Faris eş-Şidyak kimdir?

XIX. asrın ilk yıllarında Cebelilübnan'ın Aşkût köyünde doğdu. Önemli şahsiyetler yetiştiren köklü ve tanınmış bir Mârûnî ailesine mensuptur. İlk öğrenimini köyünde yaptıktan sonra Kisrevân'daki Aynivereka Medresesi'ne girdi ve Arapça'dan başka Süryânîce, mantık, hıristiyan ilâhiyatı okudu; bir yandan da özel olarak Türkçe'ye ve hat sanatına çalıştı. On beş yaşında iken babasının ölümü üzerine, bulunduğu bölgede henüz matbaa işleri fazla gelişmediği için bir süre kitap istinsahı ile uğraştı. Bir ara ticaretle ilgilendiyse de başarılı olamayınca yeniden istinsah işine döndü. Bu sıralarda Amerikalı misyonerlerle tanışarak Mârûnîlik'ten Protestan mezhebine geçen ağabeyi Es'ad'ın Mârûnî rahipleri tarafından işkenceyle öldürülmesi onu çok etkiledi; bu sebeple din adamlarına karşı duyduğu nefreti hemen bütün yazılarında görmek mümkündür. Hatta kendi ifadesine göre daha sonra İslâm dinine girmesinde bu hadisenin de büyük etkisi olmuştur. Bu durumda Lübnan'da barınamayacağını anlayan Fâris, Amerikalı misyonerlerin daveti ve yardımı ile bir süre İskenderiye'de kaldıktan sonra 1826 yılında Malta'ya gitti ve orada İngilizce öğrendi. 1828'de Kahire'ye geçerek burada bir taraftan misyoner okullarında Arapça dersleri verirken bir taraftan da klasik tahsilini tamamlamaya çalıştı ve bu arada el-Veḳāʾiʿu'l-Mıṣriyye gazetesine de yazılar yazdı. Kahire'de iken Suriyeli Mârûnî bir ailenin kızıyla evlendi, bu ilk evliliğinden iki oğlu oldu; bunlardan biri ölmüş, Selîm adındaki oğlu ise yıllar sonra kendisiyle birlikte İstanbul'da haftalık el-Cevâʾib gazetesini çıkarmıştır.

1834'te misyoner matbaasında çalışmak ve öğretmenlik yapmak üzere yeniden Malta'ya gitti. On dört yıl kadar burada kaldıktan sonra şarkiyatçı Samuel Lee'nin başkanlığında yapılan Kitâb-ı Mukaddes tercümesi çalışmalarına katılmak üzere Londra'ya davet edildi. Londra'da bulunduğu zaman zarfında birçok defa Paris'e gidip geldi ve bu seyahatler sırasında Fransızca'sını da geliştirdi; böylece ana dili Arapça'dan başka daha önce öğrendiği Süryânîce, Türkçe ve İngilizce'nin yanında Fransızca'yı da elde etmiş oldu. Bu sırada birinci eşinden ayrılarak bir İngiliz hanımla evlendi.

1846'da Tunus Beyi Ahmed Paşa Fransa'ya gelmiş ve Paris, Marsilya gibi başlıca şehirlerdeki fakirlere büyük ihsanlarda bulunmuştu. O yıllarda Londra'dan tekrar Malta'ya geçmiş olan Fâris eş-Şidyâk, bu tutumundan dolayı beyi övmek amacıyla Kâ'b b. Züheyr'in Hz. Peygamber için söylediği "Bânet Suâd" kasidesini tanzîr eden bir kaside yazdı. Bu şiiri çok beğenen Ahmed Paşa onu Tunus'a davet etti, Tunus'a gelince de ona büyük ilgi ve misafirperverlik gösterdi. Fâris eş-Şidyâk burada İslâm dinine girdiğini açıkladı ve Ahmed adını aldı. Daha sonra er-Râʾidü't-Tûnisî adlı resmî gazeteyi çıkardı, bu gazetede yazılar yazdı. Kırım harbi sırasında Abdülmecid'i öven, Rus çarını yeren bir kaside kaleme alarak padişaha gönderdi. Şiiri beğenen padişah kendisini İstanbul'a davet etti; geldiğinde (1857) törenle ve büyük bir izzet ve ikramla karşılanarak Matbaa-i Âmire musahhihliği yanında Tercüme Odası'nda da görevlendirildi. Fâris eş-Şidyâk 31 Mayıs 1861'de İstanbul'da haftalık el-Cevâʾib gazetesini çıkarmaya başladı. Kısa sürede Osmanlı ülkesi dışında Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Hindistan, Çin, Güneydoğu Asya adaları ve Orta Asya gibi İslâmiyet'in yaygın olduğu ülkelerde geniş etki yapan gazete, müslümanları Osmanlı hükümdarı olan halife etrafında toplanmaya çağırdı. Gazetesiyle Avrupa medeniyetini müslümanlara tanıtmaya çalışan ve gerektiğinde bütün yazıları kendisi yazan Fâris eş-Şidyâk Osmanlı Devleti'nin Araplar'la meskûn vilâyetlerinde büyük bir şöhret kazandı. Son zamanlarında gözü zayıfladığı için gazeteyi oğlu Selîm'e bıraktı; fakat oğlu bu işi fazla devam ettiremedi ve 1884'te yayıma son verdi (geniş bilgi için bk. el-CEVÂİB). Ahmed Fâris eş-Şidyâk, gazetesini çıkarmak için kurduğu aynı adı taşıyan modern matbaada ayrıca birçok Arapça ve Türkçe kitap yayımlamış, büyük bir yeküne ulaşan yayınlarının katalogu basılmıştır.

1886'da Kahire'yi ziyaret eden ve başta hidiv olmak üzere devlet ve ilim adamlarından büyük ilgi gören Fâris eş-Şidyâk 20 Eylül 1887'de İstanbul'da öldü. Vasiyeti üzerine cenazesi Beyrut'a nakledilerek orada defnedildi. Ancak onun ölümü sırasında müslüman mı, hıristiyan mı olduğu ihtilâf konusudur; Luvîs Şeyho'ya göre ölmeden önce Katolikliği seçmişti. Cenazesinin Beyrut'a nakli sırasında hem müslüman hem de hıristiyan din adamları tarafından teşyî edildiği söylenmektedir (Şefîk Cebrî, s. 51).

Fâris eş-Şidyâk Suriye, Mısır, Malta, Tunus ve Avrupa'nın çeşitli yerlerini gezerek buralarda yaşamış ve Batı medeniyetini İslâm dünyasına mukayeseli biçimde tanıtmaya çalışmıştır. Bunu yaparken kendi memleketinde gördüğü eksiklikleri -Fransız yazarı François Rabelais gibi- geniş kelime hazinesiyle dile hâkimiyeti sayesinde alay ederek, güldürerek ve acımasızca tenkit ederek gözler önüne sermiş, bu arada eğitim, öğretim, sosyal meseleler, iktisat, dil, gazetecilik ve matbuat konularında birçok yenilik teklif etmiş ve bunların bir kısmını bizzat kendisi gerçekleştirmiştir. Ancak basında çıkan münazara ve münakaşalarında sert, saldırgan ve çok defa mübalağalı bir üslûp kullanmıştır; bu bakımdan kitaplarında devrinin siyasî, sosyal, dinî ve edebî meseleleri üzerine verdiği bilgileri ihtiyatla karşılamak gerekir. Şahsî hayatında ise geçimsizliğiyle tanınmıştır.

Eserleri. Hayatı, edebî-ilmî şahsiyeti, gazeteciliği ve diğer faaliyetleri hakkında pek çok müstakil çalışma kaleme alınmış olan (bk. bibl.) Fâris eş-Şidyâk'ın elli kadar eserinden otuz beşi basılmıştır; bunlarda ve el-Cevâʾib gazetesinde söz ettiği diğerlerinin ise nerede bulunduğu konusunda birkaçı hariç herhangi bir bilgi yoktur.

A) Sözlükler. 1. el-Lefîf fî külli maʿnen ṭarîf (Malta 1839; İstanbul 1299). Seçilmiş edebî parçalar ihtiva eden eser eş anlamlı kelimelere dairdir. 2. Uṣûlü'l-luġatü'l-ʿArabiyyeti'l-maḥkiyye (London 1856). Arapça sözlüklerin nasıl olması gerektiği hakkındadır. 3. Sırrü'l-leyâl fi'l-ḳalbi ve'l-ibdâl (İstanbul 1284). Arapça kelimelerin etimolojisiyle dil ve dilcilik konularını inceleyen eserin II. cildi basılmamıştır. 4. el-Câsûs ʿale'l-Ḳāmûs (İstanbul 1299). Fîrûzâbâdî'nin (ö. 817/1415) el-Ḳāmûsü'l-muḥîṭ adlı sözlüğünü tenkit maksadıyla yazılmış bir eser olmakla birlikte diğer sözlükleri de ele almakta ve bunların ortak eksikliklerini belirttikten sonra modern bir Arapça sözlüğün nasıl olması gerektiğini anlatarak dil ve sözlükçülük üzerine birçok orijinal görüş ileri sürmektedir.

B) Gramerler. 1. el-Bâkûretü'ş-şehiyye fî naḥvi'l-luġati'l-İngiliziyye (Malta 1836; İstanbul 1299). İngilizce öğretimiyle ilgilidir. 2. el-Muḥâveretü'l-insiyye fi'l-luġateyni'l-ʿArabiyye ve'l-İngiliziyye (Malta 1840; İstanbul 1299). 3. el-Ecvibetü'l-celiyye fi'l-uṣûli'n-naḥviyye (Malta 1841). Arap gramerine dair görüşlerine karşı yapılan tenkitlere cevap mahiyetindedir. 4. es-Senedü'r-râvî fî ṣarfi'l-Fransevî (Grammaire française à l'usage des Arabes, de l'Algérie, de Tunis, du Maroc, de l'Egypte et de la Syrie, Paris 1854). Gustave Dugat ile müştereken yazılmıştır. 5. Ġunyetü'ṭ-ṭâlib ve münyetü'r-râġıb fi'ṣ-ṣarf ve'n-naḥv ve ḥurûfi'l-meʿânî (İstanbul 1289). Arap gramerine dair olan esere Saîd eş-Şertûnî es-Sehmü'ṣ-ṣâʾib adıyla bir reddiye yazmış (Beyrut 1874), Fâris eş-Şidyâk'ın isteğiyle İbrâhim el-Ahdeb ve Yûsuf el-Esîr de ona cevap vermişler, ancak Şertûnî'nin bazı itirazlarının yerinde olduğunu da kabul etmişlerdir. Bu eser Muhammed Şükrî tarafından aynı isimle Türkçe'ye tercüme edilmiştir (İstanbul 1304).

C) Seyahatnâmeler. 1. es-Sâḳ ʿale's-sâḳ fîmâ hüve'l-fâryâḳ (Paris 1855). Dil konularına da temas etmekle birlikte aslında kadınların iyi ve kötü taraflarını göstermek için yazdığını söylediği bu eserde müellif ayrıca özel hayatını ve gezip gördüğü yerlerde başından geçen ilgi çekici olayları, günün siyasî, sosyal, dinî, ilmî ve edebî meselelerini Fransa ve İngiltere'den örnekler vererek anlatmaktadır. Bu yönüyle kitap bir otobiyografi ve seyahatnâme mahiyetinde olmasının dışında medeniyet tarihi açısından da önem taşımaktadır; sonuna ilâve edilen zeyilde ise şarkiyatçılar ve çalışmaları hakkında geniş ve derin tenkitlere yer verilmiştir. Ancak yazarın aklıselime ve tarihî gerçeklere uymayan mübalağalı üslûbundan dolayı anlattığı birçok olayın ihtiyatla karşılanması gerekmektedir. Eser René R. Khawam tarafından Fransızca'ya tercüme edilmiştir (La jambe sur la jambe, Paris 1991). 2. el-Vâsıṭa fî maʿrifeti aḥvâli Malṭa (Tunus 1283; İstanbul 1299). Malta adasının tarihi, coğrafyası ve sosyal durumuyla ilgilidir. 3. Eḥâsinü'l-maḳāl fî meḥâsini ehli'ş-şimâl (İstanbul 1871). Almanya'ya yaptığı geziler hakkındadır. 4. Keşfü'l-müḫabbâ ʿan fünûni Ûrûbbâ (İstanbul 1299). Avrupa'ya, özellikle İngiltere ve Fransa'ya yaptığı gezileri anlatmaktadır.

D) Tenkide Dair Eserler. 1. Taḫṭıʾetü Matrân et-Tütüncî (Malta 1843). 2. Taṣvîbü sihâmi't-taġlîṭ ʿalâ Ḳuṭri'l-muḥîṭ (İstanbul 1288). 3. Ṣavtü'r-redîf fî şiʿri'ş-Şeyḫ Nâṣîf (İstanbul 1288). 4. Hevâdi't-teʾlîf fî taḫṭıʾeti İbrâhîm b. Nâṣîf (İstanbul 1288).

E) Çeşitli Konulara Dair Çalışmalar. 1. Ḫaberiyyetü Esʿad eş-Şidyâḳ (Malta 1833). Ağabeyi Es'ad'ın Protestan mezhebine geçmesinden dolayı Mârûnî din adamlarından gördüğü eziyetleri, onların iç yüzünü, cehaletlerini ve mezhep taassuplarını anlatan bir eserdir. 2. Ṣalîbü Mesîḥ (Malta 1836). Hıristiyanlara ait ilâhiler mecmuası niteliğindedir. 3. Muḳaddimetü Dîvâni Aḥmed Fâris (İstanbul 1277). Neşrini düşündüğü divanı münasebetiyle şiir hakkındaki görüşlerine yer verdiği bir eserdir. 4. Mecmûʿatü Veledi'l-Cevâʾib (İstanbul 1288). el-Cevâʾib'den ayrı ve Türkçe olarak çıkardığı Veledü'l-Cevâʾib adlı gazetede yayımlanan yazılarından seçmeleri ihtiva etmektedir. 5. Kenzü'r-reġāʾib fî münteḫabâti'l-Cevâʾib (I-VII, İstanbul 1288-1298). el-Cevâʾib gazetesinde yayımlanan makalelerinden seçmelerdir. 6. el-Maḳāmetü'l-baḫşîşiyye (Cezair 1895). 7. Felsefetü't-terbiye ve'l-edeb (baskı yeri ve tarihi belli değil).

F) Tercümeler. 1. el-Kenzü'l-muḫtâr fî keşfi'l-arâżî ve'l-biḥâr (Malta 1833). 2. Târîḫu'l-kenîse ʿalâ vechi'l-iḫtiṣar (Malta 1839). 3. Kitâbü'ṣ-Ṣalavâti'l-ʿâmme maʿa Mezâmîri Dâvûd (Malta 1840). 4. Şerḥu ṭabâʾiʿi'l-ḥayevân (Malta 1841). W. F. Mair'den yaptığı zoolojiye dair bir tercümedir. 5. Kitâbü'ṣ-Ṣalâti'l-ʿâmme ve icrâʾi's-sırrîn ve'ṭ-ṭuḳūsi'l-kenîsiyye (London 1850). Kilisede icra edilen âyinler hakkındadır. 6. el-ʿAhdü'l-cedîd (London 1851). 7. el-ʿAhdâni'l-ʿAtîḳ ve'l-Cedîd (London 1857). 8. Mecelletü'l-aḥkâmi'l-ʿadliyye (İstanbul 1286). Mecelle'nin Arapça'ya tercümesidir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN