Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir trajedisi

Vefasızlık ve cezalandırma, yazar ve gazeteci ’yi bugün yeterince tanıyamıyorsak sebebi biraz da bunlar. Oysa karşımızda modern Türk edebiyatının kurucularından, ilk popüler yazarlarımızdan olan biri var. Gazeteciliği de cabası. Unutturulmak istenen Osmanlı entelektüelini şimdi oğlunun kaleminden okuyoruz...

Giriş Tarihi: 8.5.2020 ABONE OL
Bir Ahmet Midhat Efendi trajedisi
Biraz da unutulmuş bir aydın, entelektüel, yazar ve gazetecidir Ahmet Midhat Efendi. Oysa vakti zamanında 'yazarların üstadı' olarak görülen bir şahsiyettir. Edebiyat tarihçilerine sorarsanız ilk popüler yazarımızdır o. Modern Türk edebiyatının kurucuları arasındadır. Okuma yazma bilmenin ayrıcalık olduğu 19. yüzyıl Osmanlısı'nda, önce insanlara 'okumayı sevdirmek lazım' düsturu ile yazdığı, sade yer yer didaktik olan romanları, hikayeleri ve yazılarının döneminde epey ilgi gördüğü anlatılagelir.
Ama, 'yazarların üstadı' olarak görülen değerli bir kalem nasıl unutulur ki? Biraz vefasızlık, biraz da cezalandırma gösterilebilir bu unutuluşun sebebi olarak.
Ahmet Midhat Efendi'nin yaşadığı vefasızlık bu coğrafyada her entelektüelin, yazarın yaşadığı bir şey aslında. Değerli olana kıymet verme konusunda ketum olan tavrımızı aşabilenler, bu sefer de değerlerinin gelecek kuşaklara aktarılması noktasındaki direnci aşamıyor. Hal böyle olunca da unutulmaya bırakılıyor. Ahmet Midhat Efendi de, her entelektüel gibi bu çarktan geçen değerlerden biridir.
Ama onun unutuluşunu biraz daha hızlandıran 2. Abdülhamit'le olan ilişkisidir. 2. Abdülhamit tahtan indirildikten ve 2. Meşrutiyet ilan edildikten sonra o, bir nevi iktidar ile iş tutan aydın ve gazeteci olarak görüldüğü için gözden düşüyor. 1912'de vefat edince de bu 'işbirlikçi' yaftası peşini bırakmıyor.
Ama hemen gözden çıkarılacak bir yazar ve gazeteci mi Ahmet Midhat Efendi? Elbette değil. Nüket Esen'in Hikaye Anlatan Adam: Ahmet Mithat kitabını okuyunca aslında onunla ilgili genel algının çok da hakikati yansıtmadığını düşünüyor insan. Ki Vakıfbank Kültür Yayınları'ndan çıkan Oğlunun Kaleminden Ahmet Midhat Efendi ve Dönemi kitabı da bu düşünceyi destekler nitelikte.
Yazarın oğlu Kamil Yazgıç'ın 1939-1945 arasında Tan, Marmara ve Vakit gazetelerinde yayımlanan Ahmet Midhat'ı ve dönemini anlattığı yazıların, Erol Gökşen tarafından bir araya getirildiği elimizdeki kitap bize Ahmet Midhat'ın insan olarak, yazar olarak, gazeteci olarak kişiliğini anlatıyor.
Haftanın altı günü yalınayak dolaştığı, yokluk içinde geçen bir çocukluk. Adam olmaz diye Mısır Çarşısı'nda bir aktara çırak verilen ve sürekli dayak yiyerek geçirilen ilk gençlik. "Yeter cahil kalmayacağım" diyerek okuma yazma öğrenme çabası. Kendi kendine dil öğrenmesi, Mithat Paşa'nın himaye etmesiyle önünün açılması ve halka okumayı sevdirmek için yazdığı onlarca eser ve çıkardığı gazeteler... Yani öyle bir çırpıda köşeye, unutulsun diye konulacak bir hayat değil Ahmet Midhat Efendi'ninki...
Kamil Yazgıç da zaten babasını anlatırken hep buna vurgu yapıyor. Ahmet Midhat Efendi'nin bir kalemde silinecek bir şahsiyet olmadığını anlatıyor. Ve onu değerlendirirken döneminin şartları içinde ele almak gerektiğini vurguluyor. Namuslu bir adam olduğundan, yazıları uğruna nasıl sürgüne gittiğinden, herkes bir şeyler öğrensin diye eserlerinde edebi lezzete bile isteye önem vermediğinden, aşırılıklarından, 2. Abdülhamit ile ilişkisinden bahsediyor ve babasının biraz da haksız yere cezalandırıldığından dem vuruyor. Hatta bu konuyla ilgili polemiklere cevap veriyor.
Yazgıç'ın bu yazıları yazdığı dönemde zaten Türk entelijiyansiyasında Ahmet Midhat'ı cezalandırma konusunda biraz aşırıya gidildiği konusunda bir önkabul var. Ama buna rağmen o dönem bir iade-i itibar verilemiyor. Ahmet Midhat Efendi sorunu da böylece kalıyor...
Lakin son yıllarda kendi edebiyat tarihimize yönelik yeni yaklaşımlar bu sorunun tekrar üzerinin açılmasını sağladı. Ahmet Midhat Efendi ile ilgili çıkan kitapların artması, onun eserlerinin yeniden yayımlanması da bunun göstergesi.
Şimdilerde onu yeniden keşfediyoruz. Daha doğrusu onunla ilgili eldeki kitaplarla ve her çıkan yayınla Ahmet Midhat ile ilgili genel algı kırılıyor. Yani 1940'lardaki duruma geri dönüyoruz. Peki edebiyatçı olarak, gazeteci olarak, yazar olarak Ahmet Midhat Efendi'ye iade-i itibar verilecek mi? Açıkçası Ahmet Midhat Efendi'yi sağlıklı bir şekilde tartışmak ve tarihte hak ettiği yere konumlandırmak gerekiyor ve şimdi yapılması gereken de naçizane bu...

İLK ÖĞRETMEN OLARAK ANILIR
Esas derdi okuyan bir toplum yaratmak olan Ahmet Midhat Efendi gazeteci ve yazar olarak bu amaca ulaşmak için hem her alanda hem de yalın yazmaya gayret gösterdi. Onun Hace-i Evvel yani 'ilk öğretmen' olarak anılması da bu yüzden. Edebiyatımızda roman türünün yaygınlaşmasında ve bir roman okuru kitlesi oluşturulmasında büyük emeği vardır. Felatun Bey ile Rakım Efendi, Dünyaya İkinci Geliş, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Paris'te Bir Türk, Henüz On Yedi Yaşında, Amiral Bing, Dürdâne Hanım, Esrâr-ı Cinâyât, Letâif-i Rivayet, Kıssadan Hisse, Jön Türk önemli eserleridir. Menfa'da hayatını anlatır. Gazeteci olarak da Tercüman-ı Hakikat, Bedir, Devir gazetelerini, Dağarcık ve Kırkambar dergilerini çıkarır.

ARKADAŞINA GÖNDER
Bir Ahmet Midhat Efendi trajedisi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA