Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Üç günlük dünyada bize bahşedilen en kıymetli şey: Aşk

’nin, beşinci kitabı ...ve Aşk, tarafından yayımlandı. Sadri okuyucuyu, filmlerden şiirlerden, sokaklardan geçerek eski İstanbul’un hatıralarında dolaştırıyor

Giriş Tarihi: 11.10.2019
Üç günlük dünyada bize bahşedilen en kıymetli şey: Aşk
Onu yıllar evvel çıkardığı Adam Gibi adlı şiir albümüyle tanımış, radyo programlarının müdavimi olmuştum. Önce Turkuvaz Radyo'da sonra da atv'de yaptığı hafta sonu programları münasebetiyle tanışma imkanı bulduğum İbrahim Sadri, ...ve Aşk adlı yeni kitabını yakın zaman önce okuyucularla buluşturdu. Turkuvaz Kitap'tan yayımlanan 157 sayfalık kitapta Sadri, aşkın kendisinde uyandırdığı hisleri aktarıyor. Bunu yaparken de okuyucusuna eski İstanbul nostaljisi yaşatıyor. Satır aralarında bazen Üsküdar'dan kalkan bir vapurda, bazen Beyoğlu'nun ara sokaklarında bulabiliyorsunuz kendinizi. Ve bir anda Bir Şarkısın Sen'i, Cahit Sıtkı dizelerini mırıldanırken, gözünüzde Kız Kulesi, Haydarpaşa Garı, Samatya, Sadri Alışık selamı, Adile Naşit kahkakası canlanıveriyor hemen. Aşka dair ne arasanız bulabileceğiniz çok katmanlı, kalabalık bir kitap ...ve Aşk. Aynı İstanbul gibi... Sadri kitabını anlattı...

- Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Bir yandan televizyon programınız da devam ederken nasıl fırsat buldunuz da kitap yazabildiniz?
- ...ve Aşk, benim için çok kıymetli bir proje. Yaklaşık 10 yıl önce Aşk 29 Harf isimli bir kitap yazmıştım. O hep bende yarım kalmış bir his uyandırmıştı. Daha doğrusu 'anlatmak istediğim tam böyle değildi' gibi bir duygu işte. Oradan hareketle, aşk üzerine yazdığım satırları tekrar önüme aldım ve aşka çok yakışan sevgili İstanbul'la kol kola bir seyahate çıkardım. Ortaya ...ve Aşk çıktı. Yani İstanbul'da oturan aşkın hikâyesi diyebiliriz bu mütevazı kitaba. Yaklaşık bir yıllık bir çalışmanın sonucu diyebilirim. Aşka, İstanbul'a ve kitaba her zaman vakit var.

- Yazma ritüeliniz nedir? Hangi aralıklarla nerede ne dinlerken yazarsınız?
- Her cümlesini dönüp tekrar tekrar okurum... Yazmak için benim özel alanlarım ya da zamanlarım yok. O kışkırtıcı yazma coşkusu gelince hiç fark etmiyor benim için. İnanmayacaksanız belki ama Ve Aşk'ın büyük bölümünü Atv haber merkezinde yazdım. Oradaki arkadaşlarım da şahit. Sadece kulaklığımda sevdiğim müzikler vardı. O müzikler arasında Vivaldi de vardı, Saz Semaileri de, Roger Waters da, Nefesler de, Suat Sayın besteleri de... Onlar yol gösterdi, İstanbul koluma girdi ve yazdım. Elbette sadece kitap yazmaya odaklanacağım bir yer ve uzun zamanları tercih ederdim. Ama böyle bir lüksüm olmadığı için yazabileceğim her mekanı ve imkanı değerlendirmeye çalıştım. Artık böyle bir hayatımız var: dar, çarçabuk, sıkışık.. O tıklım tıkışlıkta ne üretebildiysem o işte...

AŞKIN ÇOK KAPISI VAR

- Aşk üzerine bir kitap yazma
fikri nasıl ortaya çıktı?
- Ben uzun yıllardır aşk üzerine şiirler yazıyorum. Ve yazdığım bu şiirleri kitaplaştırıp, şiir albümlerini de yapıyorum.. Bu üç günlük dünya hayatında Mevlamızın bize bahşettiği en kıymetli hazinenin aşk olduğunu düşünüyorum. Sanki biraz buraya biraz ahirete ait bir servet bu. Ve yazdıkça aşkın ne kadar çok kapısı olduğunu fark ettim. Hangi kapısından girerseniz bambaşka anlamlarına götürüyor sizi. Yani doğurgan ve verimli bir vaha yazmak için. "Ali Ayşe'yi seviyor"dan başlayıp "aşka aşık olmaya" tırmanan basamaklar.. Dik basamaklar ama! Ayağınızı sağlam basmazsanız tepe taplak düşebileceğiniz bir merdiven... Seyyit Nesimi durup dururken; "Gel gel yanalım ateş-i aşka" demiyor işte... Hem "gel", hem de "yanalım!" Bu içsel sarmal, bir yazar için münbit bir saha aynı zamanda. İşin içine bir de benim kıymetlim olan İstanbul'u katınca bu yazma fikri kendiliğinden şekillendi.

- Semtler, bölgeler, iller, türküler, filmler, şairler, şiirler, şarkılar... Yani Neşet Ertaş da var Ferdi Tayfur da. Necip Fazıl da var Yunus Emre de. Cüneyt Arkın da var Sadri Alışık da... Çok güzel bir Türkiye kompozisyonu çizmişsiniz... Yol haritasını nasıl oluşturdunuz...
- Aynen söylediğiniz gibi. "Hem Ferdi Tayfur, hem cam kenarı" olsun istedim. Hem günlük hayatımızın hem de hafızamızın aşktan yola çıkarak satırlara dökülmesine çalıştım. Kitabın bir yerinde "aşk hatıralara uğramaktır" diye bir söz ediyorum. İşte tam da bunu yapmaya çalıştım. İstanbul'un hatıralarına uğrarken aşk davasının nasıl göründüğüne bakmaya çalıştım. Bunun için epeyce sermayem vardı. İstanbul'da doğdum ben. Ve yarım yüzyıldır bu şehirde yaşadım hep. Ne zaman gitmeyi düşündüysem, bir de baktım ki koşarak geri gelmişim. Fatih, Kasımpaşa, Beyoğlu, Üsküdar... Buralarda yaşadım.. 70'ler, 80'ler, 90'lar... O yılların küçük ayrıntılarını kitabın zeminine yayıp, aşktan aşkın hallerinden söz etmeye gayret ettim. Tabii sadece İstanbul'la sınırlı kalmadım.

- Farklı coğrafyalar ve zamanlar da var kitapta..
- İnancımın ve kültürümün bana tanıdığı fırsatları hiç geri çevirmedim. İşte o yüzden Yunus Emre de var, Mevlana da var, Kadri Şençalar da var, Enver Behnan Şapolyo da var, Orhan Veli de var, Cahit Zarifoğlu da var, Şazeli Tekkesi de var, Rüya Sineması da var, Vapur düdükleri de... Bütün bu kuralsız karışıklığın ve imgelerin aşka çok yakıştığını düşünüyorum. Ya da aşkın onlara çok yakıştığını. Kendi bildiği gibi bir kitap olsun istedim. Baş eğmeyen, çok da kulak asmayan... Yani aşk gibi işte..

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Üç günlük dünyada bize bahşedilen en kıymetli şey: Aşk
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN