Rüzgar ve sesiyle geçen bir ömür

Bir iş düşünün şehirden kilometrelerce uzak, sohbet edebilecek tek bir komşu ve akraba bile olmasın! Sadece ve rüzgâr sesi duyuluyor. Yılmaz Çiftçi tam da böyle bir alanda çalışıyor. Ormanın en yüksek tepesinde, tek bir komşusu bile olmadan ormanlarını gözetliyor

Giriş Tarihi: 24.7.2016
Rüzgar ve kuş sesiyle geçen bir ömür
yaz aylarında büyük bir sorun olan orman larıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Orman Müdürlüğü ise halkı bilinçlendirerek ve Orman Gözetleme Kuleleri kurarak çözüme ulaşmaya çalışıyor. İstanbul'un ciğerleri denilen 260.990 hektarlık ormanlık alanını koruyan ve 7/24 ormanı gözetleyen gözcüler şehirden izole orman arazisinin en yüksek zirvesinde bütün ormana, görüş açısının en iyi olduğu yere yaşamlarını taşımak zorunda kalıyorlar. Öyle ki bulundukları yerde ne başka bir ev var ne de ziyaret edebilecekleri bir komşu. Tek duydukları ses ise ve rüzgârın sesi... Kimileri için bu yaşam şekli, şehrin stresinden uzaklaşmak demek... Ancak herkes bu yalnızlığı göze alamayabiliyor. Düşünün! Tek bir komşunuz, size ziyarete gelen tek bir kişi bile yok!

AİLE BOYU ORMANCI
Yılmaz Çiftçi de kendini ormana adamış orman gözcülerinden biri. Yaklaşık on sene önce bütün ailesini toplamış ve Sinop'tan İstanbul Alemdağ Taşdelen'e gelmiş. Yangın gözetleme kulesinde çalışmaya başlamış. Aileden ormancı babası da bu işle uğraşmış. Şimdi ise kendi oğlu Ercan Çiftçi'nin orman gözcüsü olmasını istiyor. Hatta okullar bittiğinde yanına koşan torunu Efe'nin bile ilerde bu işi yapmasını isteyecek kadar orman sevdalısı! Biz de Yılmaz Çiftçi'nin hikâyesine tanık olmak için Alemdağ Taşdelen orman şefliğine gidiyoruz. Alemdağ Orman İşletme Şefi olan orman mühendisi Turgay Deligöz ile birlikte Çiftçi'nin kaldığı orman gözetleme kulesine doğru yola çıkıyoruz. Yangın müdahale aracıyla beraber gür ağaçların arasında orman yolunu takip ederek 10 dakikalık tırmanışın sonunda bölgeye hakim bir tepeye çıkıyoruz. Burası kilometrelerce orman arazisinin rahatlıkla göründüğü ve benim ziyaretim boyunca rüzgârın hiç kesilmediği bir yer.

SADIK KÖPEĞİ PAŞA
Yılmaz Çiftçi bizi kapıda, boynunda dürbün, elinde telsiz iki torunu yanında ve sadık arkadaşı Paşa adlı Kangal köpeğiyle karşılıyor. Bizim geldiğimizi de Paşa'nın havlamasından anladığını söylüyor. Zaten bölgede hareket eden ve tehlike yaratan her şeyi Paşa fark edip hemen teyakkuza geçiyormuş. Hatta Paşa'nın annesi de yıllardır Çiftçi'yle beraber ormanı gözetlemişler. Ancak sadık köpeği yaşlanınca barınağa bırakmak zorunda kalmış; barınağa bırakma sebebi ise Paşa'nın öldüğünü görürsem dayanamam düşüncesi. Şimdi ise barınağa bıraktığı köpeğin yavrusu Paşa Yılmaz Çiftçi'ye eşlik etmeye başlamış. Bir insan kadar değerliymiş Paşa onun için. Yılmaz Çiftçi ile konuşmak için eve geçiyoruz. Ev iki katlı alt katı eşi Fatma Çiftçi ile kaldığı yer. Üst kat ise telsiz mekanizmasının kurulu olduğu masası, Türk bayrağı ve her saat çay demliğinin fokurdadığı genişçe bir oda. Saat başı telsizden diğer kulelerle konuşuyor, denetimi titizlikle yürütüyor. Son denetimini yaptıktan sonra kuledeki odasında sohbetimize başlıyoruz. Orman sevdasını da şöyle açıklıyor. "Bir ağaç 16 kişinin nefes almasını sağlar. Ben ormanı koruduğum kadar insanları da korumuş oluyorum" diyor.

KULEDE DÜĞÜN YAPMIŞLAR
Kulede yaşamın nasıl olduğunu soruyorum. İlk cümlesi "Kafamı dinliyorum!" oluyor. Sonra devam ediyor: "Tavuklarım, tavşanlarım ve Kangal köpeğim Paşa ile zaman geçiriyorum. Burada her şeyden uzak, sessiz stressiz kendimi dinliyorum. 10 senedir buradayım. İki oğlum, bir kızım var. Kızım Elif İlknur'un düğününü de iki buçuk ay önce kulede yaptım. Burada yaşamanın zorluğu sadece komşuların olmaması. Asıl zorluk aşağıda yani şehirde. Sabah 04.00'de kalkıyorum. Kuş sesi dinlemek inan her şeye bedel. Sanki her gün yeniden doğmuş hissediyorum. Yediğim içtiğim her şey doğal. Şehirde kim kendi yetiştirdiği tavuğun yumurtasını yiyebiliyor? Bu imkana sahip olmak bence büyük şans. Şehre sadece ekmek almak için iniyorum. Onun dışında birçok ihtiyacımı burada karşılayabiliyorum" diyor.

TEK BİR KOMŞUM BİLE YOK
Eşi Fatma Çiftçi ise biraz dertli yalnız yaşamaktan. Bazı konularda eşine katılmadığını söylüyor: "10 yıldır buradayız. Yazın neyse ama kışın zorluk çektiğim oluyor. Araç kullanamadığım için aşağıya da inemiyorum. Burada hiç komşum yok. Canım sıkıldığında birine çay içmeye gidemiyorum. Biri de bana ziyarete gelemiyor. Yalnızlık Allah'a mahsus. Komşusuzluk çok zor. Kızım Elif'in düğününe bile misafirler zor gelebildi. Düğün için şehirden servis kaldırdık. Ancak arazi şartları işte. Ulaşım zor. Elif'in lise yılları da ulaşımla ilgili sebeplerden dolayı zor geçti" diyor.

TORUNLAR DEDELERİNİN YANINDA
Büyük torunu Sıla Çiftçi (12): "Dedemi ve burayı çok seviyoruz. Gelmek için sabırsızlanıyorum. Tavşanlar, köpeğimiz, hepsi benim için çok farklı şeyler. Arkadaşlarıma anlattığımda da beni çok kıskanıyorlar. Hatta sınıf olarak öğretmenimle beraber buraya gezi düzenlemeyi planlıyoruz" diyor. Diğer torun Efe Çiftçi "Burada yapacağımız şey sadece oyun oynamak. Aşağıda sürekli bir korku var. Sokakta oynamaya korktuğumuz zamanlar oluyor. Arabalar, yollar, trafik... Ailelerimiz de korkuyor. Burada her yer bizim. Rahatça oynayabiliyoruz" diyor. Yılmaz Çiftçi lafa giriyor: "Çocukların ayakları toprağa dokunuyor. Beton yığınlarında zamanlarını geçireceğine torunlarım burada rahatlıyor.

BETON YIĞINLARINDAN UZAK
Yılmaz: "Bu iş gönül işi. Tamam belli bir mesai saatimiz var. Ancak ben bu işe gönül verdim. Gözümden hiçbir şey kaçmaz. En ufak bir duman gördüğümde o dumanın nerden geldiğini ve ne dumanı olduğunu anlarım. Bir tehlike anında şefliğe iletiyoruz. Hemen araçları çıkarıyoruz ve anında müdahale ediyoruz. Emekli olsam dahi yine aynı şekilde çalışmaya devam ederim" diyor. Yılmaz, bölgeyi de çok iyi bildiğini söylüyor. Göz alabildiğine geniş orman arazisi içinde küçücük bir dumanı görüp oraya müdahale süresinin 12 dakikadan fazla olmayacağını garanti ediyor: "Dumanın renginden yoğunluğundan neyin yandığını anlıyorum. Siyah duman çıkar lastik yakarlar, kamyon tır geçer yoldan sarı renk dumanlar kaplar ortalığı... Ancak gri duman çıkarsa o zaman tehlike çanları çalıyor demektir."

GÖZLERİM KAMERADAN DAHA İYİ
Orman Bakanlığı ormanlara son teknoloji kameralar koyarak, orman gözetlemeyi an be an izlemeyi mümkün hale getirdiğini hatırlatıyorum. Ancak Çiftçi kameralara meydan okuyor. Benim gözümün gördüğünü kamera göremez. Çiftçi'yi bir gün yılan da sokmuş. O günden sonra da tavuk beslemeye başlamış. Hem yılan tehlikesine karşı hem de kene ve tehlikeli haşerelere karşı. Allah'tan yılan zehirli değilmiş de herhangi bir sıkıntı olmamış. Buna rağmen Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi'nde iki gün yatmış. 177 yangın hattına yanlış ihbarlar da çok geliyormuş. Ormanlık alanda izin verilen yerlerde hafta sonu yapılan mangal dumanlarını gören yangın ihbar hattını arıyormuş. Bir de burada askeri alan var. Füze Üssü. Buranın sarı projektör ışığı yandığında eğer bir de sis varsa Çekmeköy' ün yarısı yangın var diye 177 arıyormuş.

MANGALLARI SÖNDÜRÜN
Çiftçinin son olarak piknikçilere ve insanlara tavsiyeleri var: "Bu yeşillik, bu doğa, bu ağaçlar bize armağan. Onlar sayesinde nefes alıyoruz. O yüzden yazın sıcak zamanlarda daha dikkatli daha özenli davranmalıyız. Mangala izin verilen yerlerde mangalı tam söndürmeden oradan ayrılmamalı ve sigara izmariti tehlikesine karşı dikkatli davranılmalı. Unutulmaması lazım ki, yanan ormanın kendine gelebilmesi 15-20 yılı buluyor. Bu çok uzun bir süre." Çiftçi son sözlerini söyleyip bizi uğurlayamadan kontrol saatinin geldiğini söyleyip yanımızdan uzaklaşıyor. Bizi de geri döneceğimiz arazi aracına kadar yolcu eden Çiftçi'nin sadık köpeği Paşa oluyor.

ÇOCUK YETİŞTİRİR GİBİ
Aracımızla orman yolundan şehre inerken Alemdağ Orman İşletme Şefi Orman Mühendisi Turgay Deligöz'le konuşuyoruz: "Anayasa bize görev veriyor biz de aslında bu görevi yerine getiriyoruz. Ormanların bakımını yapıyoruz. Her ağacı aslında bir insanmış bir çocukmuş gibi bakımını yapıp kontrolünü sağlıyoruz. Ormanın alt ve üst yapısını yapıyoruz, yollar köprüler ulaşım hepsi bizde. Yazın ise yangın tehlikesi. Biz yangına çok hızlı müdahale edebiliyoruz ancak halkın dikkati ve ormana saygısı önemli. Kuleden merkeze ihbar düştükten sonra anında ilk müdahale aracımız yani şu an bindiğimiz aracı kullanıp müdahale ediyoruz. Ağaç türlerine göre de yangının seyri değişiyor. Mesela sahil çamı biraz yavaş yanar. Kızılçam ise hızla yanar bu değişkenlere göre her an havadan ve karadan anında müdahale edebiliyoruz. Orman bilinci annenin babanın evladına duyduğu sevgiye eşdeğer. Benim bir memur olarak her ne kadar mesai saatim olsa bile kendi aracımda yangın söndürme tüpü bulundururum ve bu şekilde yangına müdahale etmişliğimde vardır. Ormancılıkta mesleğiniz hayatınıza dönüşüyor" diyor
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Rüzgar ve kuş sesiyle geçen bir ömür
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN