Gıyâseddin Tuğluk kimdir ?

Babası Horasan'dan göç edip Hindistan'a yerleşen Karavna (Karauna) Türkleri'nden, annesi bir Hindu ailesindendir. İbn Battûta, Karavna Türkleri'nin VII. (XIII.) yüzyılda Afganistan ile Sind arasındaki dağlık bölgelerde yaşadıklarını söyler.

Halacîler'den Alâeddin Muhammed Şah zamanında (1296-1316) orduya giren Gıyâseddin Tuğluk, sultanın kardeşi Uluğ Han Elmas tarafından önce yaya, sonra da atlı sınıfına kabul edildi. Kısa zamanda kendini göstererek mîrâhurluğa yükseldi. Bu sırada Halacîler buhranlı günler yaşamaktaydılar. Zira Afganistan'dan Sind ve Pencap'a inen Moğol orduları her yeri yakıp yıkıyor ve fırsat buldukça Delhi'ye doğru akınlar düzenliyorlardı. Tuğluk bu dönemde onlarla mücadeleye girdi ve büyük başarılar kazandı. Dipâlpûr valiliğine tayin edilince (1315) Moğol tehdidini önledi. Hatta Afgan geçitlerini aşıp baskınlar düzenleyerek onlara ağır kayıplar verdirdi. Bu başarısı ona büyük itibar kazandırdı ve Sind'de Melik Gazi unvanıyla üne kavuştu. İbn Battûta, Mültan'da bir caminin mahfilindeki kitâbede, "Ben yirmi dokuz defa Tatarlar ile savaşarak onları yendim ve o zaman Melik Gazi adını aldım" yazısını gördüğünü kaydeder.

Melik Gazi Tuğluk, Halacîler'den Kutbüddin Mübârek Şah döneminde de (1316-1320) aynı görevde kaldı. Kutbüddin Mübârek Şah'ı öldürtenler arasında bulunan Hindu asıllı mühtedi Hüsrev Han'ın tahtı ele geçirip tekrar Hindu geleneklerini yerleştirmeye çalıştığı bir dönemde Melik Gazi Tuğluk'un oğlu Mîrâhûr Fahreddin (Cûne), Kutbüddin Mübârek Şah'ın ölümünden sonra gelişen hadiselerde faal olarak rol aldı. Türk kumandanlarla iş birliği yaparak babasını yardıma çağırdı. Bu fırsat Melik Gazi'ye ikbal yollarını açtı. Sind ve Pencab kuvvetleriyle başşehir üzerine yürüdü. Hüsrev Han'a karşı olanlar da kendisine katıldılar. Yapılan savaşı kazandı ve Hüsrev Han'ı öldürterek Gıyâseddin Tuğluk Şah unvanıyla tahta çıktı (6 Eylül 1320). Böylece Delhi Sultanlığı'nda Tuğluklular dönemi başlamış oldu.

Tuğluk Şah devlet yönetiminde kendisine yakın bulduğu kişilere görev verdi. Oğlu Fahreddin'e de "uluğ hanlık" makamını tevcih etti. Sultanlığın Mültan, Bedâûn, Evez, Lahor gibi şehirlerine yeni valiler gönderdi. Birçok karışıklığa sebep olan vergi işini âdilâne şekilde halletmeye çalıştı. Câgîr* ve câgîrdarlık müessesesi de yeni kanunlarla daha sistemli hale getirildi.

Bu sırada saltanatın Halacîler'den Tuğluklular'a geçmesini fırsat bilen Güney Hint racaları yıllık vergi ve haraç göndermeyi kesmişlerdi. Varangal racası Rai Pratâp Rudra Deva âsi duruma düştüğü için cezalandırılması gerekiyordu. Gıyâseddin Tuğluk Şah, Melik Timur, Melik Tigin ve Melik Bayram gibi güvenilir kumandanlarla Uluğ Han Fahreddin'i Varangal üzerine gönderdi. Ancak başşehirden çok uzaklaşılınca Tuğluklu kuvvetleri arasında isyan baş gösterdi. Bunun üzerine Uluğ Han Fahreddin süratle Delhi'ye doğru çekilerek durumu babasına bildirdi. Sultan ordudaki isyanın elebaşılarını cezalandırdı. Uluğ Han daha sonra Varangal'a girdi ve Rudra Deva'yı mağlûp etti. Varangal'a da Sultanpûr adı verildi.

Gıyâseddin Tuğluk Şah, kendisine tâbi olarak Balaban ailesince yönetilen Bengal'in meselelerini yakından takip etmekteydi. Leknevtî'de meydana gelen taht değişikliği üzerine kardeşler arasında kavgalar başlamış, taht iddiacılarından Nâsırüddin Şah Delhi'den yardım istemişti. Gıyâseddin Tuğluk, Uluğ Han'ı nâib bırakıp Nâsırüddin'in yardımına gitti. Yolda Nâsırüddin Şah da kendisine iltihak etti. Rakip taht iddiacılarının bertaraf edilmesi üzerine Nâsırüddin Şah Tuğluklular'ın desteğiyle Leknevtî'de tahta çıktı. Gıyâseddin Tuğluk onunla bazı anlaşmalar yaptıktan sonra geri dönerken Tirhut üzerine yürüdü ve Raca Har Singh Deva'yı mağlûp etti, raca Tuğluklular'ı metbû tanıdı.

Tuğlukâbâd'a dönerken Afganpûr'a uğrayan Gıyâseddin Tuğluk Şah, oğlu Uluğ Han tarafından kendisi için yaptırılan köşkte istirahate çekildi. Ordunun ve fillerin geçişini seyrederken âniden çöken köşkün enkazı altında kalarak öldü (Rebîülevvel 725 / Şubat-Mart 1325). Bazı tarihçiler, bu olayın oğlu Muhammed'in bir komplosu olduğunu söylerse de yapılan son araştırmalar bunu doğrulamamaktadır. Gıyâseddin Tuğluk Şah Tuğlukâbâd'da toprağa verildi ve yerine oğlu Muhammed Şah (Uluğ Han Fahreddin Cûne) geçti.

Sikkelerde "Ebü'l-Muzaffer, es-Sultânü'l-a'zam, es-Sultânü'l-gāzî, Gıyâsü'd-dünyâ ve'd-dîn" gibi unvanlar kullanan Gıyâseddin Tuğluk Şah devrinin büyük hükümdarlarındandır. Zarif, nazik ve yardım sever bir insan olan Tuğluk Şah din adamlarını, ulemâyı, şair ve sanatkârları himaye etmiştir. Dîvân-ı Mezâlim'e bizzat başkanlık eder ve halkın şikâyetlerini dinlerdi. Şeyh Nizâmeddin Evliyâ, dönemin en büyük velîsi olarak sultandan hürmet görmüştür. Farsça'yı en iyi yazan ve konuşan Türk diye şöhret kazanmış şair ve edip Emîr Hüsrev-i Dihlevî hükümdarın yakın nedimleri arasında bulunuyordu. Mimari eserlere de önem veren sultan, hânedanın adını yaşatacak olan Tuğlukâbâd'ı inşa ettirmiş ve burayı devlet merkezi haline getirmiştir. Kalıntıları günümüze kadar gelen Tuğlukâbâd 1321-1323 yıllarında yapılmış ve içi birçok köşk ve bina ile zenginleştirilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN