Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Biz 11 arkadaşız, lakin arkamızda daha var

Giriş Tarihi: 20.3.2016
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamızda daha var

Çanakkale Savaşları'nda yüz binlerce şehit verdik. O topraklarda Edirneli ile Diyarbakırlı, Ankaralı ile Mersinli, İzmirli ile Vanlı yan yana yatıyor. Hepimizin ortak bir mirası var: Çanakkale ruhu. Öyle ki, cephede şehit düşen Beşiktaş'ın kaptanı Kazım'ın cebinden çıkan şiir birlik ve beraberlik ruhunu en güzel şekilde ifade ediyordu: 'Biz onbir arkadaşız, lakin arkamızda daha var'

Çanakkale Savaşı sebep ve sonuçları itibariyle tarihimizde önemli bir yere sahip. Müslüman Türk ordusu eşi benzeri görülmemiş bir şekilde İtilaf Devletleri'ni yenilgiye uğratmış, düşmanın kendisi bile imkansızlık içindeki bu ordunun kendilerini nasıl yendiğini çözememişti. İşte o gücün kaynağı, şehit düşen her vatan evladının ruhunda taşıdığı vatan sevgisiydi. Anadolu'da yaşayan her üç kadından biri dul kaldı. Neredeyse her haneden en az bir kişi şehit ya da gazi oldu. O evlatlar, hem deniz hem de karadan gelen ateş ve insan seline, düşmanların tahmin bile edemeyecekleri bir inatla direndiler. Savaş başladığında ülkenin her tarafından erkekler savaşa katılmak için akın etti. Doktor, öğretmen, futbolcu, hemşire, mühendis, öğrenci fark etmiyordu. Hepsi vatan borcunu ödemek için savaşa koşmuştu. Bu sebeple eğitimli nüfusumuzun büyük bir bölümü bu savaşta şehit oldu. Çanakkale Zaferi'nin 101. yılında biz de cepheye gittik ve isimsiz kahramanlarımızı anmak için hikayelerini derledik. Muallim Şehit Ethem'i, Beşiktaş'ın kaptanı Kazım'ı, hemşire Erica'yı, Diyarbakırlı Cemilpaşazadeleri, cepheye kucağında bebeğiyle mermi taşıyan Fatma Ana'yı, kendi cenaze namazını kılan Mehmetçiğimizi...

CEPHEDE BİR ÖĞRETMEN

25 yaşındaki İbrahim Ethem, Beyazıt Numune Mektebi'nde öğretmendi. Aynı zamanda hukuk fakültesinde okuyordu. Mesleğine âşıktı, öğrencileri onu çok seviyordu. Ancak canı pahasına vatanını savunmak için cepheye gönüllü koştu. Ethem Bey'in cephede nasıl şehit düştüğünü yanındaki arkadaşı şöyle anlattı: "Anafartalar'dayız. Ethem; şerefli bir Türk evladı olarak her an görevini yapıyor ama onu asıl düşündüren, çocuk ve mektep! Bu mefkûrenin onda hastalık derecesinde olduğu görülüyordu. Obüsler patlıyor, mitralyözler şimşek gibi çakıyor, cehennem gibi her taraf yanıyor. Bir ara Ethem'in iri gözleri yüksek bir tepeye dikildi. Azrail'in sıcak nefesini hisseder gibiydi. Sanki sayıklıyordu. 'Şu tepenin üzerinde açık havada, çocukların hürriyeti için bir mektep yapmak isterdim ben' diyordu. Tam bu sırada bir kurşun Ethem'in kalbini deldi geçti. Can yoldaşımı kaybettim." Yazar İsmail Hakkı Baltacıoğlu ise Mektepli Dergisi'nde yayımlanan İbrahim Ethem'i anlatan yazısını şöyle bitiriyordu: "Çocuklar, gençler, size söylüyorum, bu dünyada yalnız fenalık var, diyenlere sakın inanmayınız. Bu toprakların içine hürriyetiniz, sizin iyiliğiniz için çalışmış insanların ölüsü de gömülmüştür. Dünyada fenalık da vardır, iyilik de..."

ALMAN HEMŞİRE ERICA
Çanakkale'de bir Alman hemşirenin de mezarı var. Hemşire Erica'nın mezar taşında Doktor Ragıp Bey'in gayrimüslim eşi olduğu yazıyor. Almanya'da görevli olan Doktor Ragıp, bu şirin ve güzel Alman kızına âşık oldu. Ailelerinin karşı çıkmasına rağmen evlendiler. Kısa bir süre sonra savaş çıktı. Vatan aşkıyla tutuşan Doktor Ragıp Bey, Çanakkale cephesine gitti ve hastanelerden sorumlu subay olarak göreve başladı. Eşi Erica da tereddüt bile etmeden kocasının peşine takıldı. Eceabat'ın Yalova köyündeki sıhhiye çadırında yaralı askerlere baktı. Köylü kadınları organize ederek Türk ordusuna kıyafet, yorgan, yastık, çadır gibi ihtiyaç malzemelerinin dikilmesi için öncülük etti. Yardımseverliğiyle tanınan hemşire Erica'nın her gün gözünün önünde gencecik askerler ölüyor, elleriyle gözlerini kapatıyordu. Erica, yine bir gün yaralıları tedavi ederken, hastane ve sargı yerlerini dahi bombalayan İngilizlerin bir top mermisi ile can verdi. Ragıp Bey eşine ait parçaları gözyaşları içinde topladı. Ordu özel bir törenle Erica'yı Çanakkale'de Yalova köyü mezarlığına gömdü.

BEŞİKTAŞ'IN ŞEHİT KAPTANI
Düşmana göğüs geren futbolculardan biri de Beşiktaş'ın kaptanı Kazım idi. Aynı zamanda şiir yazdığı için takım arkadaşları ona 'Şair' derdi. Çanakkale'ye gittiği ilk gün bir sürprizle karşılaştı. Komutanlarından biri onu tanımış ve şöyle demişti: "Kulüpte sen benim kaptanımdın. Seni yanıma alıyorum. Emir erim ol." Ancak Kazım: "Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım." karşılığını verdi. Ön mevzilere verilmişti. Siper kazıyor, erzak taşıyor, ateşkes aralarında arkadaşlarına çay bile yapıyordu. Bazen aşk bazen vatan şiirleri okuyarak onları yüreklendiriyordu. Ancak sırtına yediği bir gülle ile şehit düştü. Birliğindeki silah arkadaşları, o yerde yatarken, cebinden fırlayan kanlı bir kağıt parçasını hatıra olarak sakladılar. Beşiktaş kaptanının üzerinde şu şiir çıkmıştı: Bu alemi dar zannedip de, aldanalım... Vakur, hak sahibi gibi sakin, nezih ve saf olalım. Fakat bu hal ile, kuvvetli ve cesur olalım. Biz onbir arkadaşız, lakin arkamızda daha var.

CEPHANELER ISLANMASIN
Fatma Ana ailesinin tek çocuğuydu. Gözünü budaktan sakınmadığı için ona 'Kara' lakabını takmışlardı. Cepheye mermi götürülmesi gerekiyordu ama köyde erkek kalmamıştı. Bir an bile düşünmeden bebeğini de yanına aldı ve cephaneyi kağnıya yükledi. Yola çıktıktan bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. Çocuğunun battaniyesini mermilerin üzerine örttü. Üşümesin diye bebeğini sinesine sardı. Biraz daha gittikten sonra bir han gördü. Sevinerek kapıyı çaldı ama hancı yer olmadığını söyledi. Mermi ve barutlar ıslandıktan sonra bunca işin bir faydası kalmayacaktı. Hancıya tekrar seslendi: 'Sen mermileri içeri al. Ben çocuğumla dışarıda yatarım.'

Kendi cenaze namazımızı kılalım

Bir muhabere gününde, süngü hücumu için art arda sıralanmış bölümler hücum sıralarını beklemektedir. Askerin tamamı süngü takmış, siperden fırlamak için hazır bekliyor. Bölük komutanı sesleniyor: "Yavrularım, aslanlarım, biraz sonra Allah'ın huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim. Haydi, tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp teyemmüm edelim." Teyemmümden sonra bekleme devam eder. Az sonra yüzbaşı: "Evlatlarım, sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için hem de vakit varken kendi cenaze namazımızı kılalım. Kâbe karşımızda!" der, namaz kılınır. Namazdan sonra hücum sırası gelen bölük, yüzbaşının hücum emri ile süperden fırlar. Mehmetçikler: Allah Allah! diyerek düşman siperlerine atlarlar. Kanlı boğuşma başlar. O gün yapılan hücumda kendi cenaze namazını kılan pek az asker sağ kalır.

Doktorun yaralı oğlu

Savaş esnasında sahra hastanelerinde en az 30-40 bin yaralı olurdu. Doktor ve hemşireler gece gündüz demeden uykusuz bir şekilde yaralılara hizmet veriyorlardı. Böyle bir hücum gününde, tezkereciler yaralı taşıyor, doktorlar sadece hayatlarından ümit olanlarla ilgilenebiliyorlardı. İşin en yoğun olduğu sırada, bir doktorun önüne gencecik bir Mehmetçik yatırırlar. Bir ayağı kopmak üzere parça parça ve bağırsakları dışarıdadır. Sıhhiyecilere; "Kaldırın bunu!" derken, genç: "Baba..." diye inler. Doktor bakar ki önünde yatan kendi oğludur. Sarılıp öper. "Bu benim oğlum, gölge bir yere kaldırın" der. Masanın üzerine hemen başka bir vatan evladı getirirler. Doktor onunla meşgul olur. Sırada daha pek çok Mehmetçik vardır. Oğluyla ilgilenecek zamanı ancak ertesi gün bulur. Gölgelenmek için yatırdıkları yerde oğlu şehit olmuştur.

Diyarbakır'dan Çanakkale'ye

Cemilpaşa Ailesi, Diyarbakır'ın önemli ailelerinden. Adını 1837-1902 yıllarında yaşamış, dönemin ekonomik ve siyasi açıdan önemli isimlerinden olan Ahmet Cemil Paşa'dan alıyor. Ailenin yetişkinleri Çanakkale Savaşı başladığında yurt dışında eğitim görmekte ve Kürt Hevi Talebe Derneği'nin kurucu üyelerindendir. Yani milliyetçilik akımına katılan Kürtlerin başında geliyorlar. Ancak savaş başladığında hemen yurda dönüp, Osmanlı safında savaştılar. Cevdet, Kadri, Ekrem, Şemseddin, İbrahim ve Kemal yurt dışında iyi eğitim aldılar. Ama bir an bile düşünmeden cepheye koştular. İbrahim Halil Bey ve Mehmet Naim Efendi Çanakkale'de, Şemseddin Bey Bağdat çöllerinde şehit düştü. Ekrem Cemil Paşa Çanakkale Savaşı'nın ardından Şark Cephesi'ne gönderildi. Kadri Cemil Paşa da Şark Cephesi'nde savaştı.

KAYNAKLAR

Ali Sami Alkış, Yedi Kandilli Avize, Yarımada Yayınları
Doç.Dr. Ferhat Aslan, Çanakkale Sırları, Kültür A.Ş Yayınları
Zümrüt Sönmez, Savaşın Kadınları, Yarımada Yayınları
Mustafa Canbey, Cephede Bir Muallim Şehit Ethem, Yarımada Yayınları
İbrahim Karahan, Erica Ana Çanakkale'nin Beyaz Meleği, C planı
Emine Erdoğan, Kürt Civanlar, Yarımada Yayınları

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamızda daha var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN