Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ölüm bile bizi ayıramaz

Giriş Tarihi: 18.1.2015
Ölüm bile bizi ayıramaz

Bilim dünyası, eşleri öldükten sonra saatler içerisinde hayatlarını kaybedenlerin durumunu açıklamaya çalışıyor. Çiftlerin ardı ardına ölmeleri tesadüf mü? Yoksa kalp kırıklığına mı bağlı?

VAKA 1

Harry ve Mavis Stevenson çifti, bakımevinde yaşıyorlardı. 88 yaşındaki bayan Mavis eşinden bir yaş küçüktü. Sağlığı bir süredir iyi değildi. Eşi ise bir genç gibi dinçti. Geçtiğimiz 15 kasımda yine el ele uyudular. Kahvaltılarını yapıp yeni güne başladılar. Ama Mavis'in durumu ağırlaştı ilerleyen saatlerde. Çok dayanamadı yorgun vücudu. Gözlerini sonsuzluğa kapadı. O ana kadar sapasağlam olan Harry'e bir haller oldu. 65 yıllık eşinin ölümüne dayanamadı. Sadece 10 dakika sonra o da hayatını kaybetti.

VAKA 2

Bernard Jordan 90 yaşındaydı. Kaldığı huzurevinden sık sık kaçmasıyla ün salmıştı. Özellikle ülkesinin önemli günlerinde törenlere katılmak için terk ediyordu huzurevini. Oldukça sağlıklıydı. Ama bu ayın başında 50 yıllık eşi Irene hayatını kaydetti. Yaramaz dede Bernard da eşinin ardından 1 hafta dayanabildi yalnızlığa.

VAKA 3

Don ve Maxine Simpson çiftinin yatakları yan yanaydı. El ele tutuşacak kadar yakındılar birbirlerine. İkisi de hastaydı. Tedavi görüyorlardı. Maxine, 6 Ağustos 2014'te hayatını kaybetti. Don, ölüm anında bile 62 yıllık eşinin elini bırakmadı. Zaten onsuzluğa çok dayanamadı. 4 saat sonra o da öldü.

KALP KIRIKLIĞI SENDROMU
"Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde... Ölüm bizi ayırana kadar" denir evlilik yeminlerinde. Anlattığımız üç vaka ölümün bile ayıramadığı çiftlere örnekti. "Ölümün bile ayıramadığı yaşlı çift" hikayeleri sık sık haberlere yansır. Peki eşlerin peşi sıra ölmesi bir tesadüf mü? Yoksa arkasında gerçekten bilimsel bir gerçeklik var mı? Veya mesele gazetecilerin "çok okunan haber" kontenjanından abarttığı sıradan olaylar mı? Ya da eşlerinden daha uzun yaşayanlar birbirlerini gerçekten sevmiyorlar mı? Sırasıyla cevap vermeye başlayalım. Evet, gazeteciler böyle duygusal hikayeleri sever. Hüzünlü haber çok okunur çünkü. Ama cımbızla aranmaz böyle olaylar. Herhangi bir şişirme de olmaz. Hikaye neyse o yansıtılır. Yani özel olarak bir çaba sarf edilmez yazı işlerinde. Diğer taraftan milyonlarca kişi eşlerinden daha uzun yaşıyor. Uzmanlara göre bir kişinin hayat arkadaşının ölümünün ardından yaşamına devam etmesinde sıra dışı bir durum yok. Bu eşini 'sevmediği' anlamına gelmiyor. Sadece eşlerini kaybedenlerin içinde bulunduğu şartlarla kendisinin karşılaştığı şartların farklı olmasıyla ilgili bir durum bu. Gelelim tesadüf kısmına. Bu sorunun cevabı çok basit: Bir kişinin eşinin ardından ölmesi kesinlikle tesadüf değil. Geriye bilimsel gerçeklik kısmı kalıyor. Uzmanlara göre kalp kırıklığı gerçekten ölümcül olabilir. Yazının girişinde verdiğimiz üç örneğin de buna bağlı ölümler olduğu düşünülüyor. Bilim dünyasında bu gibi vakalara artık 'kalp kırıklığı sendromu' deniliyor. Kişinin eşinden ayrılması sonucu ya da çok sevdiği birini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Eşin ölümünün ardından gözlemlenen ruhsal bunalım ve çöküntüye bir de stres ekleniyor. Stresin sayısız fiziksel rahatsızlığa neden olduğu biliniyor. Uzmanlar aniden oluşan yüksek stresin, kalbe çok ciddi zararlar verdiğini söylüyor. Maalesef bazı durumlarda ölüm kaçınılmaz son oluyor. Tüm bunların dışında kahramanlarımızın çok yaşlı olması ve eşleriyle çok uzun süre evli kalmış olmaları da peş peşe ölüm riskini katlıyor. Uzmanlar genç birinin eşini kaybettiğinde ardından ölmemesini bu duruma bağlıyor. Yani vücudunun dinamik olması nedeniyle karşılaştığı derin üzüntü ve kederle bir yaşlıya göre daha kolay baş ediyor.

HAYVANLARDA DA VAR

Artık Cambridge'ten Harvard Üniversitesi uzmanlarına kadar birçok bilim insanı kalp krizi sendromunun ölümcül olduğuna dair araştırmalara imza atmış durumda. Aslında tıp dünyası uzun yılar boyunca psikoloji ile fizyoloji arasında sıkı bir bağ olduğu konusuna çok fazla önem vermedi. Duyguların kalbini durdurabileceği düşüncesi küçümsendi. Damar tıkanıklığı, parçalanan atardamarlar veya kan pıhtıları gibi faktörlere odaklanılmıştı. "Stres kaynaklı kalp kasları hastalığı" teşhisi ilk olarak 2005 yılında tıp literatürüne girdi. Bu tarihten çok daha önce ise veterinerler, hayvanların stresten kaynaklı olarak kalp hastalıklarından öldüklerini tespit etmişti. BBC'deki bir habere göre bu konu hakkında 1974'te Nature dergisinde bir makale bile yayımlanmıştı. Veterinerler o dönemlerde konuyu tartışmaya başlamıştı. Stres vakalarının ilk olarak bilimsel deneylerde kullanılmak üzere yakalanan hayvanlarda görüldüğü anlatılmıştı. Kafese tıkılan ve laboratuvara götürülen hayvanların karşılaştıkları yoğun stres nedeniyle öldükleri görülmüştü. Tabii gelinen son noktada hayvanların da tıpkı insanlar gibi sevdikleri bir türdeşlerini kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarına inanılıyor. Hatta geçen hafta Çin'de annesini kaybeden bir kuğunun intihar ettiği anlar kameralara yansıdı.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Ölüm bile bizi ayıramaz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN