Abdurrahman Süreyya kimdir? Gazeteci Mirduhizade Abdurrahman!

Bağdat'ta doğdu. Babasının adı Ebû Hâmid Muhammed'dir. Burada başladığı tahsiline İstanbul'da devam etti. Fransızca yanında, klasik metinleri bütün incelikleriyle anlayıp şerh ve izah edecek kadar Arapça ve Farsça öğrendi. Adana ve Konya'da bazı idarî görevlerde bulundu. Daha sonra Beylerbeyi Rüşdiyesi (1867) ile Dârülmuallimîn'de (1870) Farsça, Mahrec-i Aklâm'da (1876) Arapça, Mekteb-i Hukuk'ta (1884) edebiyyât-ı Osmâniyye ve ta'lîm-i edebiyyât dersleri verdi. Cerîde-i Havâdis (1872) ve Hakîkat (1876) gazetelerinde başmuharrirlik yaptı. 1890'da Lizbon'da toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne katıldı. 1904'te vefat etti; mezarı Eyüp Sultan Camii civarındadır.

Başlangıçta gazetelerdeki tenkitleriyle dikkati çeken Abdurrahman Süreyyâ, daha çok belâgat konusundaki yazı, kitap ve tartışmalarıyla tanınmıştır. Belâgatla ilgili ilk eseri, Ahmed Cevdet Paşa'nın Belâgat-ı Osmâniyye'sinin ilk cüzünü tenkit için kaleme aldığı Ta'lîkat-ı Belâgat-ı Osmâniyye'dir. Yazarın bu kitabında yaptığı tenkitlere, bir taraftan Cerîde-i Havâdis, Vakit, Tercümân-ı Hakîkat gazetelerinde karşı tenkit ve cevaplar neşredilirken, diğer taraftan da Hall-i Ta'lîkat, Temyîz-i Ta'lîkat, Nazîre-i Ta'lîkat gibi onu tenkit eden bazı eserler yayımlandı. Yazar, kendisine yöneltilen bütün bu tenkitlere Tahlîl-i Hal adlı eserle karşılık verdi. Böylece, daha çok dil hataları etrafında dönen bir tartışmayı başlatmakla kalmayıp tartışmanın merkezî şahsiyeti haline geldi. Abdurrahman Süreyyâ'nın tenkitleri ve ona verilen cevaplar, daha çok Türkçe'de Arapça kelimelerin yerli yerinde kullanılmaması noktasında toplanmakta ve vaktiyle Arap dilinde yapılmış tartışmaları Türk fikir hayatına aktarmaktadır. Bütün bu tartışmalar, onun Arapça'daki derin bilgisini göstermeye yeterlidir. Yine bu münasebetle, Türk yazı hayatında Şinâsi ile başlayan dil tartışmalarında önemli bir dönemin başlatıcısı ve devam ettiricisi olarak da tanınmıştır.

Abdurrahman Süreyyâ'nın gazetelerdeki yazıları dışında çoğu belâgatla ilgili en önemli eserleri şunlardır: 1. Mîzânü'l-belâga (İstanbul 1303). Mekteb-i Hukuk'taki hocalığı sırasında yazdığı bu eser klasik bir belâgat kitabıdır. Fakat yazar daha mukaddimesinden itibaren, bilhassa "meânî" bölümüyle Türkçe'ye mahsus bir belâgat kitabı yazma gayretine girmiş, Arap belâgatını Türkçe tariflerle verme yoluna gitmemiştir. Bu bakımdan eserin belâgat konusuyla uğraşan yazarlar arasında ayrı bir yeri vardır. 2. Sefîne-i Belâgat (İstanbul 1305). Yazarın Mîzânü'l-belâga'yı okuturken sınıfta ilâve ettiği açıklamalardan meydana gelmiştir. Önsözünde, kitabın ikinci kısmının "mîzânü'l hitâbe" olacağına dair bir kayıt varsa da bu kısım muhtemelen neşredilmemiştir. 3. Ta'lîkat-ı Belâgat-ı Osmâniyye (İstanbul 1299). Belâgat-ı Osmâniyye'nin tenkidi olarak kaleme alınmış küçük bir risâledir. 4. Tahlîl-i Hal (İstanbul 1299). Belâgat-ı Osmâniyye'nin tenkidi dolayısıyla yazara verilen cevaplara karşılık olarak yazılmıştır. 5. Mukaddimetü Akvemi'l-mesâlik (İstanbul 1296). Tunuslu Hayreddin Paşa'nın kaleme aldığı, Batı medeniyeti karşısında Osmanlı Devleti'nin ve bütünü ile İslâm dünyasının problemlerini inceleyen Akvemü'l-mesâlik fî marifeti ahvâli'l-memâlik adlı Arapça eserin mukaddimesinin tercümesidir. Cerîde-i Askeriyye ve Hakîkat gazetelerinde tefrika edildikten sonra kitap haline getirilmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun eseri olarak gösterilen Fezâil-i Askeriyye Mustafa Hâmi Paşa'ya, buna mukabil kaynaklarda zikredilmeyen Uhuvvet-i Askeriyye (İstanbul 1298) ise ona aittir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN