Haneş B. Abdullah

Dımaşk'ın köylerinden San'a'da doğdu. Sebeî, Dımaşkī ve Mısrî nisbeleriyle de anılır. Hayatının önemli bir kısmını Kuzey Afrika'da geçiren Haneş'in oraya ne zaman gidip yerleştiği kesin olarak bilinmemekle beraber bölgeye sahâbî Muâviye b. Hudeyc ile birlikte 45 (665) yılında gittiği ve Kayrevan'da en uzun süre ikamet eden bir tâbiî olduğu kabul edilmektedir. Cerbe'nin fethinde (49/669) bulunan Haneş'in Kayrevan şehrinin inşasında da Ukbe b. Nâfi'in yardımcılarından biri olduğu belirtilmektedir. Haneş, Kayrevan'ı kuşatan Küseyle b. Lemzem'e karşı direnip savaşa devam etmek isteyen Züheyr b. Kays'a şehrin boşaltılmasını teklif etmiş ve bu görüş askerler tarafından da desteklenmiştir (63/682). Haneş, Ukbe b. Nâfi'in öldürülmesinden sonra Kayrevan'dan ayrılarak ülkesine geri döndü.

Haneş'in daha sonra Abdullah b. Zübeyr'in halifeliğini desteklediği, onun yenilmesi üzerine (73/692) Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî'ye esir düştüğü ve Halife Abdülmelik b. Mervân'ın kendisini affettiği rivayet edilmektedir. Bu olayın ardından Haneş tekrar İfrîkıye'ye gitti, Mûsâ b. Nusayr ile birlikte Endülüs'ün fethine katıldı (93/712). Yine onunla beraber Bizanslılar'a karşı yapılan deniz seferlerine iştirak ettiği anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklarda Haneş'in Sarakusta'da (Saragossa) büyük bir cami inşa ettirdiği ve Benblûne (Pamplona) antlaşmasının yazılı metninde imzasının bulunduğu kaydedilmektedir. Kuzey Afrika'daki kuvvetlerin başında bulunan Hassân b. Nu'mân zamanında ilk defa İfrîkıye'nin ticaret malları vergisini toplamakla Haneş görevlendirilmiştir (İbnü'l-Faradî, s. 125).

Uzun bir ömür süren Haneş'in Kayrevan'da vefat ettiği ve bölgede torunlarının bulunduğu görüşü yaygın olmakla beraber onun Sarakusta'da öldüğü, kabrinin de şehrin batı tarafında Bâbülyehûd yakınında olduğu anlaşılmaktadır (a.g.e., s. 127). Nitekim Haneş'in Sarakusta şehriyle ilgisini gösteren bazı rivayetler nakledilmekte, Sarakusta halkının, Haneş'in ve tâbiî Ferkad es-Sincârî'nin bu şehre gömülmesinden sonra Sarakusta'ya zehirli sürüngenlerin girmediğine ve şehrin üzerini kaplayan bir nurun gece gündüz her yerden görüldüğüne inandığı söylenmektedir.

Haneş b. Abdullah Rüveyfi' b. Sâbit, İbn Abbas, Fedâle b. Ubeyd, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd el-Hudrî ve Hz. Ali'den, ayrıca Kâ'b el-Ahbâr'dan duyduğu hadisleri Mısır'da ve uzun süre oturduğu Kayrevan'da rivayet etmiştir. Kendisinden rivayette bulunanlar arasında oğlu Hâris, İfrîkıyeli Abdurrahman b. Yezîd, İfrîkıye kadısı Hâlid b. Ebû İmrân ile Mısırlı Âmir b. Yahyâ el-Meâfirî ve Abdülazîz b. Ebü'ş-Şa'be'nin adı geçmektedir. Bazı kaynaklarda Haneş'in Hz. Ali'nin Kûfe'deki taraftarları arasında yer aldığı, onun ölümünden sonra (40/661) Mısır'a gittiği zikredilmekteyse de söz konusu bu kişinin Kûfeli Haneş b. Mu'temir olduğu ve 90 (709) yılından önce vefat ettiği bilinmektedir (Zehebî, Aʿlâmü'n-nübelâʾ, IV, 493).

Haneş Kayrevan'da bir mescid yaptırmış ve kendi adıyla anılan bu mescidde hadis rivayet etmiştir. Fazilet ve takvâsı ile bilinen Haneş hadis münekkitlerince "sika" ve "sâlih" terimleriyle nitelendirilmiş olup naklettiği hadisler Müslim'in el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'i ile Kütüb-i Sitte'ye dahil dört sünende, ayrıca İbn Vehb'in el-Câmiʿinde ve Taberânî'nin el-Muʿcemü'l-kebîr'inde yer almaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN