Gabriel Albert-Louis Kimdir?

2 Ağustos 1883'te Haute Marne ilinin Cerizières kasabasında tanınmış bir mimar babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Aksi yöndeki ısrarlara rağmen baba mesleğini seçerek Paris'te Ecole nationale des beaux-arts'da mimarlık okurken bir taraftan da Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne devam etti. Böylece her ikisinden de mezun oldu ve meslek hayatının ilk yıllarında çeşitli başarılar elde ederek 1903'te l'Académie des beaux-arts'ın Jean Leclaire ödülünü aldı. 1908-1911 kazı mevsimlerinde merkezi Atina'da bulunan Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nün Delos adasında sürdürdüğü çalışmalara mimar olarak katıldı ve ortaya çıkarılan Helenistik çağa ait evlerin plan, rölöve ve süslemelerini çizdi. Bu desenler 1911 yılında Paris'te sergilendi ve ona ikincilik madalyası kazandırdı.

Gabriel İstanbul'a ilk defa 1908'de gitti; fakat Türk mimarlık sanatı ile ancak üç yıl sonra Osmanlı idaresinden çıkmak üzere olan Rodos'ta yakından temas kurdu. Burada, Saint Jean şövalyelerinin yaptırdığı kale ile şehir içindeki çeşitli mimari eserler üzerinde çalışmalar yaptı ve adanın İtalyanlar tarafından 4 Mayıs 1912'de işgal edilmesi üzerine La Revue socialiste dergisinde Türkler'in tarafını tutan makaleler yayımladı (XXVIII/334 [Paris 1912], s. 413-421; XXX/349 [1914], s. 18-28). I. Dünya Savaşı başladığında Fransız deniz kuvvetlerinde tercüman yedek subay olarak görevlendirildi ve bir ara Meis adası açıklarından Anadolu kıyılarını top ateşine tutan gemide bulundu. Savaştan sonra tekrar çalışmalarına döndü ve 1921'de Sorbonne Üniversitesi'nde kabul edilen Rodos'un surlarına dair teziyle doktor unvanını aldı. Paris'te 1921-1923 yıllarında genişleterek iki cilt halinde ve La Cité de Rhodes, DCCCX-MDXII adı altında yayımladığı bu tezde pek çok resim, çizim ve levha bulunmakta, I. ciltte şehrin topografyası ile askerî yapıları, II. ciltte ise sivil ve dinî mimari eserleri yer almaktadır. Gabriel, Rodos'taki Saint Jean şövalyelerine ait eserler üzerine çalışırken bir taraftan da o dönemde Fransızlar'a mahsus olan hanın (Auberge de France) restorasyon işlerini yürütmüş ve Türkler tarafından ev olarak kullanılan bu tarihî yapıyı 1921'de eski haline dönüştürmüştür. Ancak eser II. Dünya Savaşı sırasında hasara uğramış ve 1946-1950 yılları arasında yine Gabriel tarafından onarılmıştır. Paris'te 1923 Fransız sanatçıları sergisinde teşhir edilen Rodos rölöveleri, kendisine birincilik madalyasından başka Güzel Sanatlar Akademisi'nin Louis Fould ödülünü de kazandırdı.

Gabriel, 1919-1920 yıllarında Mısır'da Arap müzesi müdürü Ali Behçet Bey ile birlikte Fustat kazılarında bulundu. Bu kazı çalışmalarına ve Mısır'da Arap evinin menşeine dair yaptığı araştırmayı (Les fouilles d'al-Foustat et les origines de la maison arabe en Egypte, Paris 1921) Sorbonne Üniversitesi'ne ikinci bir tez olarak sundu ve daha sonra da genişleterek Les fouilles d'al Foustat adı altında Ali Behçet Bey ile birlikte tekrar yayımladı (Kahire 1927).

Hocalık hayatı 1923'te Caen Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde sanat tarihi doçenti olmasıyla başlayan Gabriel, 1925'te Strasbourg Üniversitesi'nde profesörlüğe getirildi ve aynı yıl Fransız idaresi altında bulunan Suriye'de inceleme gezileri yaptı, ayrıca Palmira'da çalıştı. 1926'da Dârülfünun'da görev alarak arkeoloji ve sanat tarihi dersleri vermek üzere İstanbul'a geldi ve 1930'a kadar burada kaldı. Bu arada öğretim faaliyetinin dışında Maarif Vekâleti tarafından Anadolu'daki Türk mimari eserlerinin araştırılıp incelenmesiyle görevlendirildi; 1926'dan II. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar bazı kesintilerle birlikte çeşitli bölgelerdeki çalışmalarını sürdürdü.

Gabriel, Fransız hükümetinin öteden beri İstanbul'da kurmayı tasarladığı Atina veya Roma'dakinin benzeri bir arkeoloji enstitüsü fikrini destekliyordu. 1895'ten beri Ruslar'ın İstanbul'da böyle bir kurumları vardı; Macarlar da 1917'de bunun bir benzerini açmış, fakat ertesi yıl kapatmak zorunda kalmışlardı. Fransız hükümeti I. Dünya Savaşı'nın ardından bu konuda girişimde bulunduysa da bir netice elde edemedi. Bu arada Almanlar, merkezi Berlin'de olan Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün İstanbul şubesini kurmuş ve 1930 başında mükemmel kütüphanesiyle birlikte faaliyete geçirmişlerdi. Aynı yılın sonlarına doğru Fransız Enstitüsü de Gabriel'in gayreti ve elçi Charles de Chambrun'un yardımıyla Beyoğlu'ndaki eski Fransız elçilik binasının bir bölümünde kuruldu ve Türk hükümetinin izniyle 1 Şubat 1931'de resmen açıldı. Türk hükümeti bu enstitünün Türk ve Türkiye tarihi, arkeolojisi, sanat tarihi, coğrafyası, jeolojisi, edebiyatı üzerinde araştırmalar yapmasını ve yayınlarda bulunmasını öngörmüştü. Enstitünün müdürlüğüne getirilen ve 1941'e kadar görevini sürdüren Gabriel bu programa tamamen sadık kalmış ve şahsen uygulayıcısı olmuştur. 1941'de yurduna döndü; savaştan sonra 1946'da tekrar enstitünün başına geçti ve emekli oluncaya kadar görevine devam etti. Ancak bu ikinci safhada mayısta İstanbul'a geliyor ve burada sadece birkaç ay kalıyordu. 1956'da yerine getirilen ünlü Antikçağ kitâbeleri uzmanı Louis Robert ilk günden itibaren enstitünün kurucusuna karşı cephe aldı ve onun kendi eseri olan bu müessesede çalışmasına fırsat vermedi.

1941'de Fransa'ya döndüğünde bağımsız bir üniversite durumunda olan Collège de France'ta İslâm-Doğu sanatları tarihi profesörlüğüne tayin edilen Gabriel burada emekliye ayrıldığı 1953 yılına kadar ders verdi ve bu arada Türkiye'de iken topladığı bazı malzemeyi de işleyerek kitap haline getirdi. 1956'da da İstanbul Arkeoloji Enstitüsü'nden emekli oldu ve Louis Robert'in tutumu yüzünden Fransa'ya dönmek zorunda kaldı; ömrünün son on altı yılını İsviçre sınırı yakınındaki küçük Bar-sur-Aube kasabasında geçirdi. 23 Aralık 1972 günü öldüğünde bu kasabada toprağa verildi. Ölümünden sonra evlâtlığına kalmış olan eski resimler, çeşitli hâtıralar, tablolar, pek çok rölöve ile zengin kütüphanenin bugünkü durumu bilinmemektedir.

Gabriel, 1930-1956 yılları arasında İstanbul Üniversitesi'nde konferanslar vermiş, 1952'de Edebiyat Fakültesi'nde bir dizi serbest ders yapmış, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde de yine sanat tarihi okutmuştur. Bunların dışında 1934'te Cenevre Müzesi'nde, 1936'da Belgrad ve Zagreb üniversitelerinde, 1950'de Brüksel Üniversitesi ile Güzel Sanatlar Akademisi'nde ve aynı yıl Amsterdam Üniversitesi'nde Türk sanatıyla ilgili konferansları olmuştur. 1932'de Alman Arkeoloji Enstitüsü aslî üyesi, 1933'te Fransız Akademisi muhabir üyesi, 1940'ta Türk Tarih Kurumu şeref üyesi ve 1960'ta Belçika Kraliyet Akademisi şeref üyesi seçilen Gabriel'e, Ankara Üniversitesi şeref profesörlüğü ve İstanbul Üniversitesi şeref doktorluğu pâyeleriyle İstanbul ve Bursa şehirlerinin fahrî hemşerilikleri verilmiş, Fransa hükümeti tarafından da kendisine Chevalier rütbesinde Légion d'Honneur nişanı takılmıştır.

Henüz bir Osmanlı şehri iken Rodos'ta Türk medeniyetiyle temas eden Gabriel'in bu medeniyete olan yakın ilgisi, 1926'da İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi öğretim üyeliğine getirilmesinden itibaren başladı. 1926 yılı Ocak-Haziran aylarında hazırladığı İstanbul camileri hakkındaki makalesi ("Les mosquées de Constantinople", Syria, VIII [Paris 1926], s. 353-419, lv. LXXII-LXXVIII) bu konuda kaleme aldığı ilk tipoloji denemesidir. Bu çalışması münasebetiyle camilerden bazılarının yeni planlarını çizmiş, bazıları için de vaktiyle C. Gurlitt'in Dresden Teknik Üniversitesi öğrencilerine çizdirdiği planları düzelterek kullanmıştır. Böylece İstanbul'dan otuz, Eyüp'ten beş, Galata'dan üç ve Üsküdar'dan dört cami olmak üzere toplam kırk iki camiyi içine alan denemesini meydana getirmiştir. Bu önemli makalesinde camileri mimari özelliklerine göre altı ana tipte toplamıştır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde muhafaza edilen Matrakçı Nasuh'un 944 (1537-38) tarihli Beyân-ı Menâzil-i Irâkeyn adlı eserinin minyatürlerine dair araştırması ("Les étapes d'une campagne dans les deux Irak, d'après un manuscrit turc du XVIe siècle", a.g.e., IX [1928], s. 328-349, lv. LXXIV-LXXXIV) İstanbul'da yaptığı çalışmaların ikincisidir. Gabriel, özellikle bu yazmadaki İstanbul ve Galata manzaralarını inceleyerek bunları topografya bakımından değerlendirmiş, ayrıca ilgi çekici bir usulle, ressamın İstanbul'u hangi açılardan gördüğünü araştırıp minyatürde gösterilen yapıları teşhise gayret etmiştir. Anadolu'daki Türk eserlerine dair olan yazısında ("Les antiquités turcs d'Anatolie", a.g.e., X [1929], s. 257-270, lv. XLVII-L) bu topraklardaki eserlerin bolluğuna dikkati çekiyor ve Kütahya, Afyonkarahisar, Akşehir, Karaman, Adana, Tarsus, Mut gibi yerlerde bulunan pek çok anıtın rölövelerini hazırladığını bildiriyordu; ancak bu malzemeyi hiçbir vakit kullanmamıştır.

Gabriel Dârülfünun'daki öğretim üyeliği sırasında, o yıllarda Türk kültür hayatının en önemli yayın organı olan Hayat Mecmuası'nda 1927-1928'de Türk sanat tarihiyle ilgili çeşitli makaleler yayımlamış (sy. 40, 54, 59, 71, 82), aynı yıllarda Anadolu dışındaki İslâm sanatına dair tek makalesi olan "Kasr-el Heir"i kaleme almıştır (a.g.e., VIII [1927], s. 302-329, lv. LXXXVI-XCIV). 1925'te ancak silâhlı kuvvetlerin yardımı ile yapabildiği bu araştırmada, bir vakitler mâmur ve verimli olan şimdiki çorak ve ıssız yerlerde biri belki V veya VI. yüzyılda, diğeri ise kuvvetli ihtimalle 110 (728) yılında Emevîler'den Hişâm döneminde yapılmış iki müstahkem kasrın harabeleriyle 9 km. boyunca uzanan çok büyük bir sunî gölün duvarlarını tesbit etmiştir. Gabriel'in bundan sonra sadece bir iki konuda Anadolu dışındaki eserlere dair yayını olmuştur. Bunlardan biri, 1934'te İsfahan'da geçirdiği bir hafta içinde incelediği İsfahan Cuma Camii hakkındadır ("Le Mesdjid - Djuma d'Isfahan", Ars Islamica, II [Michigan 1935], s. 7-44). Bu etraflı makalede, aslı Abbâsîler döneminde inşa edilmiş olmakla beraber Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından yeniden yaptırılan ve XIV-XV. yüzyıllarda Safevîler'ce genişletilen İran'daki bu önemli İslâm eserini güzel fotoğraflar ve zarif desenlerle birlikte takdim eder. Gabriel'in yerli ve yabancı ilmî dergilerde yayımladığı Türk sanatıyla ilgili dikkate değer makalelerin bazıları şunlardır: Mardin ve Diyarbakır illerindeki inceleme gezisinin raporu (Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, I [Ankara 1933], s. 134-149); Mardin'in 15 km. güneybatısındaki Düneysir'de bulunan ulucaminin sanat tarihindeki yerini belirlediği araştırması ("Dunaysir", Ars Islamica, IV [1937], s. 352-362); Bursa'da Hüdâvendigâr Camii ("Bursa'da Murad I Camii ve Osmanlı Mimarisinin Menşei Meselesi", VD, II [1942], s. 37-43, Fransızca'sı s. 49-57 ve 9 levha); Türk mimarisinde kubbenin önemini açıklayıp bunun bir Selçuklu buluşu olduğunu savunduğu Artuklu cami ve medreseleri hakkındaki yazısı ("Mosquées et médressés ortokides", Halil Edhem Hatıra Kitabı-In Memoriam Halil Edhem, [Ankara 1947], I, 211-228 ve 5 levha).

İstanbul Dârülfünunu'nda çalıştığı yıllarda Gabriel, Maarif Vekâleti'nin görevlendirmesiyle 1927 sonbaharından itibaren Anadolu'daki Türk eserlerini incelemeye girişti. Bu çalışmaları sırasında yanında, 1927'de İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi müdürü Fehmi Ethem (Karatay), 1928 ilkbaharında eski eserler genel müfettişi Aziz (Ogan) ve aynı yılın sonbaharında da Ahmet Tevhid beyler bulundu. Çalışmaların toplandığı I. cilt Kayseri ve Niğde, üç yıl sonra basılan II. cilt ise Amasya, Tokat ve Sivas illerini içine alıyordu (Monuments Turcs d'Anatolie, I, Kayseri-Niğde, Paris 1931; II, Amasya-Tokat et Sivas, Paris 1934). Büyük boydaki bu kitaplarda önce her şehrin tarihçesini özetlemiş, arkasından buradaki eserlerin bir listesini verdikten sonra kendi değerlendirme ölçüsüne göre bu yapılar arasından bir seçme yaparak bunların üzerinde durmuş ve başlıca mimari özelliklerini tesbit edip eserleri tarihlendirmiştir. Bu arada şehirlerin dışındaki küçük köy ve kasabalarla yol üzerinde bulunan bazı eserlerden de önemli gördüklerini tanıtmıştır. Bu çalışmalar sırasında kitâbeler Mübarek Galip, Ahmet Tevhid, İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), Mehmet Behçet beylerden alınarak Tevhid Bey tarafından gözden geçirilip tercüme edilmiş, Fehmi Bey tarafından da kendisine haberdar olmadığı Türkçe yayınlardan faydalanma imkânı sağlanmıştır. Gabriel, o yıllarda çoğu son derece harap ve bakımsız halde bulunan bu yapıların plan, kesit ve ayrıntılarını çizmiş, ayrıca bunların mâmur görünüşlerini aksettiren desenler de yapmıştır. Anadolu'da Türk eserlerinin birçoğu Gabriel'in bu kitapları sayesinde bilim adına kazanılmış, âdeta "keşfedilmiştir." Gabriel bu büyük çalışmasının diğer ciltlerinde, başta Konya olmak üzere öteki Türk sanat merkezlerini işlemeyi tasarlamıştı; fakat bu program gerçekleşmedi. Sadece Türkiye'nin doğu taraflarıyla ilgili olarak öbür ciltlere benzeyen bir eser yayımladı (Voyages archéologiques dans la Turquie Orientale: Mardin-Diyarbekir-provinces au-delà du Tigre, Harput, Malatya, Urfa, I-II, Paris 1940). Müellif kitabın önsözünde, bazı güçlükler yüzünden önceki ciltlerdeki programı bu bölgede aynen uygulayamadığını belirtir. Kitâbelerin okunmasında bu defa J. Sauvaget'den faydalanıldı ve metin cildinin sonunda tamamının kopyaları Fransızca tercümeleriyle birlikte verildi. Bu büyük incelemeyi teşkil eden malzeme 1932 yılı Nisan-Mayıs ve Ekim-Kasım aylarında toplanmış ve ilk gezide Mardin-Düneysir-Diyarbakır, Hasankeyf (Hısnıkeyfâ), Dârâ, Nusaybin, Harran ve Urfa'da; ikinci gezide ise Mardin-Diyarbakır, Garzan, Bitlis, Ahlat, Bitlis-Batman Suyu, Silvan-Diyarbakır-Harput-Mardin-Hasankeyf-Düneysir-Nusaybin arasında dolaşılmıştır. Önsözde, çok zor şartlar altında yapılan bu çalışmalarda elde edilen malzemenin eksiklik ve hataları olabileceğini önceden kabullenen Gabriel ileride yapılacak daha etraflı çalışmaların, hazırlanacak monografilerin bunları düzeltip tamamlayacağına inandığını belirtir. Aynı şekilde öncekilere benzeyen bu büyük boydaki kitapta da planlar, kesitler, detay desenleri ve restitüsyonlar yer almaktadır.

Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie'de tarihî Türk şehirlerindeki Osmanlı dönemi eserlerine fazla önem vermemiş, sadece Amasya'da bunlar üzerinde biraz durmuştur. 1940'a kadar, o sıralarda henüz bütün güzelliğini koruyabilmiş olan Bursa'da ise yalnız Osmanlı eserleri üzerinde çalışma imkânı buldu. Bu çalışmalarda kendisine başta A. Saim Ülgen olmak üzere bakanlıkça görevlendirilen bazı genç mimarlar yardım ettiler. Bursa hakkındaki bu büyük eseri (Une capitale turque Brousse - Bursa, Paris 1958, 2 cilt) sebebiyle kendisine şehrin fahrî hemşeriliği verildi (1955). Bu kitapta Bursa'nın tarihi anlatılmış, kalesi, sarayı, camileri, bedesteni, çarşısı, hanları, tekkeleri, türbeleri, hamam ve kaplıcaları ile bazı evleri tasvir edilerek bunların desen, plan, kesit ve fotoğrafları verilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN