Ebu Abdullah eş-Şii Kimdir?

Aslen Yemen'in San'a şehrinden olduğu için San'ânî, Basra yahut Kûfe'de pazarı kontrol görevini yürüttüğü için Muhtesib, İsnâaşeriyye mezhebini öğrettiği için Muallim, Kuzey Afrika'da faaliyet gösteren bir Yemenli olması sebebiyle Meşrikī, yünlü ve kaba elbise giymesinden dolayı Sûfî diye de anılır. Başlangıçta Kûfe'de zühd ve takvâ hayatı yaşayan bir sûfî ve önceki mezhebi İsnâaşeriyye'yi öğreten bir muallimdi. Kûfe'de İsmâilî Dâîsi Ebû Ali ed-Dâî'nin komşusu olduğu sırada Ebû Ali'nin damadı ve Mısır Dâîsi Fîrûz'la yakınlık kurdu. Büyük bir ihtimalle, İsnâaşeriyye'nin 260 (873) yılında kaybolan ve ne zaman döneceği bilinmeyen mehdîsine karşılık İsmâiliyye'nin müjdelediği mehdînin çok yakında ortaya çıkacağı iddiaları onun İsmâiliyye'ye geçmesinde önemli bir faktör olmuştur. Ebû Ali ed-Dâî'nin Mısır'a gideceğini öğrenen Ebû Abdullah, ağabeyi Ebü'l-Abbas'la birlikte oraya gitme ve dâî ile beraber olma arzusunu Fîrûz'a bildirdi. İmamla irtibat kuran Fîrûz, bu iki kardeş için gerekli izni alarak onların Mısır'a gitmesini sağladı. Ebü'l-Abbas, Mısır'daki İsmâilî başdâîsi ile Selemiye'de bulunan İmam Habîb el-Mektûm arasında haberleşmeyi sağlamakla görevlendirildi. Ebû Abdullah ise imamın emriyle, Yemen'de İsmâilî da'vetinin yetkili dâîsi Ebü'l-Kāsım İbn Havşeb'in yanına gönderildi. İmam, İbn Havşeb'e yazdığı mektupta kendisine gelen dâî adayını iyi yetiştirmesini isterken Ebû Abdullah'a da İbn Havşeb'e kesin olarak tâbi olmasını emrediyordu. Ebû Abdullah yedi sekiz ay kadar İbn Havşeb'in yanında kaldı. İbn Havşeb ona, Kuzey Afrika'da Hulvânî ve Ebû Süfyân adlı dâîlerin faaliyet gösterdiklerini ve orada uygun bir ortam hazırladıklarını söyleyerek kendisinin de bu bölgede İsmâiliyye'yi yaymakla görevlendirildiğini bildirdi.

Ebû Abdullah eş-Şiî, 279 (892-93) yılının hac mevsiminde Berberî Kutâme kabilesinin hacılarıyla tanışmak üzere Mekke'ye gitti. Daha önce Hulvânî vasıtasıyla Şîa'ya girmiş olan Hureys el-Cümeylî ve Mûsâ b. Mükâd'ın başkanlığındaki Kutâmeli hacıların meclislerine devam etti. Onların Hz. Ali ve evlâdının faziletleri hakkındaki konuşmalarını dinledi. Kendisi de özellikle Ehl-i beyt konusundaki konuşmalarıyla onların hayranlığını kazandı. Mesleğinin Kur'an öğretmek olduğunu, hac dönüşünde Mısır'a giderek orada bir vazife bulmaya çalışacağını söyleyince Berberîler onu memleketlerine davet ederek Kutâme beldesinde yerleşmesini istediler ve kendisine her türlü yardımı yapacaklarını vaad ettiler. Hacdan sonra Mısır'a kadar onlarla birlikte yolculuk yapan Ebû Abdullah, bu esnada Kutâmeliler'den Ağlebîler'le münasebetleri ve bölgede Şîa'nın durumu hakkında gerekli bilgileri öğrendi. Mısır'a gidince onlardan ayrılıp iş arama bahanesiyle bir müddet ortadan kayboldu. Bu sırada elde ettiği bilgileri, Selemiye'ye gidip imama arzedemeyeceği için Mısır'daki nâibi Ebû Ali ed-Dâî'ye ulaştırarak görevi konusunda onu haberdar etti. Ardından da uygun bir iş bulamadığını söyleyerek tekrar Kutâmeliler'e katıldı. 15 Rebîülevvel 280 (4 Haziran 893) tarihinde Kutâme beldelerinden İkcân'a ulaştılar. Ebû Abdullah burada, Sünnî olan Ağlebîler'le aralarındaki kötü ilişkiler yüzünden önemli bir kısmı Şîa'ya meyleden Kutâmeliler tarafından karşılandı. Önce İkcân'da Mağrib ve Endülüs hacılarının buluşma noktası olan Feccülahyâr'da yerleşti. Fakat bir kısım kabilelerin muhalefeti sebebiyle buradan Tazrût'a giderek başlattığı dinî, siyasî ve askerî faaliyetleri sayesinde durumunu sağlamlaştırdı. Bu arada Berberîler'den teşkil ettiği ordu ile bazı fetih hareketlerini başarıyla yürüterek Mîle'yi zaptetti. Kendisinin, daha önce Ebû Süfyân ve Hulvânî tarafından müjdelenen, Şiî devletinin temelini atacak kişi olduğunu ilân ederek gücünü daha da arttırdı. Ağlebî Emîri İbrâhim b. Ahmed, âmillerinden aldığı bilgiye dayanarak önceleri Ebû Abdullah'a önem vermemiş, sadece bazı tehditlerle yetinmişti. Fakat Ebû Abdullah'ın Ağlebîler'e gönderdiği cüretli mektuplar kendisine ulaşınca 287 (900) yılından itibaren İsmâiliyye'yi ortadan kaldırmak için saldırıya geçti. İki büyük saldırıya karşı koyan Ebû Abdullah, hareket merkezini tekrar İkcân'a taşıyarak Ağlebîler'e karşı büyük bir harekât başlattı (290/903). Bu sırada İbrâhim b. Ahmed'in ölmesi ve son Ağlebî hükümdarı Ziyâdetullah'ın zevk ve eğlenceye düşkün bir kişi olması, ayrıca Şiî temayüllü vezirlerinin kendisine yanlış bilgi vermeleri Ebû Abdullah'ın başarısına büyük ölçüde yardımcı oldu.

Ebû Abdullah, bu sırada Selemiye'de bulunan, oradaki karışıklıklardan ve Abbâsî takibatından dolayı rahatsız olan yeni İsmâilî imamı Ubeydullah el-Mehdî'ye bir heyet göndererek onu Kuzey Afrika'ya davet etti. Daveti kabul eden imam, yanına oğlu Kāim'i ve adamlarını alarak tâcir görünümünde Selemiye'den ayrıldı ve Sicilmâse'ye ulaştı. Fakat burada Hâricî fırkasına mensup olan ve o dönemde Abbâsîler'le iyi münasebetler içinde bulunan Benî Midrâr kabilesinin emîri Elyesa' tarafından halifenin isteği üzerine yakalanarak hapsedildi.

Bunun üzerine harekete geçen Ebû Abdullah 293 (906) yılında Satîf ve Billizme'yi ele geçirdi; Dârülmellûl Savaşı'nı kazandı; 296'da (909) Dâru Medyen civarında Ağlebî ordusunu mağlûp etti; Cerîd bölgesinde bulunan Kastîliye ve Kafsa'yı ele geçirdi. Kısa bir süre sonra Kuzey Afrika'da önemli bir stratejik nokta olan Ürbüs'ü zaptedince son Ağlebî hükümdarı Ziyâdetullah, Kayrevan'ın güneyindeki Rakkāde'yi terkederek Mısır'a doğru kaçmaya başladı. Ebû Abdullah eş-Şiî, 29 Cemâziyelâhir 296'da (25 Mart 909) girdiği Rakkāde'de şehir halkına eman verdi. İrat ettiği ilk cuma hutbesinde, üzerinde isim zikredilmeksizin sikke basılmasını ve bir yüzüne "Allah'ın hücceti geldi", diğer yüzüne de "Allah düşmanları mağlûp oldu" ibarelerinin yazılmasını emretti. Bu arada Benî Midrâr Emîri Elyesa'ın Sicilmâse'de hapsedilmiş olan imamı sorguya çektiğini, onun da Ebû Abdullah ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını söylediğini haber alınca süratle Sicilmâse'ye yöneldi. Ubeydullah el-Mehdî'nin öldürülebileceği endişesiyle emîre üç defa elçi göndererek maksadının savaş olmadığını söyledi, fakat her defasında reddedildi. Sicilmâse'ye ulaştığında bir gün süren savaş sonunda Elyesa'ın kuvvetlerini mağlûp ederek Ubeydullah ve oğlu Kāim'i kurtardı. Beklenen imamın geldiğini halka müjdeleyen, bütün siyasî hak ve yetkilerini ona devreden Ebû Abdullah, imamla Sicilmâse'de kırk gün kaldıktan sonra 29 Rebîülâhir 297 (15 Ocak 910) tarihinde birlikte Rakkāde'ye vardılar. Halk, uzun zamandan beri çıkacağı söylenen imamı coşkuyla karşılayarak ona biat etti. Devleti teslim alan Ubeydullah halifeliğini ilân etti. Ebû Abdullah eş-Şiî ve kardeşi Ebü'l-Abbas'a devletin yüksek kademelerinde görev verildi. Fakat bir müddet sonra imamda aradığını bulamayan Ebû Abdullah, kardeşi Ebü'l-Abbas'ın da tahrikleriyle Ubeydullah'ı ortadan kaldırmak için gizli faaliyetlere başladı. Durumdan haberdar olan Ubeydullah onların öldürülmesini emretti. Ebû Abdullah eş-Şiî kardeşiyle birlikte 1 Zilhicce 298'de (31 Temmuz 911) öldürüldü. Bazı İsmâilî kaynakları, Ebü'l-Abbas'ın yerine yanlışlıkla Ebû Abdullah'ın öldürüldüğünü, Ubeydullah'ın buna çok üzüldüğünü, cenaze namazını bizzat kendisinin kıldırdığını kaydeder.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN