Gîsûdırâz kimdir ?

4 Receb 721'de (30 Temmuz 1321) Delhi'de doğdu. Herat'tan Hindistan'a göç ederek Delhi'de yerleşen bir seyyid ailesine mensuptur. Babası, Seyyid Râcâ el-Kattâl diye tanınan Seyyid Yûsuf el-Hüseynî Çiştî şeyhlerinden Nizâmeddin Evliyâ'nın müridiydi. Sultan Muhammed b. Tuğluk Dakka bölgesinde sefere girişip Delhili ulemâ ve meşâyihi Devletâbâd'a göç etmeye mecbur bıraktığı yıllarda Seyyid Râcâ da Delhi'yi terkederek Devletâbâd'a yerleşti. Seyyid Muhammed, babasının ölümünden (731/1330) sonra annesi ve kardeşiyle birlikte Devletâbâd'dan ayrılarak Delhi'ye geri döndü (736/1335). Orada Seyyid Şerefeddin Keyselî, Mevlânâ Tâceddin Bahâdır ve Kādî Abdülmuktedir'den dinî ilimleri tahsil etti. Bir mürşid arayışı onu, sonunda kendisine "Gîsûdırâz" (uzun saçlı) lakabını veren Çiştî şeyhlerinden Çırâğ-ı Dehlî'ye (ö. 757/1356) intisap etmeye götürdü.

Timur Hindistan seferine çıktığı zaman (800/1398) Gîsûdırâz Delhi'yi terkedip Gevâliyâr'a gitti. Bir müddet burada kaldıktan sonra Gucerât'a giderek Hâce Rükneddin Kân-i Şekker'in misafiri oldu. Ardından Gülberge'ye göç etti ve oraya yerleşti. Tâceddin Fîrûz Şah Behmenî onu ilgiyle karşıladı. Ancak sultanın filozoflarla arasının iyi olması ve felsefeye temayülü Gîsûdırâz'ın ondan uzaklaşmasına yol açtı. Fakat Fîrûz Şah'ın halefi Sultan Şehâbeddin Ahmed Şah Behmenî Gîsûdırâz ile yakın ilgi kurmayı başardı. Ahmed Şah Behmenî, 16 Zilkade 825'te (1 Kasım 1422) Gülberge'de vefat eden Gîsûdırâz'ın kabri üzerine muhteşem bir türbe inşa ettirdi. Abdülazîz b. Şîr Melik Vâizî, 849 (1445) yılında tamamladığı Târîḫ-i Ḥabîbî ve Teẕkire-i Mürşidî adlı eserinde Gîsûdırâz'ın hayatı hakkında geniş bilgi vermiştir. Ölüm yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen ihtifallerde (urs) yüz binlerce kişi türbesinde bir araya gelmektedir. Halen burada bulunan dergâhın yönetimi bir basımevi, aylık bir dergi ve kütüphanenin yanı sıra biri kızlar için olmak üzere çeşitli okul ve medreselerin sahibi ve işleticisi durumundadır.

Çok yönlü bir âlim ve verimli bir müellif olan Gîsûdırâz özellikle Kur'an, hadis, fıkıh ve tasavvuf alanlarında zengin bir birikime sahipti; ayrıca başta Arapça, Farsça, Sanskritçe ve Hintçe olmak üzere çeşitli dilleri, Hindu folklor ve mitolojisini de çok iyi biliyordu. Hindu yogi ve âlimleriyle dinî meseleler üzerinde tartışmalarda bulunurdu. Seyyid Muhammed Eşref Cihângîr-i Simnânî ve Mes'ûd Bek gibi tanınmış velîlerle de teması vardı. Çiştî tasavvuf esaslarını Dakka bölgesinde yaygınlaştırmış, dinî ilimlerin çeşitli dallarında çok sayıda eser vermiştir. Uzun ömrünün her yılına bir eser düştüğü, hiçbir Hint-Çiştî velîsinin onun kadar değerli esere sahip olmadığı söylenir. Klasik tasavvufî eserleri halka mal eden ilk Çiştî mutasavvıfı da odur. Eserleri genellikle şerh veya tasavvuf klasiklerinin özeti niteliğinde olmakla birlikte orijinallikten uzak değildir. Abdülhak b. Seyfeddin ed-Dihlevî, kendine has bir meşrebe sahip olan Gîsûdırâz'ın geleneksel sûfî yaklaşımla her zaman uyum içinde olmadığını söyler. Nitekim Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Aynülkudât el-Hemedânî hakkında tenkitleri olduğu gibi et-Taʿarruf müellifi Kelâbâzî'nin, bir sûfînin bu dünyada iken rü'yetullaha ulaşamayacağı yolundaki fikrine de katılmıyordu. Öte yandan müridlerinin yogi uygulamalarını ayırım gözetmeksizin benimsemelerine de müsaade etmemekteydi. Tasavvuf geleneği bulunmayan topraklarda tekke hayatını yerleştirmek isteyen bir sûfî için büyük değer taşıdıklarından özellikle Âdâbü'l-mürîdîn ve ʿAvârifü'l-maʿârife çok bağlıydı. Eserlerinde, birbiriyle çelişmekten ziyade birbirini tamamlayıcı olarak gördüğü şeriatla tarikat arasında köprü kurma arzusu görülür. Gîsûdırâz büyük bir teşkilâtçı olmasına rağmen mensubu bulunduğu Çiştiyye tarikatını bütün Hindistan'a yaymada başarılı kabul edilmemektedir.

Eserleri. 1. el-Maʿârif. Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin ʿAvârifü'l-maʿarif'inin Arapça şerhidir. Müellif bu eseri Farsça olarak da şerhetmiştir. 2. Şerḥ-i Taʿarruf. Kelâbâzî'nin et-Taʿarruf'unun Farsça şerhidir. 3. Terceme-i Âdâbü'l-mürîdîn. Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin Âdâbü'l-mürîdîn adlı eserinin Farsça tercümesidir. Müellif, Âdâbü'l-mürîdîn'i daha önce birkaç defa Farsça'ya tercüme ettiğini, bunun son tercüme olduğunu belirtir. Gîsûdırâz bu esere el-Ḫâtime adıyla Arapça bir şerh de yazmıştır. Tercüme ve şerh Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin tarafından bir arada neşredilmiştir (Haydarâbâd 1358). 4. Şerḥ-i Temhîdât. Aynülkudât el-Hemedânî'nin Temhîdât'ının Farsça şerhidir (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1324, 1364). 5. Şerḥ-i Risâle-i Ḳuşeyriyye (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1361). Müellif bu eseri Arapça olarak da şerhetmiştir. 6. Ḥaẓâʾirü'l-ḳuds (ʿIşḳnâme, Haydarâbâd, ts.). 7. Esmârü'l-esrâr (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1350). 8. Mektûbât (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1362). Altmış altı mektuptan meydana gelmektedir. 9. Cevâhir-i ʿUşşâḳ. Abdülkādir-i Geylânî'nin bir risâlesinin şerhidir (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1362). 10. Enîsü'l-ʿuşşâḳ. Şiirlerini ihtiva etmektedir (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1360). 11. Cevâmiʿu'l-kelim. Eser, müellifin, oğlu Seyyid Muhammed Ekber Hüseynî tarafından derlenen sohbetlerinden meydana gelmektedir (Kanpûr 1356). 12. Şerḥu'l-Fıḳhi'l-ekber (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1367). 13. Mecmûʿa-i Yâzde Resâʾil (nşr. Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin, Haydarâbâd 1360). Bu koleksiyonda yer alan on bir risâlenin altısı Gîsûdırâz'a, diğerleri Muzaffer-i Belhî'ye aittir.

Miʿrâcü'l-ʿâşıḳīn ve Şikârnâme adlı eserler de Gîsûdırâz'a atfedilmekle birlikte bunların ona ait olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. Kaynaklarda adı geçen Şerḥu Fuṣûṣi'l-ḥikem ise günümüze ulaşmamıştır. Bunlardan başka Gîsûdırâz'ın başta tefsir olmak üzere hadis, siyer ve fıkha dair çeşitli eserleri de vardır (EI2 [İng.], II, 1115; UDMİ, XVII, 587).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN