Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çocuklarımız burnumuzda tütüyor ama hastalar da başka annelerin evladı

Kimi hemşire, kimi doktor, kimi başhekim... Salgınla mücadelede en ön saflarda yer alıyorlar. Enfekte olma pahasına çalışıyorlar. Aynı zamanda onlar birer anne. Çoğu çocuğunu haftalardır görmüyor, kimisi de uzaktan görüyor. Evlatlarının kokusu burunlarında tütüyor. Özlemlerini bağrına bastıran annelerin ortak düşünceleri “Evet çocuklarımızı çok özlüyoruz. Ama biz bu günler için yetiştirildik ve biliyoruz ki iyileştirmeye çalıştığımız insanlar da başka annelerin evlatları”

Çocuklarımız burnumuzda tütüyor ama hastalar da başka annelerin evladı

Bir annenin çocuğundan ayrı kalmasının tarifi pek de mümkün değil. Anne olan sağlık çalışanları işte aylardır bu tarifi zor duygular içerisinde salgınla mücadele ediyorlar. Üstelik enfekte olma riskini göze alarak çalıştıkları için kimi bir daha evlatlarını görememe duygusunu da ta derinlerinde taşıyor. Ama her şeye rağmen kararlılar. Başka annelerin evlatları salgına kurban gitmesin diye aylardır canla başla çalışıyorlar. Yorgunluk, stres, kaygılar hepsi bazen telefonda çocuklarının sesini duyduklarında bazen de onlardan gelen bir mesajla silinip gidiyor.
Türkiye salgınla mücadeleyi başarılı bir şekilde yürütüyorsa elbette bütün sağlık çalışanlarının katkısı ve emeği çok büyük. Ama evlatlarından ayrı kalma pahasına bizler için çalışan sağlık çalışanlarının yeri çok ayrı. SABAH Pazar olarak bizim için yılın anneleri onlar. Yaptıkları fedakarlık da tıpkı evladından ayrı kalmış bir annenin yaşadıklarını anlatmak gibi tarifsiz.
Kimi annesi ve babasına bırakmış, aylardır göremiyor çocuğunu, kimi ailesine virüs bulaştırma riski olduğunu düşündüğü için kendisi eve gitmiyor. Onlar aylardır sarılamıyorlar çocuklarına, koklayamıyorlar doya doya ve daha acısı birkaç ay daha sarılamayacaklarını da biliyorlar. Sözü onlara bırakmak istedik. Hemşire, doktor, yönetici, acil tıp teknisyeni... Salgınla mücadelenin farklı aşamalarında görev yapan ve anne olan sağlık çalışanları ile konuşalım, dedik. İyi ki varsınız ve Anneler Gününüz kutlu olsun.

Doç. Dr. Rabia Bilici
(Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi)

Gitmezsen olmaz mı anne!
Doç. Dr. Rabia Bilici'nin 13 yaşında Pınar ve Irmak adında ikiz kızları var. Bu süreçte hem hastane yönetiyor hem hasta bakıyor hem de kızlarına annelik yapmaya çalışıyor ama uzaktan... Bilici, pandemi sürecinde anne bir hekim olmanın zorluklarını şöyle anlatıyor: "Pandemi koşulları sağlıklı olan çoğu annenin çocuklarıyla daha fazla vakit geçirebilmelerini sağladı. Ama bizim mesleğimizde bırakın çocuklarınızla vakit geçirmeyi evde bulunduğumuz sınırlı zamanlarda dahi minimum temas halindeyiz." Bilici, ikiz kızları için "Onlar bizim mucizelerimiz" diyerek devam ediyor: "Hayata 900'er gram geldiler. Şimdi 13 yaşındalar. Onların doğumunda asistanlığım yeni bitmişti, mecburi hizmetteydik. Ücretsiz izin kullanma imkanım olamadı. Küçüklüklerinden itibaren çalışma programıma uyum sağlamak durumunda kaldılar. Her nöbet öncesi aynı şaşkın ifade ile 'Daha geçen gün nöbetçiydin, yine mi? Gitmesen olmaz mı?' diyerek her defasında şanslarını yeniden denemek istiyorlardı. 'Sen nöbetlere gittikçe bu nöbetler azalıyor değil mi? Peki kaçtan geriye doğru saymam gerekiyor?' sorusuyla nöbetlerin bir sonu olduğunu duymak istiyordu Pınar. Bir görevlendirme nedeniyle kısa süreyle il dışına çıkmam gerekmişti. Irmak'ın o dönemde defterine çizdiği resmi gördüğümde çok etkilenmiştim. Resimde beni çizmiş, valizime de kendisini koymayı ihmal etmemişti." Bilici karantina sürecinde eşlerin birbirine destek olmasının çok önemli olduğunu söylüyor: "Başa çıkabilmek için çok iyi destek sisteminizin olması gerekiyor. Ben bu anlamda şanslıyım, bana gerçekten tüm birlikteliğimiz boyunca inanılmaz şekilde destek olan bir eşim var. O da hekim. Aynı meslekten olmamız birbirimizi anlamak ve destek olmak açısından büyük şans. Ancak çocuklar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu pandemi döneminde adeta kendi başlarına yaşıyorlar süreci. Çünkü her ikimiz de yoğun çalışıyoruz."



Hamide Yeşilyurt
(Bartın Devlet Hastanesi'nde hemşire)

Anne sen benim kahramanımsın
20 yıllık sağlık çalışanı Hamide Yeşilyurt. Dört çocuğu var ayrıca dört kitabı olan bir yazar. Bartın'da pandemi hastanesi ilan edilen hastanede görev yapıyor. Kocası astım ve bir çocuğu da şeker hastası olduğu için salgının ilk günlerinde başka bir evde kalmayı düşünmüş. Ama ailesi böylesi bir mücadelede Yeşilyurt kendini yalnız hissetmesin diye kabul etmemiş bu teklifini, "Senin hem kendin hem de bizim için kendine dikkat edeceğini biliyoruz" demişler. Yeşilyurt "Bartın küçük bir yer. Bartınlılar önlemler konusunda çok hassas davrandılar. Sağlık çalışanları olarak bizler de iyi organize olmuş ve önlemlerimizi almıştık. Ailem beni yalnız bırakmak istemeyince kabul ettim" diyor. Tabii evden uzak kalmasa da evde sosyal mesafe konusunda son derece hassas önlemler almış Yeşilyurt: "Kocamla, çocuklarımla sosyal mesafemi hep korudum. Zor tabii. Çocuklarıma sarılıp öpemiyorum. Ama açıkçası sanki bugünler için yetiştirildiğimizi düşünüyorum. Evinden, ailesinden uzak kalan arkadaşlarım oldu. Kimse şikayetçi değildi. Biz sağlık çalışanlarına bu mücadelede önemli bir görev düştü. Sağlık Bakanlığı iyi organize oldu. Riski olan kimse çalışmadı. Ve biz de salgının üstesinden gelmeye çalıştık.

Pandemiye karşı ilk aşamada bir başarı elde edilmesi bizim görevimizi iyi yaptığımız anlamına geliyor." Yoğun geçen bir günün akşamında küçük oğlu Samet yanına gelip "Anne sen benim kahramanımsın" demiş. Yeşilyurt oğlunun sözü üzerine hissettiklerini şöyle diye getiriyor: "Biz sağlık çalışanları olarak salgınlara alışığız. Gerekli önlemleri de aldığımız için neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk. Ama ailem benim kadar bilmiyor ve tedirgin oluyordu. Oğlumun böyle söylemesi açıkçası motivasyonumu güçlendirdi. Bu bizim görevimizdi ama demek ki kahramanlar gibi bu virüsle çarpıştığımızı herkes görüyormuş. O an 'Daha dik durmalıyım, hiç yılmamalıyım' dedim kendi kendime ve hâlâ bu tavırla salgınla mücadeleye devam ediyoruz. Neticede bizler de başka anneler evlatlarını kaybetmesin diye uğraşıyoruz." Hamide Hanım'ın büyük kızı tıp fakültesinde okuyan bir doktor adayı... Bu süreçte onun da büyük katkısını gördüğünü anlatıyor Hamide Hanım: "Aslında bu süreçte hepimiz ailenin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu yeniden keşfettik. Ben aile huzurumdan aldığım güçle bu salgınla mücadelede dik durdum." Geçen haftadan bu yana oğlu Samet "Anne, Anneler Günü ne zaman?" diye soruyormuş. "Galiba size sürpriz yapacaklar" diyoruz. Hamide Hanım, her işin başı sağlık sözünü doğrularcasına "Açıkçası onları sağlıklı görmek benim için en büyük hediye" diye karşılık veriyor.

Ayşe Özdemir
(Haydar Paşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hemşire)

Askerler gibi gün sayıyorlar
Hemşire Ayşe Özdemir, ülkemizde vaka görülmeye başladığı ilk günlerden beri kızları ile ayrı. Hastalık bulaştırma endişesi ile onları il dışında yaşayan anne ve babasının yanına bırakmış: "Büyük kızım Sude önce valizini hazırlatmak istemedi. Kaç saat dil döktüğümü hatırlamıyorum bile. En sonunda yoruldu ve '10 gün kalacağız, sonra bizi alacaksınız' diye söz istedi. Ben de 'Söz kızım' dedim. Her gün 'Anne virüs gitti mi, ne zaman gidecek?' diye sorular soruyorlar. 'Bayrama kesin geleceğim' diyorum. Hani askerler şafak sayar ya, işte öyle gün sayıyorlar. Küçük kızım Nisa, babasına çok düşkündür. Bir gün görüntülü olarak konuşurken: 'Baba seni öpebilir miyim?' dedi. Babası yanağını ekrana yaslayarak 'Öp kızım' dedi. Nisa telefonu öptü ama sonra ağlamaya başladı: 'Baba seni öpemedim' diye... Annemlere bıraktığımda ikisi de aralıklarla hastalandılar. Yanı başlarında olmak istiyor ama olamıyordum. Aramızda kilometreler var, çaresizdim. Ama yine de çalışırken güçlü durmaya çalışıyorum."



Nejla Işık
(Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Müdür Yardımcısı)

Çocuklarıma hasta olmayacağıma dair söz verdim
Nejla Işık'ın dokuz yaşında bir oğlu ve dört yaşında bir kızı var. Eşi de kendi gibi hastane yöneticiliği yaptığı için çocuklara anneanneleri bakıyor. Işık, korkularını en yakınlarına bile anlatmamış bugüne kadar, hep güçlü durmaya çalışmış. Bu haber onun bize kalbini açmasına da vesile oluyor: "Bir sağlık çalışanı olarak hep güçlü durmak, yeri geldiğinde kendimi unutup insanları düşünmek, önceliğimi hep başkalarının ihtiyaçlarına vermek ve kimseyi panikletmemek için kendimle bile baş başa kalmaktan korktuğum, birçok şeyi dillendiremediğim zor bir süreç. Ama öte yandan paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki...

Annelik yürek yarası, çocuklar telefonda ağlardı bazen, o kadar üzülürdüm ki, belki telefonu kapattığında susacaklar ama ben bütün gün etkisinden çıkamazdım, yüreğim sıkışırdı. Oğlum özellikle çok duygusal, sürekli 'Anneciğim sakın hasta olma, iyisin, kendine iyi bakıyorsun değil mi?' diye sorular soruyor. Telefonu kapattığımda hastanede ağladığım günler oldu. Kızım biraz daha küçük, ne kadar anlatsak da aklı neden sokağa çıkamıyoruz, neden parka gidemiyoruz da." Işık, bu süreçte yaşadıkları bir anıyı da şöyle anlatıyor: "Çocuklar için sokağa çıkma yasağı ilan edildiği zaman kızım çok ağlamıştı. Eşimle dayanamadık, çocukları almaya gittik. Kızım çok panik oldu arabada, polisler bizi yakalar diye. Oğlum Kaan da 'Kardeşim ağlama, bizim anne ve babamız kahramanmış kimse onlara bir şey yapamaz' demişti."


Ayşegül Günay
(İstanbul Adalar 3 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu'nda acil tıp teknisyeni)

Bugün kızımın doğum günü
Ayşegül Günay, 112'den gelen vakalara ilk müdahale eden ekipte acil tıp teknisyeni olarak çalışıyor. Her an bir koronavirüs hastası ile karşı karşıya gelme ihtimali çok yüksek. Bu sebeple sekiz yaşındaki kızı Kayra'yı Kastamonu'ya kayınvalidesinin yanına bırakmış. İçinden geçtiği süreci Günay şöyle anlatıyor: "Pandeminin dünya üzerinde yayılımı arttıkça endişemiz de arttı, İstanbul'da bulaş sayıları artmaya başlayınca sağlık çalışanı olarak riskli grubun başında olduğumuz için böyle bir karar aldık. Bize bulaşsa bile kızımızı riske atmayalım, dedik.
Bir annenin çocuğundan ayrı kalması çok zor. Yüreğim dile gelse der ki; '15 yıllık iş hayatında ilk defa korktun Ayşegül, korktun kabul et.' Yıllardır idari bölümün ve sahanın zorluklarını görmüş biri olarak, her şeyi işyerinde yaşar, eve rahat bir şekilde gelirdim. Ama bu süreçte sadece sen yoksun... Eve dönüşte kızını ve eşini de nasıl koruyabilirim korkusu sarıyor! Kesinlikle evladına sarılamıyorsun, koklayamıyorsun ve dokunmak dahi yok. Rahat mısın? Yine değilsin; çünkü aynı eve girdin. Allah yardımcımız olsun, biz bunları da atlatabilecek güçteyiz.
Kızım Kayra bu sürecin ilk başında virüsü anlama ve bizim tedbirlerimizi kavramaya çalışıyordu. O da bizim gibi korku ve endişe içerisindeydi; ta ki köye gidene kadar. Normalde şu dönemin çocukları 'Dışarı ne zaman çıkacağız, market ne zaman açılacak, oyun parkı ne zaman açılır?' diye soruyor ama sağlıkçı annenin çocuğu yani kızım Kayra 'İstanbul'da virüs bitti mi? Kaç vaka yaptın? Bugün size bulaş oldu mu?' diye her gün soruyor. Kayram her gün yüreğime dokunuyor. Bugün kızımım doğum günü. İlk defa ayrı geçireceğiz doğum gününü... Bunun burukluğu içindeyim. Geçen hafta konuştuğumuzda bile 'Üç güne virüs biterse gelirsiniz yine beraber kutlarız' diyordu.
Her zaman yanında olamayabilirim ama o benim parçam ve hep içimde... Arkadaşım, sırdaşım, Kayram da ben de çok güçlüyüz, biz bunları da yakın zamanda atlatırız inşallah..."

ARKADAŞINA GÖNDER
Çocuklarımız burnumuzda tütüyor ama hastalar da başka annelerin evladı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA