. Dünyanın içinden geçtiği değişim iyi okunmadı. Gerekenler, gereken reformlar hızlı şekilde yapılmadı. Aynı ataleti dış politikada yaşadık. Türk dış politikası üzülerek ifade ediyorum, uzunca bir süre idare-i maslahatla günü kurtardı. Değil uzak coğrafyalara, kendi komşularına dahi açılamadı.''

Erdoğan, 7.5 yıl öncesine kadar Türkiye'nin ''3 tarafı denizlerle, 4 tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke'' olarak tanımlandığını ifade ederek, ''Herkes düşman görülüyordu. Her ülkenin Türkiye üzerinde kirli emelleri olduğu varsayımıyla hareket ediliyor, adeta ülkenin etrafına görünmez duvarlar inşa ediliyordu. Eğer idarede başarısızlık varsa, fatura hemen dünyaya kesiliyordu. İşte bunlar sebebiyle başaramıyoruz, işte bunlar sebebiyle olmuyor. Hep bu korkular, tereddütler, paranoya noktasına ulaşmış kaygılar, demokrasinin de ekonominin de dış politikanın da gelişmesi önünde aşılmaz setler oluşturuyordu'' diye konuştu.

''YÜRÜTÜLEN KAMPANYA ASLA BİR TESADÜF DEĞİL''

Başbakan Erdoğan, dış politika ile ekonomi arasındaki bağı kuramayanların dünyayı iyi okuyamayacaklarını ifade ederek, şöyle devam etti:

''Demokrasi ile ekonomiyi at başı götürmek zorundasınız, eğer biri ileri, birisi geri olursa asla başarıyı yakalayamazsınız. İşte biz bunu başardık. Bu aynı zamanda bir testtir ve bu test kendini ortaya koymuştur. Ekonomi, dış politika, iç politika, demokrasi arasında denklemi iyi kuramayanlar içlerine kapanırlar. Yerlerinde sayarlar, hatta geriye giderler. Biz hükümet olarak bu denklemi kurduk, bu denklemin gereğini yaptık ve ekonominin hemen tüm göstergelerinde, reformlarında, yatırımlarında demokratikleşmede işte son dönemdeki tarihi adımları attık. Önceki gün de ifade ettim. Arap ülkelerinde, özellikle bunu burada ifade etmek istiyorum, çünkü ben dertliyim. Dertli olmayandan bir şey olmaz, onu söyleyeyim. Dertli olmak lazım, heyecan duymak lazım. Batılı hemen hemen her ülkenin çok büyük yatırımları var Arap ülkelerinde, Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya, Yunanistan, Hollanda, Çin, Rusya orada. Onlarla rekabet ediyorsunuz, hepsi orada. Amerika Birleşik Devleti'nden iş adamları geliyor, çok rahat bir şekilde Arap ülkelerinde milyar dolarlık yatırımlar yapıyorlar. Aynı şekilde Arap sermayesi de dünyada istediği ülkeye gidiyor. İstediği ülkelerde çok büyük yatırımlar da yapıyor. Çok da iyi karşılanıyor. İkramlar, izzet, aman yarabbim. Bütün bunlar yapılıyor.

Bizde ise ne zaman Arap dünyası ile Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz ilerlemeye başladı, merhum Özal zamanın da da bunlar oldu biliyorsunuz, karşılıklı yatırımlar ne zaman gündeme gelse, açık söylüyorum gizli bir el devreye giriyor, gizli bir propaganda kampanyası yapılıyor ve bu iş birliği engelleniyor. Engellenmek isteniyor. Ne zaman bir Arap ülkesinin Türkiye'de yatırımı söz konusu olsa hemen atılan başlık şu 'Araplar bizi arkamızdan vurdu. Biz niçin bunlarla işbirliği yapıyoruz?' Bu tür, son derece çirkin iddia hemen gazete manşetlerinde kendisine yer buluyor. Ne zaman bir Arap iş adamı Türkiye'de arzı endam etti, başlık şöyle 'Yeşil sermaye, İslamcı sermaye, Arap sermayesi' gibi ırkçı, dinci, ayrımcı, yeniden ayrımcı bir dil sahne alıyor. Bugün şu anda yapılan ulusal ve uluslararası basında art niyetli bir şekilde yürütülen bir kampanya işte bu kara propagandanın, bu sinsi propagandanın bir uzantısıdır. Bir kez daha Türkiye içinde ve Türkiye dışında belli çevreler Türkiye'nin dış politikasını sorgulamaya, eksen kaymasından bahsetmeye başladılar. Bugün bir kez daha manşetler yoluyla, köşe yazıları yoluyla, televizyon ekranlarından yapılan yorumlar yoluyla yürütülen kampanya asla ve asla bir tesadüfün eseri değildir. Bu kampanya Türkiye'ye ve hükümetimize yönelik uluslararası bir kampanyanın, bir kara propagandanın Türkiye içindeki uzantısıdır.''

''BİZ SIRTIMIZI HİÇBİR BÖLGEYE DÖNMEYECEĞİZ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz sırtımızı hiçbir zaman hiçbir bölgeye veya ülkeye dönmeyeceğiz, olması gereken neyse biz onu yapacağız. Türkiye'ye yakışanı yapacağız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde kullandığımız İran'la ilgili oy, bu yaklaşımın bir neticesidir'' dedi.

KTÜ Senatosunun fahri doktora unvanı, üniversitede düzenlenen törenle Başbakan Erdoğan'a takdim edildi. Ayrıca, üniversite bünyesinde bazı açılışlar yapıldı.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, dış politikada olması gereken neyse yaptığını ve kararlı bir dış politika izlediğini söyledi.

Türkiye'nin dünyaya kapalı bir ülke olamayacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Biz sırtımızı hiçbir zaman hiçbir bölgeye veya ülkeye dönmeyeceğiz, olması gereken neyse biz onu yapacağız. Türkiye'ye yakışanı yapacağız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde kullandığımız İran'la ilgili oy, bu yaklaşımın bir neticesidir. Çünkü biz Tahran'da bir anlaşma yaptık. Bu anlaşmayı, Sayın Obama'nın bana ve Lula'ya yazmış olduğu mektup çerçevesinde yaptık'' dedi. O mektubun içeriğine uygun şekilde bir anlaşma yaptıklarını ve diplomasiyle çözüm istediklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''İmzalar atıldıktan sonra kendileriyle bilgilendirme telefonlarını açıp konuştuğumuzda bizi hep takdir ettiler, teşekkür ettiler. 'Gerçekten bu her türlü takdirin üzerinde' dediler 'ama İran sözünde durmaz' dediler. Biz de dedik ki 'eğer yazacağı mektupta ortaya konulanlara uymazsa o zaman biz de İran'ı kendi başına bırakırız' dedik. Ne yazık ki İran mektubunu yazdı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, mektubu bile o yaptırım oylamasının yapılacağı ana kadar cevabı yazmadı. Cevabı o gün yazdı. Samimiyet testinde kimlerin kaybettiği ortaya çıkıyor. Bunları dürüst, samimi değerlendireceğiz. Türkiye ne bir ülkenin yanında durmuş ne bir ülkeyi karşısına almıştır. Türkiye sadece attığı imzanın arkasında durmuş, devlet ciddiyetine yakışanı yapmıştır. Olay budur. Bunu da gizli kapaklı yapmadık, çok açık net yaptık. Çünkü bizim de bir onurumuz var, izzetimiz var. 'Bu millet bir kabile milleti değil' diyorum, bunu her zaman söylüyorum.''

Türkiye'nin asırlara uzanan bir devlet geleneği olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Hani şair diyor ya 'Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz.' Biz böyle bir milletiz, sıradan bir millet değiliz. Bunu görmemiz lazım'' diye konuştu. Görüştüğü tüm liderlere Türkiye'nin pozisyonunun ve gerekçelerinin hep anlatıldığını kaydeden Başbakan Erdoğan, doğru olanı yaptıklarını ve dürüst ve samimi bir şekilde hareket ettiklerini, bunu yapmaya da devam edeceklerini söyledi. Erdoğan, ''Ne aldatan olacağız ne aldanan olacağız. Hiç olmadık, bundan sonra da olmayacağız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz Brezilya'da Sayın Lula ile basın orada da bize sorduğunda 'Tahran'da attığımız imzaların arkasında duracağız' dedik. Bunu yaptık. Hem çok boyutlu dış politikamızı barış temelinde sürdüreceğiz hem de açık ve dürüst tutum takınmaya devam edeceğiz. Bir yandan ülkemizin standartlarını yükseltmek için Avrupa Birliği ile müzakereleri yürütecek, bir yandan da bölgesel barış, istikrar için çabalarımızı yoğun bir şekilde sürdüreceğiz. Kim ne derse desin, hangi kara propagandayı başlatırsa başlatsın, biz Orta Doğu'daki devlet terörü, Akdeniz'deki korsanlık karşısında da susmayacağız. Şu anda içeride de dışarıda da Türkiye aleyhine, hükümetimiz aleyhine kim hangi emellere taşeronluk ederse etsin, biz bölgenin de kendi halkımızın da refahı ve güvenliği için hakkı, hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki tercih çok nettir. Aktif bir dış politika, çok boyutlu bir dış politika yürütüp, Türkiye'yi büyütecek, ekonomiyi büyütecek, Türkiye'ye saygınlık kazandıracağız. Yoksa içimize kapanacak, gelişmelere duyarsız kalacak, bölgeye ilgisiz kalacak ve var olanla mı yetinecek, geriye mi gideceğiz? Hiç kuşkusuz biz birinciyi seçtik ve bu yolda devam ediyoruz. İçine kapanan bir Türkiye'nin hiçbir alanda ilerleme kaydetmeyeceğini yaşadık, gördük, acı şekilde tecrübe ettik.''

''KARA PROPAGANDAYA DİKKAT EDİN''

Bu değişimden rahatsız olanların çıkabileceğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Demokrasiyi yükseltmek için adımlar attık karşımıza çeteler çıktı, mafya çıktı. Ekonomiyi büyütmek için attığımız her adımda karşımıza karamsarlar, kötümserler, felaket tellalları çıktı. 'Milli birlik ve kardeşlik süreci' dedik, karşımıza istismarcılar çıktı. 'Anayasa değişikliği, daha demokratik bir Anayasa' dedik karşımıza statükocular çıktı. Şu anda da 'daha onurlu bir dış politika' diyoruz, 'çok boyutlu bir dış politika' diyoruz, 'haksızlığa, hukuksuzluğa, korsanlığa hayır' diyoruz, aynı şekilde karşımıza içeriden ve dışarıdan kara propaganda çıkıyor. Bunlara teslim olursak Türkiye'ye haksızlık yapmış oluruz'' diye konuştu.

Hiçbir şeye boyun eğmeyeceklerini ve Türkiye'yi her alanda büyütmeye devam edeceklerini kaydeden Başbakan Erdoğan, bu günün dünyasında her alanda birlikte ilerlemek gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Anadolu'daki, Trakya'daki çocukların nasıl zor şartlar altında eğitim gördüğünü yaşamayanlar, görmeyenler, hissetmeyenler bugün üniversiteye karşı çıkıyor. Başını Ankara'nın dışına çıkaramayanlar, dünyayı izlemeyenler, doğru şekilde okuyamayanlar aynı şekilde aktif ve çok boyutlu dış politikaya karşı çıkıyor. Türkiye bu siyaset tarzını hak etmiyor. Türkiye, dünyadan, dünya gerçeklerinden, süreçten kopuk bir siyaset tarzını hak etmiyor. Biz bu siyaset tarzını 7.5 yıl boyunca elimizin tersiyle ittik ve şu anda doğru yolda ilerliyoruz. Ben toplumun her kesiminden bir ricada bulunuyorum; son dönemde Türkiye aleyhinde başlatılan kara propagandaya lütfen dikkat edin. Anayasa değişikliği ve Milli Birlik, Kardeşlik Projesi'yle başlatılan terör saldırılarına lütfen dikkat edin, istismar siyasetine dikkat edin. Türkiye bu oyunlara gelmeyecek. Türkiye bir kez daha değişimi, dönüşümü ertelemeyecek, fırsatları elinin tersiyle itmeyecek. Hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye emin adımlarla, kararlı adımlarla, cesur adımlarla geleceğe doğru ilerliyor.''

''ÜRETMEYEN İNSANLARI KİMSE YARGININ KARŞISINA ÇIKARIYOR MU?''

Hayatın olduğu gibi siyasetin de bir risk olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Eğer bu riskleri alamazsanız başarıya asla ulaşamazsın'' dedi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Yoksa hiç çalışmayan, üretmeyen bu tür insanları kimse yargının karşısına çıkarıyor mu? Çıkarmaz ama kim çalışıyor, onun başı hep yargıyla derttedir. Yaşadığımız bu. Bir şey yaparsın karşına hep onlar çıkar, onlar bilir. Bir tarafta onlarla mücadele edeceksin bir tarafta da eser üreteceksin. Yaşadığımız bu ama biz bu ülkede bir şeyler yapmaya mecburuz. Atalarımızın güzel bir lafı vardır, 'abdestinden şüphesi olmayanın, namazından şüphesi olmaz'. Olay bu. Sizin kişisel yaşamınızda şüpheler doluysa tabii ki hayatınız hep korkuyla, şüpheyle geçecektir. Bizim öyle bir derdimiz yok, onun için rahatız.''
Türkiye'nin 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almasının hayal olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi kat kat büyüterek bu hedefi yakalayacaklarını kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'yi bölgenin saygın bir ülkesi, küresel ölçekte bir barış ülkesi haline getirdik. Türkiye'nin bu konumunu daha da güçlendireceğiz'' dedi.

''BİZ AB ÜYELİĞİNDEN VAZGEÇECEK DEĞİLİZ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz AB üyeliğinden vazgeçecek değiliz. İstedikleri kadar 'şöyledir, böyledir' desinler. Biz bunu zaten biliyoruz. Ama buna rağmen, biz dersimizi çalışmaya devam ediyoruz'' dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde (KTÜ) düzenlenen törende, Başbakan Erdoğan'a, KTÜ Senatosu tarafından verilen fahri doktora unvanı takdim edildi ve üniversite bünyesindeki bazı açılışlar gerekleştirildi.

Hükümetlerinin AB katılım müzakereleri yolunda üzerine düşeni fazlasıyla yaptığına işaret eden Başbakan Erdoğan, NATO şemsiyesi altında küresel barış için ter döken Türkiye'nin etkinliğini arttıranın bu hükümet olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, her coğrafya ile her ülke ile iyi ilişkiler tesis eden bir iktidar olduklarını belirterek, Irak'ta yakın tarihte iki operasyon yapıldığını, bu iki operasyonun faturasının sadece Irak'ın ödemediğini, tüm bölge ülkelerinin ödediğini dile getirdi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Filistin-İsrail sorununun ortaya çıkardığı faturayı sadece iki taraf ödemiyor. Suriye de fatura ödüyor. Lübnan da Ürdün de Mısır da bizler de ödüyoruz. Bölge ülkelerinin hepsi ödüyor. Bütün bunlar devam ederken İran'ın uluslararası toplumla sorunu sadece İran'ı etkilemekle kalmıyor, tüm bölge ülkelerini de etkiliyor. Biz bu sorunların bölgeyi, Türkiye'yi etkilediğini bildiğimiz için samimi bir şekilde bu sorunların çözümü için çaba harcıyoruz. İran meselesi diplomasi yoluyla çözüme kavuşsun istedik ve istiyoruz. İsrail-Filistin meselesi diyalog yoluyla çözülsün istiyoruz. Irak'ta artık istikrar kazansın. Irak'ın toprak bütünlüğü korunsun, barış ve huzur gelsin istiyoruz. Biz bunu istediğimiz için bu hedefler doğrultusunda gayret sarf ettiğimiz için içerden ve dışardan tabii ki hakaretler, eleştiriler devam ediyor. Ciddi boyutlarda iftiraların hedefi oluyoruz. Biz AB üyeliğinden vazgeçecek değiliz. İstedikleri kadar 'şöyledir, böyledir' desinler. Biz bunu zaten biliyoruz. Ama buna rağmen, biz dersimizi çalışmaya devam ediyoruz.
Bana kızmayacaksınız... Üniversitelerde bazı jüriler, kariyer imtihanlarında çok oyaladılar, bazı arkadaşlarımızı. Ve o çileleri çekenler yılmadılar, hep devam ettiler ve mahkeme kapılarında haklarını aradılar, mücadele verdiler. Ama sonra kariyerlerini kaptılar. İnadına, biz de inadına koşturacağız. Er veya geç bu işi yapacağız. Başaracağız. Çünkü azminiz olmazsa, inadınız olmazsa bunu başaramazsınız. Bu millete yakışan bu. Biz de o yakışanı yapacağız. Bu hendekleri atlaya atlaya maksudumuza ulaşacağız. Çünkü Türkiye'ye yakışan bu.''

''AMERİKA NE ALIYOR BİZDEN?''

Türkiye'nin bir dönem ihracatının yüzde 25'ini AB üyesi ülkelere yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Şimdi bazıları diyor, 'Niye giriyoruz?' Peki kardeşim sen bu ihracatını nereye yapacaksın? Sanayin o zaman ne olacak? Şu anda işsizliği konuşanlar, bu işsizler ordusunun daha da katlanacağını hiç düşünüyorlar mı? Bunun hesabını yapıyorlar mı? En yakınında Avrupa'ya ihracat yapmayacaksın, nereye yapacaksın? Latin Amerika'ya mı, Amerika'ya mı? Amerika ne alıyor bizden? Şu anda Amerika'ya yaptığımız ihracata bak bakalım. Ne alıyor?

Bizim şu anda Rusya ile 35 milyar dolara kadar çıktı, kriz sebebiyle 23-24 milyar dolara kadar düştü. Ama bizim hedefimiz Rusya ile belki 100 milyar dolar. Biz Rusya ile bunu konuşuyoruz. Ama bunu henüz Amerika ile konuşamadık ve istiyoruz ki oraya da yüklü bir şekilde ihracat yapalım. Başkaları yapıyor. Çin yapıyor, Türkiye niye yapmasın. Türkiye de yapar. Bizde bunu yapacak irade var.''

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından önce KTÜ Senatosu'nca verilen fahri doktora belgesini Erdoğan'a, imam hatip lisesindeki sanat tarihi öğretmeni Semra Acar sundu.
Acar, burada yaptığı konuşmada, ''Talebem olarak, Başbakan olarak ve dünya lideri olarak insanlığa, dostluğa, barışa yaptığınız katkılardan dolayı Allah sizden razı olsun'' dedi.

Başbakan Erdoğan da öğretmeni Semra Acar'ın burada bulunmasının kendisi için sürpriz olduğunu belirterek, ''Semra hocamızın burada olacağı aklımın ucundan bile geçmiyordu'' diye konuştu.
KTÜ Senatosu, Başbakan Erdoğan'a fahri doktora unvanını, ''Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 'yurtta sulh, cihanda sulh' düsturu gereğince, temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi doğrultusunda kamu idaresinin topluma daha etkin ve daha verimli hizmet sunmasına yönelik reformlara ve medeniyetler ittifakıyla uluslararası işbirliği yönündeki çalışmalarıyla bölge ve dünya barışına yapmış olduğu katkılardan dolayı'' verdi.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
"AB Türkiye'yi almaya mecbur"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN