Siz de benim gibi mi hissediyorsunuz? Haziran ayına çok hızlı girdik. Dünya Kupası heyecanı, LGS ve üniversite sınavları, okul tatili ve Babalar Günü telaşı derken ayın nasıl gelip geçtiğini anlamadık. Kültür sanat dünyası da bu yoğun tempoya dolu dolu eşlik etti. Gupse Özay, yeni kitap serisi Gupi'nin ilk kitap lansmanında minik okurlarıyla bir araya gelirken, Engin Akyürek de yine son kitabı İsimsiz'in ilk lansmanında sevenleriyle buluştu. Gece Yarısı Kütüphanesi'nde Gülseren Budayıcıoğlu'nu ağırladık; yeni kitabı ve insan hikâyelerinin hayatımıza dokunan yönleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Üç yazar da yeni eserleriyle okurlarından olağanüstü ilgi gördüler. Haziran ayının bir diğer güzelliği ise Babalar Günü. Bana göre babalar için seçilecek en güzel hediyeler, yıllar sonra bile hatırlanacak olanlar. Bu nedenle kitapların ve plakların yeri ayrı. İkisi de yalnızca bir anı değil, yıllar boyunca dönüp dönüp yeniden yaşanabilecek duyguları hediye ediyor.

ASIL MESELE ÇOCUĞA 'OKUR KİMLİĞİ' KAZANDIRMAK
LGS ve üniversite sınavlarının ardından öğrenciler uzun bir yaz tatiline hazırlanıyor. Peki çocuklar yaz tatilini nasıl değerlendirmeli? Bu soruyu çocuk gelişimi uzmanları Doç. Dr. Saniye Bencik ile Pozitif Disiplin Türkiye'nin kurucusu ve eğitimci Burak Alptekin'e yönelttim. İkisinin de altını çizdiği ortak nokta şu: Yaz tatili ne tamamen boş bırakılmalı ne de okulun devamına dönüştürülmeli. Saniye Bencik'e göre çocukların her anını kitapla ya da dersle doldurmaya çalışmak gerekmiyor. Bazen biraz sıkılmalarına izin vermek de önemli. Çünkü yaratıcılık çoğu zaman tam da o sıkıntı anlarında ortaya çıkıyor. Burak Alptekin de benzer şekilde ebeveynlerin sürekli "faydalı şeyler yapılmalı görevi" üstlenmemesi gerektiğini söylüyor. Ortak tavsiyeleriyse şu: "Asıl mesele çocuğa tatilde daha çok kitap okutmak değil, ona "okur kimliği" kazandırmak. Çocuğa 'kitabını okudun mu?' diye sormak yerine, 'Bu aralar hangi hikâyenin içindesin?' diye sormak daha etkili. Çocuk, "Ben kitap okumalıyım" diye düşündüğünde değil, "Ben kitap okuyan biriyim" diye düşündüğünde alışkanlık kalıcı hale geliyor." Özetle; çocuklar kitap okumuyor değil aidiyet hissettikleri şeyleri sahipleniyorlar. Kitap da bir aidiyet alanına dönüştüğünde okuma alışkanlığı kendiliğinden gelişiyor. İşte bunlar da benim çocuklara önerdiğim kitaplar... belki birinde kendi hikayelerini bulurlar...

OKURLARI KİTALARI AŞTI
Akyürek ile son kitabı İsimsiz'in tanıtımı için Bağdat Caddesi mağazamızda buluştuk. 11 dile çevrilen Zamansız ve Sessizlik kitaplarından sonra üçüncü kitabı İsimsiz... Sonunu göremediğim bir imza kuyruğu vardı. Saatlerce süren imza bir yana Bulgaristan, Romanya, İtalya, İspanya, Fransa, Macaristan, Arjantin, Peru, İran, Makedonya ve Paraguay gibi birçok farklı ülkeden gelen hayranları Engin'i adeta dünya çapında bir okur buluşmasının merkezine taşıdı. Ve en önemlisi de kitabın gördüğü bu ilginin müthiş bir sosyal sorumluluğa dönüşmesi. Çünkü tüm telifleri Darüşşafaka'ya bağışlanıyor. Şaşırdım, gurur duydum ve büyük bir mutluluk yaşadım. Teşekkürler Engin Akyürek, yüreğine kalemine sağlık. Tabii ki bu harika insanı bulmuşken birkaç soru sormadan bırakamazdım. Sohbetimize ortak olun istedim.
- İlk sorum şaşırdığım ve hayran kaldığım dünyanın dört bir yanından sana duyulan ilgi üzerine... Ne hissediyorsun?
- Yaptığınız bir işin dünyanın farklı yerlerinde karşılık buluyor olması, insanların kitabınızın imza günü için dünyanın bir ucundan buralara kadar gelmesi bir Türk oyuncu olarak mutluluk verici ve onurlandıran bir durum. Bu sadece küçük bir buluşma değildi; ucu açık, sonunu göremediğimiz, sevdiklerimizle ve okurlarımızla paylaştığımız çok kıymetli bir an yaratmış olduk.
- Kitaptaki karakterlerin çoğu bir yere ait olmaya çalışıyor ama tam olarak yerini bulamıyor gibi. Sence günümüz insanının en büyük duygusu "ait olamamak" mı?
- Aslında yola böyle bir fikirle çıkmadım. Ancak öyküler birikmeye başlayınca hepsinin ortak bir duyguda buluştuğunu fark ettim. Sanırım son dönemde benim de gözlemlediğim ve üzerine düşündüğüm bu arayış, karakterlere de sızdı. Ben bunu "İsimsiz" olarak tanımladım.
Hepimizin bir arayışı var; bu yeni bir duygu değil ama bugün daha görünür hale gelmiş olabilir. Ağacın kök salması gibi, insanın da kendini iyi hissedeceği bir duyguya, bir yere ya da içsel bir dengeye ihtiyacı var.
- Kitapta küçük anlar çok büyük duygular yaratıyor. Yazarken seni en çok etkileyen an hangisiydi?
- Öykülerin çoğu tek bir mekânda geçen, küçük anların etrafında şekillenen hikâyelerden oluşuyor. Hayat da biraz böyle değil mi? Bazen küçük anların bıraktığı izler, büyük olaylardan daha kalıcı olabiliyor. Yazarken aklımda tek bir an yoktu ama İsimsiz öyküsünde köpeğin cenneti andıran ormana baktığı sahneyi özellikle seviyorum.
- Her yazara sorduğumuz klasik soruyla bitirelim: Yeni kitabın hazırlıkları başladı mı?
- Yazmaya ve zihnimde dolaşan hikâyeleri biriktirmeye devam ediyorum. Bunun ne zaman yeni bir kitaba dönüşeceğini bilmiyorum.
Ben biraz zaman kavramından bağımsız ilerliyorum. Ne zaman o hikâyeleri bir bütün olarak hissedersem, paylaşmaya hazır olurum.