Anadolu'nun bağrında, savaşların ve kargaşanın hüküm sürdüğü bir çağda, her şeye rağmen sevgiyi, hoşgörüyü ve insan olmanın asıl manasını fısıldayan bir isim; Yunus Emre. Nefretin değil sevginin, ayrışmanın değil birleşmenin dilini kuran bir gönül mimarı olan Yunus, Türkçe şiiri dokuyan bir halk şairi olmasının yanı sıra insan ruhunun en derin dehlizlerini, yalnızlığını ve varoluş sancısını aşkla şifalandıran bir bilgedir.
Dünyevi hırsların, kibrin ve benliğin insanı nasıl bir zindana çevirdiğini çok iyi bilen Yunus, kurtuluşun ancak ve ancak 'kendini bilmekten' geçtiğini şu zamansız dizelerle hatırlatır: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır." Yunus Emre'yi yüzyıllardır taze ve diri kılan en büyük gücü ise şüphesiz ki dilidir. Dönemin aydınları edebi dil olarak Farsça ve Arapçayı seçerken, o halkın konuştuğu o duru, yalın Türkçeyle derin tasavvufi hakikatleri birer su gibi akıtmıştır.

Onun şiirlerindeki bu sadelik, yüzeysel bir basitlikten ziyade en karmaşık insani ve ilahi duyguları en az kelimeyle, en vurucu şekilde anlatma sanatı olan "sehl-i mümteni" örneğidir.
Muhit Kitap'tan çıkan Mustafa Özçelik'in eseri olan Yunus Emre'nin Dostları adlı kitap, bizi Yunus Emre'nin sevenlerinin de dahil olduğu çemberin içine davet ediyor. Eserin satırlarında Yunus'un içsel yolculuğuna başlarken, onu tanımlayan ve onun hakkında bilgi veren değerli isimlerle tanışmış oluyoruz. Eser sayesinde Anadolu'yu aşkla mayalayan Mevlânâ'dan Hacı Bektaş-ı Veli'ye, Taptuk Emre'den dönemin diğer önemli aydınlarına kadar pek çok muazzam ismin dostluğuna ve kadersel kesişmelerine şahitlik ediyoruz.
Kitapta Yunus Emre'den ilham alan 28 isme yer verildi. Eserde, Osmanlı geleneğinin son Yunus yorumcusu Filibeli Ahmed Hilmi'nin bölümünde Yunus'un doğum yerinin Bolu olduğunu ve mürşidinin Taptuk Emre olduğunu öğrenirken, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yunus Emre'yi Osmanlıyı kuran ruh olarak tanımladığı ifade ediliyor.
Milli edebiyat döneminden itibaren Yunus Emre sanatçılar arasında popüler bir hale gelmişti. Fuat Köprülü ve Rıza Tevfik'in yazılarıyla başlayan bu sürece çok sayıda aydın da dahil olmuştu. Necip Fazıl Kısakürek de Yunus Emre'ye özel olarak ilgi gösteren onun manevi bir takipçisi olarak eser veren bir şairdir. Kısakürek, Yunus'un eserlerinden ilham almasının yanında ayrıca Yunus Emre hakkında üç perdelik bir oyun kaleme almış ve Yunus'un şiirlerinden çok yararlanılmıştır. Halide Nusret Zorlutuna'nın Erzurum'da Yunus'un kabrini ziyaret ettikten sonra onun hakkında yazmaya başladığını öğrendiğimiz eserde geçen isimler çok kıymetli.
Yunus Emre'nin ilahilerinin ninnileriyle büyüyen bu isimleri tanımak da Yunus'a başka bir gözle bakmamızı sağlıyor. Yunus Emre'yi okumak onu tanımak, insanın hırslardan arındığı, incitse de incitmemeyi öğrendiği kadersel bir yolculuğu haline geliyor. O her devrin, her yalnızlığın ve her arayışın şairidir.
Bugün bile kalbimiz her sıkıştığında, yüzyıllar öncesinden uzanan o derviş eli omuzumuza dokunur ve aynı teselliyle içimizi ferahlatır "Sevelim, sevilelim; dünya kimseye kalmaz."