Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ve 'in cesurca söylediği gerçekler sözde muhalifleri çıldırttı

Pazar SABAH’ta , Günaydın’da yılların tecrübesiyle topluma dair gözlemlerini söyleşilerinde anlattı, toplumdaki kutuplaşmaya dikkat çekip uzlaşmak gerektiğini belirttiler. Sözde muhalifler her zamanki gibi “Satılmış”, “Kendini bitirdin” gibi ifadelerle saldırıya geçti ama sesleri kısa sürede kesildi

Giriş Tarihi: 5.8.2018
Mazhar Alanson ve Bülent Ortaçgil'in cesurca söylediği gerçekler sözde muhalifleri çıldırttı

Yıllar önce üstat , Nürnberg Film Festivali'nde Onur Ödülü alırken söylediği sözlerin çarpıtılarak aktarılması yüzünden sosyal medyada linç edilmişti.
Türkiye'nin ortak değeriymiş, çok sevilen bir sinemacımızmış, sevilen birçok filmde oynamış, ömrü boyunca örnek alınası bir yaşam sürmüş... Bunların hiçbirinin bir önemi yoktu linç edilirken. Vurdular da vurdular Şener Şen'e.
Aradan yıllar geçti, bir söyleşide bir seyirci Şen'in Yol Ayrımı'nı izlemiş ve onun üzerine soru sorarken vakti zamanında Şen'in sosyal medyadaki linçine katıldığını itiraf etmek zorunda kaldı. Söyleşi sonrası yanına gidip "Hem Şener Şen'i çok sevip hem de o linç güruhuna nasıl katılabildiniz" diye sordum. Bir açıklaması yoktu ama utanmıştı da...
Linç böyle bir şey işte! Linç başlayınca o güruha katılan düşünmeden etmeden vuruyor. O an bir akıl tutulması yaşanıyor galiba. Kime, niye, neden vuruluyor bilmeden ya da bunu düşünmeden linçe dahil olunuyor. Şen'i linç eden sinemaseverin durumu biraz böyleydi. Şener Şen, sosyal medyada linç edilen ne ilk insandı ne de son insan olacak.
Geçen hafta da Pazar SABAH ekinde Göksan Göktaş'ın , pazartesi günü de Günaydın ekinde Tuba Kalçık'ın söyleşileri sonrasında bu iki müzisyen de linç edildi. Peki ne demişlerdi? Önce hatırlatalım.



KUTUPLAŞTIK BUNU ÇÖZMELİYİZ
Mazhar Alanson Göksan Göktaş'ın "Şarkı sözlerinizde binlerce düşünce göze çarpıyor. Kendi iç dünyanız olduğu kadar, etrafınızda akan hayatla ilgili de sözler yazıyorsunuz. Buradan hareketle soracak olursak, Türkiye'nin bugünkü durumu, yeni dönemi ve geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?" sorusuna şöyle cevap vermişti:
"Son dönemlerde kutuplaştık biraz tabii. Bunu çözmeliyiz. Türk insanını çok seviyorum. Başka bir örneğimiz yok dünyada. Dünya da bizim farklılığımızı anladı. Vesayet istemediğimizin farkına vardı. Üzerimizde bugüne kadar hep askerin baskısı vardı. Bu kalktı artık çok şükür. Hükümet bir şey yapardı, askerin işine gelmez baskı yapardı. Ülke sağcı mı solcu mu belli değildi. Sol kalkarsa sol indirilir, sağ kalkarsa sağ indirilirdi. Seçimlerden sonra da, bu yeni dönemde de artık iyice ortaya çıktı ki, bu ülkenin çoğunluğu Müslüman ve Müslüman hayatı yaşıyor. Olayımız bu. Karşı tarafın kızmasının, dövünmenin alemi yok. Bu topraklarda o söyledikleri gibi 'laiklik de elden gitmez', gitmedi de. Kimse korkmasın. Ülkemizin gerçeklerini kabul edersek hepimiz daha mutlu olacağız. Ben mesela, okullarda Atatürk sevgisini otomatikman pek çok çocuk gibi aldım bünyeye. Ama Peygamberime de aşığım, ne var bunda!"
Ortaçgil'in Tuba Kalçık'ın "Siz yıllar önce yazdığınız şarkı sözlerinizde bile insanların kategorize edilmesine karşı çıkmış birisiniz. Günümüz Türkiye toplumunda da en çok ihtiyacımız olan şey, tüm renklerimizle birlik ve beraberlik içinde olmak. Katılıyor musunuz?" soruna cevabı şöyleydi:
"Türkiye'de geçmişten itibaren toplumsal kesimler çok fazla birbirine rakip oldu. Farklı görüşteyiz diye senin müziğin ayrı, benimki ayrı, senin sineman ayrı, benimki ayrı. Ama böyle olmaz, bunu kırmamız gerekiyor, uzlaşmak zorundayız. Muhalefetiyle iktidarıyla uzlaşmamız gerekiyor. Sandıktan çıkan sonuca saygı duyulmalı öncelikle. Oy olarak da baktığımız zaman yüzde 52'yi yok mu sayacaksınız? Ya da muhalefette kalan yüzde 48'i? Başkan yüzde 52 civarında oy alarak seçilmiş. Muhalefet bunu kabul etmeli. İktidar da muhalefetin istek ve taleplerini göz önünde bulundurursa bu sorun çözülür bence. Eskiden şu anda muhalefette olan yüzde 48, yüzde 52'yi yok saymıştı. Bu bir hataydı. Yüzde 52 oy alanlar, bu hataya düşmez ve yüzde 48'i yok saymayarak hareket ederse sorunlarımızı çözeriz. Siyasette diyaloğun artmasını bu anlamda çok önemli buluyorum."



SÖZLERİNİN GÜCÜ ETKİLİ OLDU
Bu iki söyleşi geçen hafta gündem oluşturdu. Alanson ve Ortaçgil yılların tecrübesiyle konuşuyordu ve topluma dair gözlemleri kıymetliydi. Bu gözlemlerini korkmadan cesaretle söylemişlerdi. Bunun için arka arkaya yayımlanan söyleşilerin etkisi de büyük oldu.
Sosyal medyanın şizofren, narsist dünyasında iyice azgınlaşan tepkilere karşın yine aynı mecrada aklı başında insanlar vardı ve onlar müzisyenleri savunarak linçleri savuşturdu. "Satılmış", "Kendini bitirdin" gibi ifadelerle sanatçılara saldıranlar amaçlarına ulaşamadı.
İki söyleşinin ortak noktası müzisyenlerin aslında toplum olarak kutuplaştığımıza dikkat çekmesi ve bunun ortadan kaldırılmasına yönelik fikirlerini söylemeleriydi. Böylesi iki müzisyenin ortak değer olarak bu tür tespitler yapması önemlidir. Çünkü taraflar üstü bir konumda oldukları için kutuplaşmanın taraflarına bu tür mesaj verme sorumlulukları da vardır aynı zamanda.
Peki ne oldu? Yaşadıkları linç nedeniyle değer aşınmasıyla karşı karşıya kaldılar. Ortak değerleri yıpratarak değer aşınması yapmanın aslında bir topluma faydası olduğu pek görülmemiştir. Toplum içindeki farklı grup ve kesimlerin belli değerler üzerinde zaman içinde ortaklaşması ise o ülke ya da toplum için daha hayırlıdır. Bu yaklaşım ışığında, yaşanan son olaylara bakıldığı zaman bizdeki durum şöyle özetlenebilir galiba: Sosyal medyadaki linç girişimleriyle ortak değerlere karşı değer aşındırması yapılıyor sonra da ortaklaşamamaktan şikayet ediliyor. Eee niye ve neden?

İÇİMİZDEKİ FAŞİST DİKTATÖR
Bir süre önce psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar'la yaptığım söyleşide bu neden ve niyelerin cevabı vardı. Sayar o söyleşide içimizdeki faşist diktatörden bahsetmişti. "Kimdir o diktatör" diye sormuştum "Bize, bizim gibi olanı sevimli gösteren, karşımızda olanı sevimsizleştiren, ona yönelik şiddeti meşru gören, o içimizdeki faşist diktatördür" demişti.
Peki onunla yüzleşebiliyor muyduk? Sayar da cevaplamıştı: "Bu bir olgunluk meselesi. Olgunluk, 'öteki' insanı öğrenmeye değer bir varlık olarak görebilmektir. Biz toplum olarak kriz dönemlerinde bu olgunluğu gösteremiyoruz. İlkel savunma mekanizmalarına savruluyoruz. Bu savunma mekanizması biz iyiler, onlar kötüler şeklinde dünyayı keskin hatlarla ikiye ayırır. Kendimizde kabul etmek istemediğimiz şeyleri hasım bildiklerimiz üzerine yansıtarak rahatlamamızı sağlar."
Kemal Sayar'ın açıklaması ışığında şu söylenebilir: Kimilerimiz, içindeki faşist diktatörün ilkel savunma mekanizmasının oyuncağı olmuş. Tam da buradan çıkmak için Alanson ve Ortaçgil'in söylediklerine kulak vermek gerek.






HAFTA BOYUNCA SABAH SÖYLEŞİLERİ TARTIŞILDI
Mazhar Alanson ve Bülent Ortaçgil'in Pazar SABAH ve Günaydın ekinde yayımlanan söyleşilerine gelen tepkiler gündemi de belirledi aslında. Hafta boyunca bu söyleşiler konuşuldu.
Melih Altınok SABAH'taki "Alanson'u linç eden kimse çıksın ortaya" başlıklı yazısında linç tweetleri atanların büyük bir oy birliğiyle lanetlendiğini anlatıyordu. Mevlüt Tezel Günaydın'daki "Kabul edelim: Olayımız bu!" başlıklı yazısındaysa "Kutuplaşmadık mı? Fazlasıyla. Alanson da kutuplaştığımız için linç edildi zaten" diyordu.
Ahmet Hakan, "Ne dedi Bülent Ortaçgil? Ne dedi Mazhar Alanson?" başlıklı Hürriyet'teki yazısında Alanson ve Ortaçgil'in tespitlerine hak verdiğini belirterek "Uzlaşmamızın şart olduğunu, bir arada yaşamak mecburiyetinde olduğumuzu, düşman kamplara bölünmememiz, karşılıklı adımlar atmamız gerektiğini söyleyen bu iki sanatçıya, 'Satılmış, yalaka, bitirdiler kendilerini' diye hakaret edenler, bu ülkenin önündeki en önemli sorundur" diyordu.
Yine Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök, Bülent Ortaçgil'in söyleşisinde uzlaşmanın formülünü verdiğini yazıyordu.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Mazhar Alanson ve Bülent Ortaçgil'in cesurca söylediği gerçekler sözde muhalifleri çıldırttı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN