Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu hayatta herkesin bir davası var

Bir dizi silahlı soygun suçundan dolayı 19 yıl hapse mahkum edilen, hapisten kaçıp, 10 yıl boyunca Bombay’da yaşayan Gregory David Roberts, Shantaram isimli kitabın hem yazarı, hem de kahramanı... Roberts’ın kendi hikayesinden yola çıkarak kaleme aldığı kitap Artemis Yayınları tarafından tekrar basıldı

Giriş Tarihi: 10.1.2020 ABONE OL
Bu hayatta herkesin bir davası var
Bir insan bir hayat süresince kendine kaç dünya kurup kaybedebilir? Bana göre işte bunu anlatıyor Shantaram. Belki de bu yüzden 847 sayfa çok gelmiyor, bir adamın kurduğu farklı dünyalara bir solukta tanıklık ediyor okuyucu.
Altın yaldızlı kapağı, küçük puntolu içeriği ve finalini 847. sayfada yapmasıyla hem cazibeli hem de korkutucu olduğu izlenimi veren bir kitap Shantaram. Yazıya başlarken hikayenin kahramanı kim diye uzun uzun düşündüm. Anlatıcıyı mı seçmeliydim, onlarca renkli karakterden birini mi? Sonunda karar verdiğimde bu kitabın kahramanının insanları değiştirip, dönüştüren Bombay olduğuna karar verdim.
Hindistan'a dair önyargıları olan, içinde o renkli ülkeye karşı zerre merakı olmayan benim gibi biri için bile şu an Bombay keşfedilmemiş bir hazine... Üstelik anlatılanlar boyunca Bombay'ın en kirli ve karanlık yüzüne tanık olmama rağmen...
Yazar Gregory David Roberts'ın kendi hayat hikayesine dayanıyor Shantaram. Kitaptaki kahramanımız tıpkı yazar Roberts gibi silahlı soygun ve saldırı suçları nedeniyle 20 hapis cezası alıyor. Ve koyulduğu Avustralya'daki cezaevinden kaçmayı ve sahte bir Yeni Zelanda pasaportunun yardımıyla kendini Hindistan'ın Bombay şehrine atmayı başarıyor. Ve o andan itibaren ülkesinde en çok arananlar listesinde bulunan adını terk ederek, pasaporttaki Lindsay adını benimsiyor. Buraya kadar her şey yazar Gregory David Roberts'ın kendi yaşam öyküsüyle bire bir aynı. O da aynı kahramanı gibi, bir boşanma ve kızının velayetini kaybetme süreci ardından girdiği depresyon nedeniyle yakalandığı eroin bağımlılığı sonucu, kendini şiddet ve soygun ortamında, ardından da işkence dolu bir cezaevinde bulmuş.
Bundan sonrası ise hayata, arkadaşlığa, kefarete, özgürlüğe dair çok çarpıcı tespitlerin yapıldığı, baştan sona bir an bile sıkmadan ilerleyen bir tempoda sürüyor.
Lindsay'in kitap boyunca anlatılan yolculuğu 1980'ler gölgesinde ilerliyor. Kahramanın kaderi, insanın içine işleyen sıcaklığı ve saflığıyla bence bu kitabın bir diğer kahramanı olan Prabaker isimli turist rehberiyle tanışmasıyla değişiyor.
Prabaker sayesinde Bombay'ın arka sokaklarını, sefaletini, yoksulluğunu tıpkı bir Hintli gibi yaşayan Lindsay bu arada Hindistan insanıyla da tanışıyor. Onların sıcaklığı, dostluğu, hayata tutunma şekilleri kahramanımızı yavaş yavaş değiştirmeye başlıyor. Bu arada şehirdeki yabancılardan oluşan bir arkadaş grubu da edinen Lindsay, gizemli bir kadın olan İsviçreli Karla'ya âşık oluyor.
Prabaker'ın köyünde aylarca kaldığı sırada, tatlı rehberin annesi, Shantaram adını veriyor Lindsay'e... Marathi dilinde, Tanrı'nın huzur ve sükunet bahşettiği adam anlamına gelen Shantaram, tek isteği özgürlük olan Lindsay'e iyi geliyor.
Yavaş yavaş şehre alışan, Marathi dilini konuşmaya başlayan Lindsay parasızlık nedeniyle taşındığı gecekondu mahallesinde, farelerle yaşayıp, sabahları diğer Hintliler gibi dere kenarında tuvaletini yaparken, bir yandan da gecekondudaki insanların küçük hastalıklarını tedavi eden bir 'doktor'a dönüşüyor. Azılı bir suçluyken, insanlara karşılıksız yardım eden biri haline gelmesinde, o insanların Lindsay'e gösterdiği karşılıksız sevginin payı büyük elbette.
Geçinmek için Bombay karaborsasına giren, Bombay'ın en güçlü illegal kişisi Kadirbhai ile yolu kesişen, onu bir baba gibi görmeye başlayan Lindsay'in yoluna çıkan her insan ona bir duygu yaşatıyor aslında ve bu nedenle aslında onların her biri bu kitabın kahramanı haline geliyor.
Shantaram bittiğinde, okuyucu Lindsay, Prabaker, Kadirbhai, Johnny Cigar, Vikram, Lettie, Nazir, Lisa, Ulla ve diğer onlarca kişinin gerçek olmasını, Bombay'a gidip onlarla tanışmayı istiyor.
Sadece bu da değil, insan kitap biter bitmez bir uçağa atlayıp Bombay'a gitmek, Leopold'ün Yeri'nde oturup bir şeyler içmek, Taj Otel'de kalmak, sefalet içindeki arka sokaklarda dolaşmak, Arthur's Road Hapishanesi'nin önünden geçmek, Colaüba Karakolu'ndaki polislerle sohbet etmek istiyor...
Yani okuyanı da değiştiren bir kitap bu...
Oysa Lindsay'ın macerası Bombay'la sınırlı değil. Bu uzun kitapta anlatılan ve belki de Bombay'da yaşanan her şeyin bir açıklaması olan uzun bir Afganistan macerası var ki, söz etmeden olmaz. Bombay'da büyük bir itibarı olan, illegal işlerin en önemli ismi Afgan kökenli Kdarbhai, adamları ve Lindsay'le birlikte oradaki savaşa malzeme götürmek için bir yolculuğa çıkıyor. Afgan silahlı kuvvetlerine karşı savaşan mücahitlere götürdükleri silahları taşımak için yaşadıkları macera tam anlamıyla nefes kesici.
Bu yüzden 847 sayfa içinde belki de üç romanı barındıracak hikayesiyle okuyucuyu sarıp sarmalıyor. Lindsay'in hapishanede yaşadığı işkence ve sefaleti, Prabaker'ın köyünde bulduğu huzuru, Afganistan dağlarında savaşırken yaşadığı korkuyu bire bir hissediyorsunuz. Ve bittiğinde, yeni insanlar tanımamın keyfine varıyorsunuz.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bu hayatta herkesin bir davası var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN