Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir subay ailesini arıyor

Üsteğmen , Kafkas Cephesi’nde Ruslara esir düştüğünde 24 yaşındaydı. İki yıl çileli bir esaret hayatı yaşadı. Ölüm adası Nargin’de de kaldı Sibirya’daki Nikolsk kampında da. Bir yolunu bulup kaçtı. Avrupa üzerinden anavatanına döndüğünde yıl 1918’di. Esaret hayatını günü gününe yazdığı günlükleri yıllar sonra Atatürk Kitaplığı’nda keşfedildi. İki yazar 104 yıl öncesinden seslenen Hüseyin Hamit’in günlüklerini yayına hazırladı. Bir fotoğrafı bile olmayan Hamit’ten geriye kalan bu günlük ve birkaç belge dışında bir şey yok. Yazarlar Hamit’in ailesine ulaşmaya çalışıyor

Giriş Tarihi: 8.3.2020 ABONE OL
Bir subay ailesini arıyor

"Can-ruh-fikir velhasıl tekmil vücudum bir azap içinde. Uyku uyuyamıyorum. Ezberlediğim bir şey, bir kelime hatırımda katiyen kalmıyor. Akıl-fikir-düşünce katiyen kalmadı. Nedir bu halet, yarabbi!!? Çıldıracağım vesselam. Vakitler, dakikalar katiyen geçmiyor. Bu zillet-i esaret ne kadar devam edecek, yarabbi! Bana bir tuhaf hal oldu. İnsanlardan ürküyorum. Daima yalnız, münzevi yaşamak istiyorum. Ruhum daimi bir makine altında bulunuyor. Mütemadiyen beni sıkıyor, eziyor, bitiriyor, mahvediyor fakat yine ben ben olarak kalıyorum. Sanki yeniden diriliyorum. Hayat bana hiç gözükmüyor fakat birdenbire ana baba ve kardeşlerim gözümün önüne geliyor. Anamın bu yaşa getirinceye kadar ne zahmetlerini, babamın beni beslemek ve okutmak, adam etmek için ne kadar çalıştığını düşünüyorum. Ruhumda bir başkalık hâsıl oluyor. Ağlamak istiyorum. Belki biraz müteselli olurum fakat heyhat. Cenab-ı hak bize gözyaşı bile vermemiş. Hikmet!!!!?" Bu satırlar 1. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde, 10. Kolordu'ya bağlı 101. Alay'da Osmanlı subayı olarak savaşırken esir düşen Üsteğmen Hüseyin Hamit'e ait. 15 Ocak 1916'de esaret hayatı başlayan Hüseyin Hamit, binlerce Osmanlı askerinin öldüğü Hazar Denizi'ndeki Nargin Adası'ndaki esir kampında geçen günlerinin ardından 27 Temmuz 1916'da, esarete karşı isyanını bu cümlelerle dile getiriyor. Ama biz bu cümleleri ancak 104 yıl sonra, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri sayesinde okuyabiliyoruz.



ATATÜRK KİTAPLIĞI'NDA BULUNDU

Dr. Serkan Erdal ile Hasan Demirci, bu günlükleri İstanbul'daki Atatürk Kitaplığı'nda bir başka konu üzerinde araştırma yaparken tesadüfen fark ediyor. Daha önce Miralay Arif: Sarıkamış'tan Krasnoyarsk'a Esaret Hatıralarım kitabını yayına hazırlayan Erdal ile Demirci, günlüğü incelediklerindeyse önemli bir tarihi belgeyle karşı karşı olduklarını anlayıp kitap haline getiriyor. Hüseyin Hamit 24 yaşında, 1916'da esir düştükten sonra günlük tutmaya başlıyor. İki yıl süren çileli, maceralı esaret hayatını çoğu zaman günü gününe yazıyor. Nargin Adası'ndaki kamptan altı ay sonra günler süren bir tren yolculuğu sonrasında Sibirya'da bulunan Nikolsk'taki esir kampına gönderiliyor. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra birkaç arkadaşıyla kamptan kaçmayı başarıyor. Arkadaşlarıyla önce St. Petersburg'a gidiyor. Burada anavatana dönmek için uğraşıyor... Ve Varşova, Viyana, Sofya üzerinden trenle 30 Mayıs 1918'de ülkesine dönüyor. Sınırı geçtikten sonra yaptığı ilk şey toprağı öpmek oluyor. Üsteğmen Hüseyin Hamit hakkında çok bilgi yok. 1892'de İstanbul Eyüp'te doğduğu, babası İsmail Hakkı Efendi'nin Uşak Düyun-i Ummiye'de memurluk yaptığı biliniyor. Ne bir fotoğrafı var elde ne de doğru düzgün bir kayıt. İstanbul'a döndükten sonra Eyüp Askerlik Şubesi'nde çalışmaya başladığını günlüklerden biliyoruz. Günlük 19 Şubat 1919'da bitiyor. Sonra Hüseyin Hamit nasıl bir hayat yaşadı bilinmiyor. Yani ondan bize 104 yıl önce yazdığı, esaret günlerini ve memleketine dönmek için verdiği mücadeleyi anlattığı bu günlükleri kaldı yadigar.



İLK ÖNCE TOPRAĞI ÖPTÜK

Üsteğmen Hüseyin Hamit 18 Mayıs 1918'de anavatana ulaşır. O gün günlüğüne şunları yazar: "Sabahleyin Edirne'ye geldik. Fesli erkek, çarşaflı kadınları gördüm. Tuhaf bir hal oldum. Gözüme acayip gözüküyor. Yoğurt yedik. Hareket edip Kuleli Burgaz'a geldik. Burada Bulgaristan arazisi bitiyor. Türkiye hududu başlıyor. Aktarma olduk. Derken bir gürültü koptu. Tayyare geliyor diye herkes kaçmaya başladı. Aslı yokmuş. Biraz sonra tekrar bir gürültü daha oldu. Tayyare geldi. Lakin bizim tayyare imiş. Hareket edip Türkiye hududuna dahil olduk. Ali Efendi ile birlikte toprağı öptük. Yolumuza devam ettik. 30/31 Sirkeci istasyonuna muvasalat ettik. Saat onu geçmişti."



SAVAŞI GÜNÜ GÜNÜNE YAZDI

Olaylar karşısında serinkanlı olan ve içinde bulunduğu şartlara uyum sağlayan bir asker Üsteğmen Hüseyin Hamit. Bu sayede esaret hayatı boyunca her şeyin üstesinden gelebiliyor. Temizliğine düşkün ve sürekli gazete okuyan Hüseyin Hamit, gazetelerden okuduğu haberler doğrultusunda savaşın gidişatını da günlüğüne yazmış. Nasıl beslendiklerini, Türk esirler arasındaki anlaşmazlıkları, Rusların esirlere tavrını da bütün çıplaklığı ile günlüğüne not düşmüş.



BU GÜNLÜKLER TARİHİ ÖNEME SAHİP

Kitabın yazarlarından, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Serkan Erdal "1. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde esir düşen binlerce askerimiz var. Bu askerler arasında subayların çok azı hatıratlarını yazdı. Ama esaret günlerini günü gününe yazana pek rastlamamıştık. Günlükler hatıratlara göre daha objektiftir. Bunun için Üsteğmen Hüseyin Hamit'in günlüğü tarihi bir öneme sahip" diyor. Günlükleri Atatürk Kitaplığı'nda bulduktan ve yayına hazırladıktan sonra Üsteğmen Hüseyin Hamit ile ilgili araştırma yaptıklarını da söyleyen Erdal, Kızılay arşivlerinde onunla ilgili birkaç belge bulduk. Babası oğlunun nerede olduğunu sormuş ve Hüseyin Hamit'in kaldığı kamp bulunup babasına cevap yazılmış. Milli Savunma Bakanlığı Arşivi'den Hüseyin Hamit'in askeri safahatı dosyasını istedik, bulamadılar. Ama şunu biliyoruz Osmanlı'da binbaşı rütbesine kadar kayıtlar tutuluyordu. Bir üsteğmenin kaydının olmaması normal.



SESİNE ULAŞTIK ŞİMDİ SIRA HAYATINDA

Dr. Serkan Erdal bu günlüğün Atatürk Kitaplığı'na nasıl ulaştığını da araştırmış. Yıllar önce kütüphane, bir sahaftan günlüğü satın almış. Erdal "Muhtemel, subayın ailesi Osmanlıca yazan bu defterin içinde ne olduğunu anlayamadı. Bir şekilde sahafa düştü. Sahaf da kütüphaye satmış. Küçük bir defter olduğu ve olağanüstü şartlarda yazıldığı için okunması epey zordu. Hasan Demirci ile çalışarak tamamını okuduk" diyor. Dr. Erdal Hüseyin Hamit'in sonraki hayatını öğrenmek için ailesini bulmaya çalıştıklarını anlatıyor: "Fakat ulaşamadık.

Soyadını bilmediğimiz için bir şey yapamıyoruz. Ama düşünün, fotoğrafı olmayan hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz bir asker, cümleleriyle bize bir asır öncesinden sesleniyor. Sesini duyuyoruz, kişiliğini yazdıklarından çıkarabiliyoruz ama daha sonra nasıl bir yaşam sürdü onu bilemiyoruz. Umarım haberiniz sayesinde ailesine ulaşırız." "Peki sizce nasıl bir yaşam sürmüştür?" diye sorduğumuz zaman Dr. Erdal "Günlükler 19 Şubat 1919'da İstanbul'da bitiyor. İstanbul o günlerde çok karışık. Mustafa Kemal daha Samsun'a çıkmamış. Ama böylesi bir vatanperver asker muhtemel Kurtuluş Savaşı'na katılmıştır" diyor.

ARKADAŞINA GÖNDER
Bir subay ailesini arıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA