Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Amerikan rüyası artık bir masal mı?

Koronavirüse karşı verilen mücadelenin sonuçları ’nin süper güç algısını yerle bir etti. Bir zamanlar Amerika’da yaşamak zenginlik ve lüks içinde bir hayat sürmek olarak görülüp tüm gençlerin hayalini süslüyordu. Oysa pandemiden sonra ölülerine morg bile bulamayan bir ABD ortaya çıktı. Bu da akıllara “Amerikan rüyası artık tarihe mi karışıyor?” sorusunu getiriyor

Giriş Tarihi: 31.5.2020 ABONE OL
Amerikan rüyası artık bir masal mı?

Koronavirüs dünyayı hazırlıksız yakaladı. Öyle ki süper güç olarak görülen ülkeler bile tıbbi malzeme bulmakta güçlük çekerek, ülke ülke maske arar hale geldiler. Avrupa'nın, hızla yayılan virüs karşısında eli kolu bağlı kaldı. Ölüm oranları giderek arttı. Tüm dünyayı asıl hayrete düşürense ABD oldu. Bir zamanlar her gencin hayalini süsleyen, zenginliğin ülkesi ABD, koronavirüse yakalanan vatandaşlarına en temel sağlık hizmetini sunamadı.

Devlet, yönetim olarak halka güven veremedi. Trump her fırsatta Çin'i suçlayarak savaş sinyalleri verdi. Peki, bundan sonra neler olacak? Pandemi aslında dünyadaki güçler dengesinin değişeceğini mi gösterdi? Amerikan rüyası artık sona mı eriyor? Salgın ABD sistemindeki hangi açıkları ortaya çıkardı? Bu başarısızlık ABD'nin çöküş dönemine geçtiğini gösterir mi? Bu konuları SETA Washington D.C. Koordinatörü Kadir Üstün, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Kemal İnat ve TRT World Washington Editörü Zümrüt Sönmez ile konuştuk.



ZÜMRÜT SÖNMEZ/TRT WORLD WASHİNGTON EDİTÖRÜ
AMERİKAN HALKI, ÜLKELERİNE DAİR CİDDİ BİR ŞOK YAŞADI


"Koronavirüs krizi ABD'yi hazırlıksız yakaladı. Amerikalılar salgının kendilerini bu kadar sert etkileyeceğini düşünmüyorlardı. Trump'ın salgının ilk günlerinde koronavirüsü griple karşılaştırarak tehlikeyi hafife alan tavrı da bu yaklaşımın bir sonucuydu. Özellikle Çin'e karşı rekabetin de yansıması olarak, biz Çin'den daha güçlü bir ülkeyiz bizde oradakine benzer bir tablo olmaz özgüveni oldukça belirgindi. Ancak, kriz büyüdükçe Amerikalılar ülkelerinin sosyo-ekonomik yapısındaki problemlerle yüz yüze geldiler. Virüs nedeniyle alınan sokağa çıkmama önlemleri sadece birkaç hafta içinde ABD'nin ekonomisine 1. Dünya Savaşı sonrası büyük buhran dönemini hatırlatan bir gerileme yaşattı. Bugün bir yanda 40 milyona yaklaşan işsizlik rakamları, bir yandan ünlü Amerikan markalarından birbiri ardına gelen iflas açıklamaları salgın sonrası ülke ekonomisinin nasıl toparlanacağına yönelik büyük endişe oluşturuyor. Diğer yandan koronavirüs sosyal adalet konusunda da Amerika için önemli bir sınav niteliğinde. Hastalığın yayılma oranları ile ölüm oranlarının siyahlar ve diğer azınlık topluluklar arasında daha yüksek görülmesi, ancak buna karşılık bu toplulukların sağlık hizmetlerine erişimindeki yetersizlikler, ırk ayrımı ve gelir adaletsizliği gibi sorunları gün yüzüne çıkardı. Ayrıca, siyasi alanda kutuplaşmanın bu süreçte daha da derinleştiğini görüyoruz. Bütün bunlar düşünüldüğünde, Amerikan halkının kendi ülkelerine dair ciddi bir şok yasadığını söylemek mümkün."



KADİR ÜSTÜN/SETA WASHİNGTON D.C. KOORDİNATÖRÜ
ABD, KÜÇÜK DEVLET ANLAYIŞININ KURBANI OLDU


"Koronavirüs salgını Amerikan kapitalizminin birçok yapısal sorununu ortaya çıkardı. 1990'lardan beri Amerikan şirketlerinin üretim altyapılarını Çin, Hindistan, Vietman gibi emeğin ucuz olduğu Asya ülkelerine taşımış olması pandemiyle mücadele için gerekli olan tıbbi malzemelerin üretiminde bir handikap teşkil etti. Çin'in hem koronavirüsü hem de koruyucu maskeleri ABD'ye ihraç etmesi gibi trajikomik bir durum, ABD'nin üretim altyapısının dışarıdan temine dayalı hale gelmesinin bir sonucuydu. Cumhuriyetçilerin federal devleti küçük tutma çabaları, Trump'ın 2018'de Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki pandemilerle mücadele için kurulan çalışma grubunu dağıtmasına yol açmıştı. Sosyal devlet olmayan Amerikan federal hükümeti ulusal krizlerde öne çıkarak eyaletlere liderlik etmesi gerekirken küçük devlet anlayışının da kurbanı oldu aslında. Krizin başından itibaren meseleyi kamu sağlığı ekseninde görmektense siyasi sonuçları itibariyle değerlendiren ve ona göre hareket eden Trump yönetimi de sorunun büyümesine katkıda bulundu. Halk aslında büyük oranda koronavirüsün çıkışından Trump'ı sorumlu tutmazken başkan meseleye siyasi yaklaştığı için krizi yönetemeyen ve strateji oluşturamayan görüntüsünden kurtulamadı. Bütün bu sorunlarına, handikaplarına ve siyasi yetersizliklerine rağmen ABD'nin uluslararası sistemdeki baskın konumunun kısa sürede sona ereceğini söylemek gerçekçi olmaz. Küresel sisteme liderlik etmeye başlayalı-tarihteki diğer küresel güçlerle karşılaştırıldığında- daha 70 yıl gibi kısa bir süre geçtiğini hatırlarsak Amerikan hegemonyasının önümüzdeki birkaç on yılda sona ermesi pek mümkün olmayacaktır. Özellikle küresel liderlik rolüne aday diğer bir gücün ABD'yi yerinden edecek ne gücü ne de iddiası var şu aşamada. Bu durum, küresel güç dengesinde ciddi değişimler ve yeniden ayarlamalar olmayacağı anlamına gelmez. Örneğin Batı ittifakının Çin'in yükselişine sponsorluk etmekten imtina etmek isteyeceklerini, ABD'nin Çin'e baskısının nispeten artacağını, Rusya'nın da Çin'e daha mesafeli duracağını bekleyebiliriz."



PROF. DR. KEMAL İNAT/SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ORTADOĞU ENSTİTÜSÜ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ
KÜRESEL LİDERLİĞİ KAYBETMEKTE OLDUĞUNA DAİR İŞARETLER VAR


"Küresel güç dengesini dönüştürecek düzeyde kırılmalara çok sık rastlanmaz. En son bu boyutta bir kırılmaya 1989/90 yıllarında yaşanan Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle şahit olmuştuk. Şimdi Covid-19 salgını yüzünden yaşanan ekonomik kriz çerçevesinde belki sorulması gereken soru, ABD'nin de diğer küresel aktörlerle benzer bir güç ve etkiye sahip olduğu çok kutuplu bir sisteme geçiş söz konusu olur mu? Ya da çok kutuplu sistem yerine, bu defa ABD ve Çin'in dominant aktörler olduğu yeni bir iki kutuplu sisteme doğru mu yol alıyoruz? Bütün bu soruların cevabı, kriz sürecini başarısız yürüttüğü düşünülen Washington'ın bundan sonraki süreci nasıl yöneteceğinde gizli. Trump liderliğindeki ABD'nin salgın sürecinde şimdiye kadarki başarısızlığı konusunda üç hususun altı çizilebilir. İlk olarak, Trump'ın, Boris Johnson ve Jair Bolsonaro gibi diğer popülist liderlere benzer şekilde, salgını yeterince ciddiye almadığını vurgulamak gerekir. Bu durum dünyadaki Covid-19 vakalarının neredeyse üçte birinin bu ülkede yaşanmasına yol açtı. İkinci olarak, hastalığın aşırı hızlı yayılması zaten ciddi sorunları olan Amerikan sağlık sisteminin çökmesine ve hastaların temel sağlık hizmetlerine bile ulaşamayarak hayatlarını kaybetmelerine yol açtı. Üçüncü olarak ise, Trump yönetiminin krizin uluslararası boyutunu yönetme konusunda da oldukça başarısız olduğu görüldü. Trump'ın salgın sürecinde Dünya Sağlık Örgütü'ne yönelik suçlamalarının sertliği ve ülkesinin bu önemli kuruluşa aidatlarını ödemeyi durduracağını açıklaması ABD'nin küresel liderliğini kaybetmekte olduğunun işaretleri olarak okunabilir."

ARKADAŞINA GÖNDER
Amerikan rüyası artık bir masal mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA