Guıllaume, Alfred kimdir ?

Oxford Üniversitesi'nde teoloji ve Doğu dilleri okuduktan sonra uzmanlık alanı olarak Arapça'yı seçti. I. Dünya Savaşı sırasında önce Fransa'da bulundu; daha sonra Mısır'da İngiliz Orduları Yüksek Komiserliği'ne bağlı Britanya Hükümeti Arap Bürosu'nda yüzbaşı rütbesiyle çalıştı. Savaş bitince Durham Üniversitesi'nde Doğu dilleri, Londra Üniversitesi'nde Kitâb-ı Mukaddes araştırmaları okuttu. II. Dünya Savaşı sırasında Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde misafir profesör olarak bulundu ve bu vesileyle müslümanlar arasında çevresini genişletti. 1947-1955 yıllarında Londra Üniversitesi'nde Arapça profesörlüğü ve The School of Oriental and African Studies'in Yakın ve Uzakdoğu Bölümü başkanlığı görevlerinde bulundu. 1951'de İstanbul'da toplanan XXII. Milletlerarası Müsteşrikler Kongresi'ne katıldı. 1953'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin davetlisi olarak Batı'daki İslâm araştırmaları üzerine beş ayrı konferans verdi ve bu konferanslarıyla Türk ilim çevrelerinde hayli tepki çekti (aş.bk.). 1955-1957 yılları arasında yine misafir profesör olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin Princeton Üniversitesi'nde Arapça okuttu. Guillaume, el-Mecmau'l-ilmiyyü'l-Arabî bi-Dımaşk ile el-Mecmau'l-ilmiyyü'l-Irâkī'nin şeref üyesiydi.

Guillaume'un ilmî kariyerinde, 1928 yılında Charles Core adlı bir rahip arkadaşı ile birlikte, Ahd-i Atîk ve Tevrat'a dahil edilmeyen apokriflerle şerhleri üzerine yürüttükleri araştırmalar önemli bir yere sahiptir. Teolojiye duyduğu ilgi, İslâm dini hakkındaki araştırmalarında kendisini zaman zaman kelâm ilmine yöneltmişse de asıl alanını çoğunlukla hadis ilmi oluşturmuştur. Kahire'de Arap bürosunda görev yaparken hadisin müslümanların fikrî ve siyasî tercihlerinde ne kadar etkili olduğunu görmüş, 100 milyondan fazla müslümanın yaşadığı Büyük Britanya İmparatorluğu'nda müslüman inanç ve yaşayışını yönlendiren Kur'an'ın hemen yanı başındaki bu İslâmî kaynak hakkında herhangi bir İngilizce eserin bulunmadığını farkederek ihtiyacı karşılamak üzere hadis konusunda çalışmak istemiştir. Nitekim 1924 yılında yayımladığı The Traditions of Islam adlı kitap, o tarihte konuyla ilgili yazılmış yegâne İngilizce eser durumundadır. Ancak müellifin de açık yüreklilikle itiraf ettiği gibi bu kitap, büyük ölçüde Ignaz Goldziher'in 1890'da çıkan Muhammedanische Studien adlı eserine dayanmakta (The Traditions of Islam, s. 5-6) ve bugün ortaya konulmuş olduğu üzere herhangi bir orijinal görüş ihtiva etmemektedir (A'zamî, Giriş, s. XVII).

Klasik İslâmî anlayış açısından bakıldığında Guillaume'un hadis ilminin temelleri hakkındaki düşüncelerinin neredeyse tamamen olumsuz tenkitlere dayandığı görülmektedir. The Traditions of Islam'da, hicrî I. yüzyıla ait yazılı hadis rivayetinin bulunmayışı veya böyle bir yazılı metnin sonraki âlimlerce zikredilmeyişi, sözlü rivayetlerin III. (IX.) yüzyıla kadar çeşitli değişikliklere uğrama ihtimalinin yüksek oluşu, İslâm dünyasındaki siyasî, dinî ve içtimaî ihtilâfların hadis uydurmaya elverişli bir zemin oluşturması, bazı hadislerde Hz. Peygamber zamanında konu edilmesine imkân bulunmayan geç dönem tartışmalarının yer alması gibi gerekçelerle hadis literatürünün sonradan ortaya konmuş olduğu iddiasını tekrarlamaktadır (s. 12-13, 19). Buna karşılık H. A. R. Gibb, Goldziher'le başlayıp J. Schacht ve D. S. Margoliouth gibi müsteşriklerce de üzerinde durulan bu iddiaların son araştırmaların ışığında yeniden gözden geçirilmesi ve bu konudaki çalışmaların ön yargılardan arındırılması gerektiğini vurgulamaktadır (Mohammedanism, Önsöz). Bir bakıma hadis literatürünün tamamını geç dönemlerde kaleme alınmış uydurma bir edebiyat olarak gösteren bu iddialar müslüman âlimlerce zaman zaman çürütülmüştür. Bu çalışmaların en son ve mükemmel örneği Mustafa el-A'zamî tarafından gerçekleştirilmiştir. Onun bu gibi iddiaları çürütmek üzere kaleme aldığı Studies in Early Hadith Literature adlı doktora çalışmasının, önsözünde A. J. Arberry tarafından "modern zamanların bu sahada yapılmış en heyecan verici ve orijinal araştırmalarından biri" şeklinde tanımlanmış olmasından, Guillaume'un temsil ettiği hadis anlayışının artık şarkiyat çevrelerinde dahi tartışmalı görüldüğü sonucu çıkarılabilir (A'zamî'nin Guillaume'un benzeri iddialarına karşı verdiği cevaplar için bk. Studies in Early Hadith Literature, s. 262-263, 285, 288-292, 302).

Guillaume'un yazılarında yer alan başka bir iddia da İslâmî inanç ve öğretilerin yahudi ve hıristiyan kaynaklarına dayandığı yolundadır. Guillaume Yahudiliğin İslâmiyet'in temeli olduğunu ileri sürmüş, müslümanların kader anlayışını hıristiyan muhitlere, özellikle Yahyâ ed-Dımaşkī ile Theodore Ebû Kurre arasındaki tartışmalara bağlamıştır (geniş bilgi ve tartışmalar için bk. New Light on the Life of Muhammad, s. 6-7; Kutluay, s. 22, 114). İbn İshak'ın Kûfe'deki sîret derslerini ihtiva eden bir yazmayı tanıttığı bir eserinde de müellifin, Hicaz Arapları'nın yahudi ve hıristiyan etkisine kapalı oldukları şeklindeki görüşünü yanlış bulmakta ve onun hıristiyan olan dedesinden dolayı kendisinin etki altında kalmadığını göstermek için bu fikri savunmuş olabileceğini ileri sürüp o dönemde Hicaz'ın -özellikle Medine'nin- sinagoglarla dolu olduğunun ve Kur'an ile Talmud öğretileri arasında yakın benzerlikler bulunduğunun unutulmaması gerektiğini söylemektedir (a.e., s. 6-7).

Guillaume, 11-17 Mayıs 1953 günlerinde İstanbul'da verdiği konferanslarda Kur'ân-ı Kerîm'in mahiyeti, hadislerin sıhhati ve İslâm kelâmının, dolayısıyla itikad sisteminin mâruz kaldığı dış tesirler üzerine müslüman dinleyicilerin infialine sebep olacak çeşitli fikirler ileri sürmüştür; bunlar ana hatlarıyla şöyle sıralanabilir: 1. Vahiy yahut ilham edilenler doğrudan kitaplar değildir; Allah hiçbir peygambere bizzat düzene koyduğu bir metin indirmemiş, sadece onun zihnine hitap etmiştir. Kitaplar peygamberlerin ifadesiyle şekillendiği için Kur'an da lafzen Allah kelâmı olmayıp cümlelerini Hz. Muhammed'in tertiplediği ve kâtiplerine yazdırdığı bir eserdir. Ayrıca kutsal kitaplar arasında bir üslûp birliğinin bulunmayışı onların doğrudan doğruya ilâhî kelâm olmadığını ortaya koymakta ve Kur'an'da görülen gramer hataları da bunu doğrulamaktadır. 2. İnsanlar hata yapmaktan kurtulamadıkları için Kur'an dahil kutsal kitaplarda hatalara rastlamak mümkündür. Nitekim gerek Kitâb-ı Mukaddes'te gerekse Kur'an'da kâinatın altı günde yaratıldığı yazılıdır ki bu ifadeler modern ilmî gerçeklere uymaz. 3. Dindeki bazı umde ve telkinler geçici bir anlam taşımaktadır. Bu umde ve telkinler kutsal kitapları tertip eden peygamberlerin devirlerini yansıttığından dindeki tekâmül olgusuna uygun olarak o döneme ait sayılmalıdırlar. 4. Hadis literatürü siyasî, dinî ve içtimaî ihtilâfların şevkiyle sonradan uydurulduğu için sünnetin fıkıhtaki teşrîî değeri tartışmalıdır. 5. İslâm itikad sistemi büyük ölçüde yahudi ve özellikle hıristiyan teolojisinin tesiri altında teşekkül etmiştir (İTED, I/1-4, s. 121-138).

Bu fikirler Ali Kemali Aksüt, M. Râif Ogan ve Osman Keskioğlu gibi müellifler tarafından İslâm Mecmuası'nda yayımlanan bir dizi makale ile eleştirilip reddedilmiştir. Tenkitler daha ziyade Guillaume'un İslâmî vahiy anlayışını Hıristiyanlığınkiyle karıştırdığı, Kur'an'ın her ne kadar bir fen kitabı değilse de ilimle çatışmadığı, tahrif edildiği bilinen Kitâb-ı Mukaddes ile Kur'an arasında üslûp birliği aramanın saçmalığı, dilin kaideden değil kaidenin dilden çıkarıldığı ve dolayısıyla gramer kurallarının dil âlimlerince sonradan konulduğu düşünüldüğünde Kur'an'da gramer hatası bulunduğu iddiasının temelsiz kaldığı ana fikirlerine dayanmaktadır (bu tenkitlerin yer aldığı makaleler için bk. Parlakışık, s. 87-144; Cerrahoğlu, s. 47).

Şarkiyatçılığı tenkit eden müslüman yazarlardan bazıları, onun görüşlerine klasik müsteşrik ön yargılarının hâkim olduğunu belirtirken bu ön yargıların misyonerlik ruhu ile yönlendirildiğini vurgulamışlar, özellikle Mısır hükümetince yabancı ülkelere tahsile gönderilen ve Guillaume'dan ders alan çok sayıda öğrencinin ondan hayli etkilendiğini belirtmişlerdir (Mustafa es-Sibâî, s. 30; M. Abdülfettâh Uleyyân, s. 26).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN