Feraizcizade Mehmed Şakir hayatı...

Bursa'da doğdu. Aslen Buharalı bir aileden olan Ferâizcizâde Hacı Hasib Efendi'nin oğludur. Özel öğrenim görerek sağlam bir Doğu kültürüyle yetişti. Küçük yaşta öğrendiği Fransızca sayesinde de Batı kültürünü doğrudan tanıma imkânı buldu. Genç sayılabilecek yaşlarda Maliye Hazîne-i Celîlesi Mühimme Kalemi ve Hüdâvendigâr vilâyetinde Tahrîr-i Emlâk ve Tahrîrat kaleminde mülâzemet görevi yaptı. 1867'de yine mülâzemetle Hüdâvendigâr Mektûbî Kalemi'ne girdi. 1872 yılında Hüdâvendigâr Vilâyeti Matbaası muharrir-i sânîliğine, 1877'de aynı matbaanın müdürlüğüne getirildi. Bir süre sonra müdürlükten, 1888'de de muharrirlik görevinden ayrıldı; Bursa İdâdîsi'nde edebiyat ve ahlâk dersleri hocalığı yaptı (1892-1896).

Ferâizcizâde uzun müddet sürdürdüğü Mektûbî Kalemi mümeyyizliğinden bazı önemli evrakın korunamamasına sebep olduğu gerekçesiyle 1899'da azledildi. Bunun üzerine soruşturma açılması için Şûrâ-yı Devlet'e başvurdu. Yapılan inceleme sonunda evrakın önemli olmadığı anlaşılınca 1904'te Kırkkilise sancağı tahrirat müdürlüğüne tayin edildi. Bir süre Lüleburgaz âşâr ihale memurluğunda bulundu; daha sonra gönderildiği Tırnova âşâr ihale memurluğunda da bir yıl kadar görev yaptı.

Kırkkilise'de iken "muâmelât-ı rûzmerre"yi vaktinde çıkaramadığı için 27 Mart 1911'de Niğde sancağı tahrirat müdürlüğüne gönderildi. Ancak mâzereti dolayısıyla bu göreve gidemeyeceğini bildirince 31 Mayıs 1911'de azledildi, kısa bir süre sonra da Bursa'da öldü (1911). Memuriyetleri sırasında bazı kişilerle ters düşmesine ve başarısız gösterilmesine rağmen bilhassa Lüleburgaz'da âşâr ihalesi görevindeki başarısı takdir edilen Ferâizcizâde'ye sırasıyla sâlise rütbesi, sâniye sınıf-ı mütemâyize rütbesi ve dördüncü rütbeden Mecîdî nişanı verilmiştir.

Resmî görevi yanında Bursa'da Ferâizcizâde Matbaası adıyla özel bir matbaa kuran Mehmed Şâkir, bu şehirde yayımlanmış ilk dergi olan Nilüfer (1886-1891) ile Gündoğdu (1894) adlı mecmuaları çıkarmıştır. Nilüfer dergisindeki yazılarında dönemin diğer yazarları gibi daha çok Batı ile Doğu arasında bir denge kurmaya çalışan Ferâizcizâde burada Arap ve Acem atasözlerinden çeviriler, İslâmiyet'le ilgili hikâye ve kıssalar, astronomi ve sanayi üzerine makaleler, Batı dillerinden çeşitli tercümeler ve tiyatro incelemeleri yayımlamış, Gündoğdu'da ise "dilde tasfiyeciIik" görüşüne uygun bir anlayışla kaleme aldığı incelemelere yer vermiştir.

Ferâizcizâde gerek yaşadığı dönemde gerekse günümüzde fazla bir şöhrete sahip olmamakla beraber sade Türkçe'si ve sağlam tiyatro anlayışıyla günümüz sahnelerinde de rahatça oynanabilecek bazı oyunlar yazmıştır. Ancak bu oyunların o zamanlar sahnelenip sahnelenmediği konusunda henüz kesin bilgiler mevcut değildir. Ferâizcizâde, Ahmed Vefik Paşa'ya Bursa valiliği yıllarında (1879-1882) tiyatro çalışmalarında yardım etmiş, Bursa'daki Fasulyeciyan Kumpanyası mensuplarına diksiyon ve edebiyat dersleri vermiştir.

Eserlerinde geleneksel komedi anlayışıyla Batı türü komedi arasında tutarlı bir denge kurmaya çalışan Ferâizcizâde yerli bir doku içinde yerli gelenek ve kişilere uygun örnekler vermiş, Osmanlı toplumunu ve insanını inceleyip eleştirmiştir. Metin And, onun bu yönüyle Tanzimat tiyatrosunun komedi alanındaki en başarılı eserlerini ortaya koyduğunu söyler. Bütün oyunlarında "sahne" terimi yerine "ma'raz", "perde" yerine "fasıl", "meclis" yerine ise "bâb" terimlerini kullanmış, ayrıca konuşmaların çeşitlerini birtakım işaretlerle göstermiştir.

Eserleri. 1. İnatçı yahut Çöpçatan (Bursa 1301). Olaylar dizisi ve eserdeki entrikalar yer yer Molière'in Scapin'in Dolapları adlı eserini hatırlatmaktadır. Oyunun olay örgüsünü, inat yüzünden ortaya çıkan meselelerin bir çöpçatan tarafından çözülmesi oluşturur. 2. Evhâmî (Bursa 1301). Eserdeki olaylar ve kişiler büyük ölçüde Molière'in Hastalık Hastası adlı eserindeki olaylara ve tiplere benzemektedir. Oyundaki vak'a örgüsünü, sağlığına düşkün olan eserin baş kahramanı Evhâmî'yi bir dolandırıcının sömürmesi teşkil eder. 3. İ'câb-ı Gurûr yahut İnkılâb-ı Mahabbet (Bursa 1301). İlk dönem Tanzimat yazarlarının "toplum için sanat" anlayışı doğrultusunda yazılan komedide oyunun kahramanları, ölen cimri bir babanın mirasına konan anne ile oğuldur. Mirasa hak kazanan anne ve oğul zamanla şımarır, dostlarını küçümseyip onlara daha önce gösterdikleri ilgiyi göstermez olurlar. Fakat bir ihmal sonucu mirası kaybederek tekrar yoksul duruma düşerler. Onları bu zor durumdan, delikanlının zengin olunca nikâhlanmak istemediği sözlüsünün babası kurtarır. 4. Teehhül yahut İlk Gözağrısı (Bursa 1302). Oyunun baş kahramanı, kendisini İstanbul'un "teehhül nâzırı" sayan çöpçatan bir kadındır. 5. Kırk Yalan Köse (Bursa 1302). Oyunda iki yüzlü Mâhir'in, saf fakat para hırsıyla dolu Sâfî ile Aşkī'nin ve hayatını kendi imkânları içinde sürdürmeyi kabul eden sağduyu sahibi Sıtkıye'nin psikolojik durumları etkili bir biçimde anlatılır. Eserin sağlam bir tekniği, sade bir dili ve fazlaca romanesk tarafları vardır. 6. Yalan Tükendi (Bursa 1302). Kırk Yalan Köse'nin devamıdır. Riyakârlığın çarpıcı bir şekilde işlendiği bu son iki eserde Molière'in Tartuffe'ünün büyük ölçüde etkisi vardır. Her iki eser de birçok yönden töre komedisine benzemektedir. 7. Zavallı Gilbert yahut Bir Mahkûmun Zevcesi (İstanbul 1307). Başarısız bir melodram olan bu eserde olaylar Paris'te iki iş ortağı arasında geçer. Metin And bu oyunun Ferâizcizâde'ye ait olmadığı görüşündedir (TDl., sy. 228 [1970], s. 442). 8. Persenk. 1310'da (1894) Bursa'da kaleme alınan eser yazma halinde olup 163 büyük varaktır (Millet Ktp., Ali Emîrî, Sözlük, nr. 128). Yazar bu eserinde Türk dilinin Arapça ve Farsça'dan üstün olduğunu, hatta bütün dillerin Türkçe'den doğduğunu ileri sürmektedir. II. Abdülhamid'e sunulan Persenk iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm "Persenk", ikinci bölüm, sayfa kenarlarındaki açıklamalardan oluşan "Türk Dilinin Lisân-ı Âdemî-Menşe Zeban Olduğuna Dair Persenk Açıklaması" başlığını taşımaktadır. Eserin ilk sayfasında da Persenk, Sarf-ı Lisân-ı Osmânî Şükûfenisâr-ı Zebân-ı Umûmî ismi yer almaktadır. Ferâizcizâde'nin, "Cenâb-ı Hakk'ın cennette Hz. Âdem'e öğrettiği isimlerin Türk lisanı üzre olduğunu" ve "elsine-i umûmiyyenin bundan çıkarıldığını Persenk'i karıştırır karıştırmaz keşfettiğini" söylediği bu kitabı, Cumhuriyet'ten sonra (1935 yılında) Türkçe'nin, diğer bütün dillerin kendisinden doğduğu bir ana dil olduğunu savunan "Güneş-Dil teorisi"ne bir anlamda zemin hazırlayan çalışmalardan biridir. Persenk'in asıl nüshasından başka Dehrî Dilçin tarafından istinsah edilen diğer bir nüshası da Türk Dil Kurumu Kütüphanesi'ndedir (A/244, iki cilt).

Ferâizcizâde'nin oyunlarındaki belirgin Molière etkisi, daha çok onun Bursa'da vali olan Ahmed Vefik Paşa'nın yanında bulunmasına bağlanmaktadır. Ahmed Vefik Paşa Bursa'da kaldığı süre içinde bir tiyatro kurarak burada sık sık Molière'in oyunlarını sahneler. Bu oyunlardan etkilenen Ferâizcizâde'nin eserlerini Ahmed Vefik'in Bursa'dan ayrıldığı tarihten sonra yazması da onun uyandırdığı Molière sevgisinin devam ettirilmesi isteğinden kaynaklanmış olmalıdır. Molière etkisi dolayısıyla Ferâizcizâde oyunlarında mahallî dili, yerli malzemeyi, geleneksel hayat tarzını başarılı bir şekilde kullanmıştır. Ancak yazarın oyunları dil, üslûp ve kurgu bakımından yazıldığı döneme göre dikkate değer sayılsa bile bu oyunların konu bakımından güçlü oldukları söylenemez.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN