Bâyezîd-i Ensârî kimdir ?

Pîr-i Revşen ve Pîr-i Kâmil diye tanınan Bâyezîd'in soyunun, büyük dedeleri Bâyezîd Pârende ve Sirâceddîn-i Ensârî vasıtasıyla ashaptan Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye dayandığı ve bu yüzden el-Ensârî nisbesiyle anıldığı rivayet edilir. Babasının ikinci hanımı olan annesi Eymene (veya Benîn) Hacı Ebû Bekir el-Calendehrî'nin kızıdır.

931'de (1525) annesi Eymene'nin memleketi Calendehr'de doğdu. Doğumunun ilk aylarında babası onu ve annesini Calendehr'de bırakarak kendi memleketi olan Kandehar civarındaki Kaniguram'a döndü. Yedi yaşlarında iken babası annesinden ayrıldığından çocukluğu güç şartlar içinde geçti. Kendisiyle ilgilenmeyen ve eğitim görmesine imkân vermeyen babasının karşı çıkmasına rağmen amcasının oğlu Şeyh İsmâil'e intisap ederek onun yanında bir süre riyâzetle meşgul oldu. Bir ara babasıyla birlikte birkaç ticarî seyahate çıktı. Bu yolculuklarından birinde tanıştığı Süleyman adlı bir İsmâilî dâî*sinin onun düşünce hayatında derin izler bıraktığı söylenir. Bâyezîd'in yogilerle de ilişkisi bulunduğu, onlardan tenâsüh inancını öğrendiği, Hızır ile görüşerek elinden âb-ı hayât içtiği rivayet edilir.

Keşf* yoluyla "pîr-i kâmil" olduğunu iddia eden Bâyezîd gaybdan birtakım sesler işittiğini ve ruhî tekâmülün sekiz mertebesini aştığını öne sürdü. Elli yaşına yaklaştığı sırada artık dinin gereklerini yerine getirme zorunda olmadığına ve ibadetlerin yerine, Hz. Peygamber'den nakledilen bir sözle zikretmenin yeterli olacağına dair bir hitap duyduğunu iddia etti.

Bâyezîd kendisini Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanan, ilâhî sırların hakikatini keşfeden ve devamlı Allah'tan ilham alan bir kimse olarak görmekte, herkesin onu arayıp bulmak ve itaat etmek zorunda olduğunu iddia etmekte ve kendisine itaati Allah'ın resûlüne, dolayısıyla Allah'a itaate denk saymaktaydı. Onun inancına göre mârifet farz-ı ayındır. Çünkü mârifetsiz itaat ve ibadet Allah katında makbul olmaz. Mârifetin elde edilebilmesi için de pîr-i kâmile intisap etmek gereklidir.

Bâyezîd, Allah'ın her yerde hâzır ve nâzır bulunduğu inancından hareketle namazda kıbleye yönelme mecburiyetinin bulunmadığını söylüyordu. Bu ve benzeri düşünceler onun nakilden çok akılla hareket ettiğini gösterir. İslâm esaslarıyla uyuşmayan bu nevi görüşlerini halka yaymaya kalkışan Bâyezîd'e, başta babası olmak üzere pek çok kimse karşı çıktı. Kur'an ve hadisi yanlış bir biçimde yorumlaması ve ilham alan bir mehdî olduğunu iddia etmesi çeşitli tepkilere yol açtı. Onun en büyük hasmı, çağdaşı Ahund Dervîze ile kendisinin üstadı sayılan ve Molla Zengî lakabıyla anılan Hacı Molla Muhammed'dir. Kaynakların verdiği bilgiye göre Ahund Dervîze Mahzenü'l-İslâm ve Tezkiretü'l-ebrâr ve'l-eşrâr adlı eserlerinde onun zındık ve mülhid olduğunu açıkça belirtmektedir. Buna rağmen Bâyezîd zekâsı ve üstün ikna kabiliyeti sayesinde pek çok kimseyi etrafında toplamayı başardı. Yılmadan düşüncelerini yaymaya ve etrafa dâîler göndermeye devam etti. Hind-Türk devletinin hükümdarı Ekber Şah ve Bedahşanlı Mirza Süleyman gibi devlet adamlarına, Hindistan, Belh ve Buhara bölgelerine elçiler gönderdi. Ekber Şah, kendisini ziyarete gelen Bâyezîd'in oğlu Celâleddin'i iyi karşıladı ve onunla bir süre görüştü.

Sayıları artan Revşenîler siyasî bir güç ortaya koymaya kalkışarak Hindistan ile Kâbil arasındaki yolları kapatınca Ekber Şah tarikatın faaliyetlerine karşı çıkmak zorunda kaldı. Bâyezîd'in adamları Hayber Geçidi'nden geçen bir kervanı yağmaladılar, halka eziyet edip ortalığı karıştırdılar. Durumdan haberdar olan Bâyezîd, Peşâver Valisi Mirza Muhammed Hakîm'e bir mektup yazarak özür diledi ve tutuklu bulunan müridlerinin serbest bırakılmasını rica etti. Mirza Muhammed onun bu özrünü kabul etmediği gibi o bölgede bulunan Ma'sûm Han'a bir ferman göndererek Bâyezîd'in yakalanmasını emretti. Ma'sûm Han emrindeki askerlerle Revşenîler'e saldırdı. Bâyezîd bir ara zor duruma düştüyse de sonuçta Ma'sûm Han'ın askerlerini mağlûp ederek Peşâver'e çekilmek zorunda bıraktı. Bâyezîd başlattığı bu silâhlı mücadelenin hâtırasını yaşatmak ve taraftarlarını mücadeleye teşvik etmek için bu savaşa "âgāzpûr" (başlama yeri), savaşa katılanlara da "âgāzpûrî" adını verdi.

Ma'sûm Han bundan sonra Bâyezîd ve adamlarıyla iki yılı aşkın bir süre savaşmak zorunda kaldı. Nihayet askerleri mağlûp olan Bâyezîd Kalepanî'de yorgunluk ve susuzluktan öldü; Haştnagar'a defnedildi. Kaynaklar vefatıyla ilgili biri 1573, diğeri 1581 olmak üzere iki ayrı tarih veriyorlarsa da genellikle kabul edilen tarih 1573'tür.

Bâyezîd'in kurduğu Revşeniyye tarikatının mensupları iç ve dış baskılara mâruz kalarak Hindistan'ın muhtelif bölgelerine yayılmışlar ve bugün tamamen kaybolmuşlardır. Tarikatın esasları, Bâyezîd'in soyundan gelen mensuplarıyla Pakistan'ın Kohat ve Tirah bölgelerinde yaşayan Patanlar'ın bazıları tarafından uygulanmaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN