Habâbî kimdir ?

25 Aralık 1923'te Fas'ta doğdu. Bu şehirdeki Mevlây İdris Lisesi'nde talebe iken milli mücadele hareketine iştirak etti; bu mücadelenin önde gelen kuruluşlarından olan Hizbü'ş-şûrâ ve'l-istiklâl'de yer aldı. Katıldığı gösteriler sebebiyle 1945'te Fransızlar tarafından tutuklanarak on sekiz aya mahkûm edildi. Sekiz ay hapis yattıktan sonra işkenceye mâruz kaldığı ortaya çıkınca serbest bırakıldı (1946). Sorbonne Üniversitesi'nin felsefe bölümünde doktorasını tamamladıktan sonra 1952-1959 yılları arasında Fransa'da Centre National de la Recherche Scientifique'te çalıştı.

1959'da Fas'a dönen Habâbî (Batı dillerinde adı Lahbabi), Külliyetü'l-âdâb ve'l-ulûmi'l-insâniyye'de felsefe profesörü, 1961'de aynı fakülteye dekan oldu. 1969'da Cezayir Üniversitesi'nde felsefe dersi verdi ve oradaki yüksek öğretim bakanlığında müsteşar olarak görev yaptı. 1974'te Fas'a dönerek Fas Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine tayin edildi. Habâbî bu arada birçok kültürel faaliyete de öncülük etti ve Fas Yazarlar Birliği'ni kurdu, bu birlik adına bir dergi yayımlamaya başladı. Ayrıca Fas Felsefe Derneği'ni kurarak bu dernek adına da bir dergi çıkaran Habâbî, Académie des Sciences d'Outremer (Paris), el-Ekādimiyyetü'l-melekiyyetü'l-Mağribiyye (Rabat), Mecmau'l-lugati'l-Arabiyye (Kahire) ve diğer bazı kuruluşlara üye oldu.

Araştırmaları ve yazıları hem Fas'ta hem de Fas dışında Habâbî'ye birçok ödül kazandırmıştır. Habâbî felsefeden şiire, hikâyeden romana ve köşe yazısından dil araştırmalarına kadar farklı alanlarda ustaca kalem oynattığı gibi Fransızca'yı da Arapça kadar mükemmel bildiğinden her iki dilin kültürüne hizmetleri olmuştur.

1950'lerde ve 1960'ların başında realist personalizm (eş-şahsâniyye, şahsiyetçilik) filozofu olarak tanınan Habâbî 1960'ların ortalarında İslamcı personalizme, 1970'lerin ortalarında ise "yarıncılık" (el-gadiyye) adını verdiği felsefeye yöneldi. Bu arada bir kimlik araştırmasına girdi. Zira bir taraftan akılcı, şahsiyetçi ve insanî özelliklere sahip İslâm kültürünün soylu mazisine duyduğu özlem, diğer taraftan çağdaş Batı bilimi ve kültürünün ezici hâkimiyetiyle karşı karşıya bulunması onu ardarda gelen düşünce değişimlerine yöneltmiştir. Ancak Habâbî bu arayışı sürdürürken hiçbir zaman tek cepheli düşünen ve dar kalıplara sıkışan bir filozof değil, hem İslâm felsefesinde hem çeşitli akımlarıyla Batı felsefesinde veya Batı ve İslâm felsefesini bir araya getirme eğilimleri karşısında toparlayıcı, uzlaştırıcı ve geliştirici bir düşünür olmuştur. İslâm kültürünün çeşitli yönleriyle Batı ilmi ve düşünce akımları arasında uzlaşma noktaları bulmaya çalışan Habâbî, insan düşüncesini zenginleştiren dengeli bir sistem oluşturmaya gayret etmiştir. Habâbî ayrıca bütün kültürlerin geniş bir harmanlamasını yaparak senteze ulaşmaya çalışmış, böylece diğer filozofların içine düştüğü düalizm açmazından da kurtulmuştur.

Habâbî'nin felsefesi personalizm ekseni etrafında yoğunlaşmaktadır. Çünkü ona göre her insanın "varlık"tan "şahıs"a dönmesi ve kendi muhiti içindeki özel kimliğine kavuşması, "kişileşme" (teşahhus) diye adlandırdığı bir süreç içinde gerçekleşmektedir. Bu da insanların hayat boyunca yaşadıkları bütün hissî, içtimaî, kültürel ve dinî faaliyetlerle sanat ve dil faaliyetlerinin toplamından meydana gelir. Buna göre kişileşme, "ben" ile âlem arasındaki dinamik ilişki çerçevesinde aklî, vicdanî, cismanî ve içtimaî bütün boyutlarıyla insanı kuşatan bir fiildir. Bu anlamıyla kişileşme, insanın başkalarıyla ve tabiî çevresiyle münasebetlerinin geçmişiyle irtibatı ve geleceğe bakışının bir hâsılasıdır. Habâbî'ye göre insanoğlu bütün değişmelere konu olduğu gibi bu değişmelerin etkisi altında da kalmıştır. Başka bir ifadeyle insan sürekli biriken arazlar toplamı olduğundan bir kişinin hayat boyunca tek bir kimliğe sahip olması imkânsızdır. Bu sebeple Habâbî'nin felsefesi bazı yönleriyle Eş'ariye kelâmı ve İbn Sînâ felsefesindekine benzeyen bir araz anlayışına sahiptir. Fakat Habâbî'nin bu araz felsefesinin insanî bir karakteri vardır. Zira kişileşme yalnız insan için söz konusudur ve insan düşüncesinin temelini, ümitlerinin en üst noktasını teşkil eder.

İlk felsefî yazılarında Habâbî kendi personalizmini realizm olarak nitelendirmişti. Çünkü ona göre her filozof, kendi felsefesini anlamlı ve yararlı kılmak için bu felsefeyi çağının tabiatından ve kendi realitesinden üretmelidir. Ancak onun realizmi maddecilikle uyuşmaz; zira realitenin tahlili ve değiştirilmesi ameliyesinde düşünce, ruh ve imanın rolünü inkâr etmez; aksine şahıs ve toplum düzeyindeki dengenin bozulmaması için madde ile ruhun uzlaştırılmasını ister. Habâbî'nin realizmi yükselme ve gelişmeyle de bağdaşmaktadır. Kişileşme yeterli değildir; her fert "var olan"dan (kâin) kişiye dönüşmektedir. Ancak özü bakımından kemale ermesi, ferdiyetten insana yükselmesiyle sağlanabilir. Habâbî bu dönüşüme "teâlî" (yükselme, gelişme) veya "teennüs" (insan olma) adını vermektedir. Ona göre insan olma gerçekleşince artık insanlar arasındaki psikolojik, içtimaî ve tarihî ayrılıklar, bu arada ırk, kültür ve mezhep taraftarlığı ortadan kalkarak insanoğlu tarihe, âleme ve insanlığa açılmış olur. Ferdî menfaatlerle genel menfaatler birleşir. Bu durumda fert bütün insanlığı kucaklamış olur ve onunla tek bir bütün haline gelir.

Habâbî'nin personalizmi İslâmî'dir; çünkü felsefî hareket noktasını İslâmiyet'ten ve şehâdetten almıştır. Buna göre İslâmiyet hoşgörü ile akılcılık ve şahsiyetçilikle eş anlamlı olduğu gibi yine İslâm, insanı bağlarından kurtarıp kendi benliğine kavuşturan özgürlük vesilesidir. İslâmî personalizm açısından gerçek müslüman mezhep taassubuna, aşırı tarikat görüşlerine veya gnostik sembolcülüğe kurban olup gitmez, bunlardan kendini sıyırabilir. Gerçek müslüman kendi âlemine açılmış, rabbinin buyruğuna boyun eğmiş ve şeriatını basiretli bir şekilde bütün çabalarıyla yerine getirmiş olan insandır.

Habâbî, "yarın" anlamına gelen Arapça gad kelimesinden kendi felsefesinin son aşamasını belirten gadiyye (yarıncılık) terimini icat etmiştir. Bu terim çağdaş âlim için geleceğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar; gelecekte devletlerin, milletlerin ve kültürlerin sınırlarının aşılacağı, medeniyet ve iktisat meselelerinin ve bilhassa Batı merkeziyetçiliğinin yok olacağı ümidine işaret eder. Onun yarıncılığı, insanoğluna bütün medeniyetlerin eşit olarak katıldığı, ilerlemiş âlemle geri kalmış âlem arasındaki farklılığın giderildiği, sevgi, adalet ve anlayışın hâkim olduğu, insanların kinden, kültür ve ırkçılık taassubundan arındığı, kişinin bir araç değil amaç olarak kendi değerinin farkına varıp yeniden kendine güven kazandığı bir geleceği kurmanın ümididir.

Mine'l-kâʾin ile'ş-şaḫṣ adlı kitabında insanı insan olarak ele alan Habâbî, eş-Şaḫṣâniyyetü'l-İslâmiyye adlı eserinde de insanoğlunu mümin olarak ele almıştır. Onun yarıncılıkla ilgili yazıları bir yandan insanoğlunun gelecekteki değerlerine, varlığına ve haysiyetine yönelik tehlikeleri dile getirirken öte yandan insanlığa yakışır bir geleceğin projesini çizmiştir.

Habâbî'nin felsefesi geleceğe dönük, gelişmeci ve eleştirici bir felsefedir. Habâbî araştırmalarında insan gerçeğini en doğru ifade edecek, insanın varlık şartlarını değiştirecek yeni düşüncelerin peşinde olmuştur. Zira bugünün insanı ya kendisini ve âlemi değiştirme ya da yok olup gitme seçeneğiyle karşı karşıyadır. Onun felsefesi insanın akıl, vicdan, iman ve ilim boyutlarını göz önünde tutan, bütün dinî, fikrî ve estetik bilimlerden ilham alan geleceğe dönük bir felsefedir. Habâbî'nin felsefesinin eleştirici oluşu, onun bütün görüşlere açık olması, kendi kimliğinden ve kişilik özelliklerinden sıyrılıp yabancılar içinde erimeden kendini eleştirme cesaretini göstermesi anlamına gelir. Böylece Habâbî kendini totaliter, tutucu ve çekingen düşüncelerden koruduğu gibi gerçeğe tek boyutlu bir açıdan bakan düşüncelere de felsefesinde yer vermemiştir. Bu bakımdan onun felsefesi hareket noktaları, bakış açıları, düşünce üslûbundaki zenginlik yönünden çeşitlilik arzederken bu çeşitliliğin yegâne hedefi olarak insanı insan olması itibariyle saadete erdirmeyi amaçladığı için de tek boyutlu bir felsefedir. Ancak Habâbî, örnek bir İslâmî düşünür olarak başka düşüncelere de açık olmakla beraber o düşünce sahiplerine ne yukarıdan bakmış ne de onlar karşısında küçülmüştür.

Habâbî fikirlerini daha geniş kitlelere duyurmak amacıyla Fransızca yazdığı şiirlerle Arapça ve Fransızca kaleme aldığı hikâye ve romanlarında geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinin insanını; onun huzursuzluğunu, hem kendi medeniyeti hem de Batı medeniyeti çarkı altında ezilmişliğini, değerler çıkmazını dile getirmiştir. Ayrıca Batı medeniyeti modelinin çağın problemlerini çözmede ve gitgide çoğalan çıkmazları açmada insanlığa hiçbir şey kazandırmadığını belirten Habâbî yine de gelecekte insanlığın karanlıklardan aydınlığa çıkacağına inanmıştır. Habâbî, edebî eserlerinde geri kalmış dünyanın müslüman bir ferdi olarak dünyaya açılmıştır. Bu eserler yazarın şahsî problemlerini, ön yargılarını veya eski yerli kültürünü dile getirmek için değil tam aksine başkalarına ulaşmak, onlarla diyalog kurmak ve insanlığın beklediği alternatifleri sunmak için yazılmıştır.

Habâbî'nin eserleri bütün Mağrib aydınlarını etkilemiştir. Mağribli fikir adamlarının yeni felsefî konu, düşünce ve fantezi olarak onun yazılarını ele almaları buna bir delildir. Habâbî benlik ve yozlaşma, kendini ve başkasını birlikte eleştirme, Arap ve İslâm akılcılığının tenkidi, modernizmle öz kültür arasındaki meseleler ve Batı merkeziyetçiliğinin tenkidi gibi konulara dair yazılarıyla önder bir fikir adamı olmuştur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN