Kitap tanıtım yazısı yazmak amacıyla meşgul ettiğim bu sayfalar, bu kitap özelinde eserin kendisinden ziyade ona dair şahsi görüşlerimi ve tecrübemi içermektedir. Turkuvaz Kitapçılık bünyesinde yürüttüğüm görev gereği, bir kitabın tüm serüvenine yakından şahitlik ediyorum.
Bir yazarın ilk heyecanından anlaşma sürecine, kitabın teknik detaylarının belirlenmesinden maliyet hesaplarına, hangi kâğıt türünün kullanılacağından bu konularda yazarları bilgilendirmeye kadar pek çok aşamada sürece dâhil oluyorum. Elbette en can alıcı kısım, kitabın okurla ilk temas noktası olan kapak tasarımıdır. Bu süreç de benim gözetimimden geçiyor. Tasarımcı arkadaşlarımın yaratıcılığına alan tanıyoruz; ancak bazı kitaplarda doğrudan taleplerimizin uygulandığı da oluyor. Aşk Nedir? kitabını Ekrem hocamın akademik jübilesi olarak değerlendiriyorum; zira bu eserini profesörlük takdim tezi olarak kaleme almış. Bununla birlikte, Ekrem hocanın profesörlükle yetinip emekliliği bekleyecek bir kişilik olmaması nedeniyle "jübile" ifadesini ihtiyatla kullanıyorum. Kendisiyle tanışıklığımız ve çalışma sürecimiz uzun yıllara dayanıyor. Bazı işler öznesini heyecanlandırır, bazıları ise muhatabını.

Bu kitap, benim şahitliğimde daha çok muhatabını heyecanlandıran bir eser oldu. Nitekim hemen her platformda "Aşk kitabı ne zaman çıkacak?" sorusuyla karşılaştık. Sosyal medya hesabını da ben yönettiğim için, yaptığı bütün çalışmalara yönelik tepkileri ve beklentileri gözlemleme şansım oluyor. Hocamın, kendisinin bile sayısını bilemediği, bizlerin de artık saymayı bıraktığı, eserlerini sosyal medyada paylaştığımda, "Hocamızın ilmine bereket ama Aşk kitabı ne zaman çıkacak?" sorusu peşimizi bırakmadı. Ve nihayet kitap okuruyla buluştu. Ancak burada, kendime batırmaktan çekinmediğim bir çuvaldız da var: Kitap o kadar beklendi ve merak edildi ki ben de ona özel bir baskı hazırlanmasını istedim.

Kapağının alışılmış tarzımızın dışında, adeta bir süs eşyası gibi bile tercih edilebilecek; kalıcı ve nitelikli bir tasarıma sahip olmasını arzuladım. Bu doğrultuda çalıştık; ancak ortaya çıkan tasarım, kitabın okurla buluşmasını hızlandırmak yerine belki de satın alma aşamasında tereddüt oluşturabilecek bir unsura dönüştü. Bu vesileyle özel tasarım niyetimden vazgeçmek durumunda kaldım. Öte yandan Ekrem hocanın kitapları genellikle Fikriyat Yayınları'ndan çıkar ve nitekim orada pek çoğumuzu memnun eden bir tasarım tarzı yakaladık. Fakat bu kitabı, içerik itibarıyla diğerlerinden farklı olduğu için Turkuvaz Kitap bünyesinde basılmasını uygun bulduk. Yine bu sebeple olacak, tarzı tamamen değiştirmek istedik. Hem tarz değişsin, hem farklı olsun, hem güzel hem sade olsun derken ve bütün bunlar için zamanla da yarışırken basiretim kapanmış olacak ki şu an elinizde olan kapak, kitabın nasibi oldu. Kitaplarımızı ve genel olarak kitap alımını tetikleyen sebepleri değerlendirirken üç gerekçe olduğunu düşünüyorum: Ya kapak tasarımı ilgi çekicidir ve estetik hassasiyeti olan kişiler bu dikkatle tercih eder; ya kitabın ismi cazibelidir ve merak uyandırır (ki içerik de buna dâhildir); yahut yazarın ismi yeterlidir ve takipçileri, doğrudan bu güvenle içeriğe yönelir. Bu kitabımız son iki gerekçeyi de karşılamasına rağmen, kapak tasarımı maalesef işin nazarlığı oldu. Bu konuda bütün yetki ve inisiyatif bana verilmiş ve sorumluluğunu da almış olmamdan ötürü, başta hocam olmak üzere tüm okuyucularımızdan özür dilerim.

HERKES KENDİ AMERİKASI'NI KEŞFEDECEK
Ekrem Hoca kitaba, "Bir kitabın yazılmasının gayesi onu başkalarına ulaştırmak değildir," diye başlıyor. Her konuyu en idealinde konuşup, yaşadığına da şahitlik ettiğim hocam, bir yazarın kalem oynatmaya başladığı andaki niyetine işaret ediyor. Ancak kaçınılmaz olarak o kitap birilerine ulaşıyor. Bence esas soru şu: Yazarın meramı okura ulaşıyor mu? Peki, aşk nedir gerçekten? Bu konuda konuşmayan bir kişi, ele alınmamış bir alan ya da üzerine yapılmamış bir çalışma kalmış mıdır? Peki Ekrem hoca, sırf ilahiyatçı diye yalnızca "ilahi aşk"tan mı söz ediyordur? Aşk acısı çeken bir gencin sıkıntısına merhem olur mu bu kitap? Manevi boşluğunu ilahi aşkla gidermek isteyen biri, bu kitapla Yaradan'ını sevebilir mi? Bu eserin içeriğine dair doğrudan bilgi vermekten özellikle imtina ediyorum. Çünkü bence, şairin de dediği gibi, bu kitapla herkes aşka dair "kendi Amerika'sını keşfedecek."
KİTAPTAN...
Bir hadis-i kudside Allah'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Ben hiçbir şeyde tereddüt etmedim, bir tek mümin kulumun canını alırken tereddüt ettim." Zikrettiğimiz hadiste dikkat çeken husus, Allah'ın kulu özlemesi ve ölümü O'nun arzulamış olmasıdır. Mümin kulun ölümünü arzulayan Allah'tır. Başka bir ifadeyle sufilerin bir kısmının şeb-i arus dedikleri ölümü ilk arzulayan Allah'tır. Buna mukabil insan bu ölüm karşısında tereddüt yaşamaktadır ve ölümü kerih görmektedir. Bu husus hadisin zahir anlamıyla açıktır. Başka bir ifadeyle şeb-i arus fikrinin kaynağı Hakk'ın mümin kuluna olan özlem ve iştiyakıdır. Bu düşünce daha sonra 'aşk'ın önce maşukta bulunmasıyla' açıklanacaktır.
KİTAPTAN...
Asılda olan şey neticede ortaya çıkar. Bu yaklaşım alemin ve özel olarak da insanın ilahi surette yaratılmış olmasının bir neticesidir. Alemde biz bir durumu gözlemliyorsak, aslında o durumun bize Allah hakkında da bilgi veriyor olması gerekir. Bunun anlamı şudur: Tanrı'nın alemi yaratmasını bir tür hareket kabul edersek, o zaman bu hareketin de sevgi kaynaklı olması gerekir. Bu durumda hareket, bir şeyin kemalinin ortaya çıkmasından başka bir şey değildir ve her şey bu kemale aşıktır. Aslında sufilerin varlık anlayışlarının en mühim cümlelerinden birisi budur: Kendi kemaline aşık olan kuvve varlıklar!