Hüseyin Daniş hayatı...

İstanbul'da doğdu. Babası Muhammed Hâşim İstanbul'a yerleşmiş İsfahanlı bir tüccardı. Farsça okuma yazmayı babasının yanında öğrenen Hüseyin Dâniş ilk ve orta öğrenimini tamamlayıp Mekteb-i Mülkiyye'ye girdi. Bir süre sonra Beyoğlu'nda Institution adlı bir Fransız okuluna kaydoldu. Bu okulu bitirince Farsça ve Arapça'sını geliştirmek üzere Debistân-i Îrâniyân adlı okula gitti. Burada Hackuli-yi Horasânî ve Farsça yayımlanan Aḫter gazetesi yazarlarından Hacı Mirza Mehdî-i Tebrîzî'nin öğrencisi oldu. Bir yandan bu hocalardan faydalanırken bir yandan da aynı okulda hoca olarak görev yaptı. Bu arada Sâhibkalem adıyla da tanınan Mirza Âkā-yı Erûmiye adlı bir hattattan hat dersi aldı. Bu yıllarda İstanbul'a gelen Cemâleddîn-i Efgānî'nin sohbetlerinde bulundu. İran edebiyatı alanında kendilerinden yararlandığı Mirza Âkā Hân-ı Kirmânî ve Mirza Habîb-i İsfahânî'nin Debistân-i Îrâniyân'dan ayrılıp İran'a gitmelerinden sonra bu okulu terketti. Fransızca ve İngilizce'sini ilerletmek için özel hocalardan ders aldı. 1894'te İkdam gazetesi yazı kuruluna girdi, ayrıca Servet-i Fünûn dergisinde Türkçe şiirler yayımlamaya başladı. Aynı yılın sonlarında Damad Mahmud Paşa'nın oğulları Prens Sabahaddin ile Lutfullah'ın hocalığına getirildi. Mahmud Paşa ve çocuklarıyla birlikte on dört ay kadar Fransa, İngiltere, İsviçre, İtalya ve Mısır'ı dolaştı. Bu seyahat sırasında bazı Avrupalı şarkiyatçılarla tanışma fırsatı buldu. İstanbul'a dönünce Düyûn-ı Umûmiyye Dairesi'nde mütercim olarak göreve başladı. Bir süre sonra bu dairenin müdürlüğüne yükseldi. Bu görevde iken Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nde Farsça hocalığı yapmaya başladı. 1909'da Dârülfünun Edebiyat Fakültesi İran edebiyatı tarihi muallimliğine tayin edildi. 1910'da Tebrizliler onun Azerbaycan vilâyetinden milletvekili olmasını istedilerse de kabul etmedi. Bu arada Âkā Mirza Ali Ekber Han'la birlikte Farsça Surûş adlı bir dergi yayımladı. Bu dergi sekiz on sayı kadar çıktıktan sonra kapandı. İstanbul'un işgali sırasında bir dersinde Türkler'in medeniyetten yoksun ve barbar bir millet olduğunu iddia etmesi özellikle üniversite gençliği arasında büyük bir tepkiyle karşılandı. Bu olayın ardından Eylül 1922'de Ali Kemal, Cenab Şahabeddin, Rıza Tevfik ve Barsamyan Efendi ile birlikte Dârülfünun'dan istifa etmek zorunda kaldı. Düyûn-ı Umûmiyye'nin kaldırılması üzerine (1923) bir süre Osmanlı Bankası İstanbul Şubesi'nde başmütercim olarak çalıştı. 1934'te Tahran Üniversitesi İran ve Türk edebiyatı hocalığına kabul edildi. Rızâ Şah'ın Türkiye'yi ziyareti sırasında İran elçiliğinde bir göreve getirildi. Basın ataşesi olarak görev yaparken 1943'te Ankara'da öldü. Mezarı İstanbul Üsküdar'dadır.

Çok iyi bildiği Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca sayesinde Doğu ve Batı edebiyatlarını yakından tanıma imkânı bulan Hüseyin Dâniş, ilk yazılarını İkdam gazetesine girdikten sonra yayımlamaya başlamıştır. Türkiye'de doğup büyümesine ve yetişmesine rağmen daima İranlılığı ile övünen yazar, ders kitabı niteliğindeki çalışmalarının yanı sıra özellikle Fars edebiyatından yaptığı çevirilerle tanınmıştır. Farsça ve Türkçe şiirler de yazan Hüseyin Dâniş, Türkçe şiirlerini Kârvân-ı Ömür (İstanbul 1341) adlı bir kitapta toplamışsa da şiirleri kayda değer bir nitelik taşımamaktadır.

Eserleri. 1. Nevâ-yi Sarîr (İstanbul 1315). Özellikle Kāânî-i Şîrâzî, Enverî, Firdevsî, Sa'dî-i Şîrâzî gibi İranlı şairler hakkında yazdığı makalelerle Batılı yazarlardan yaptığı çevirilerden oluşur. Eserin başında kendisinin Tevfik Fikret'e ithafı, Tevfik Fikret'in de eser hakkındaki takrizi yer alır. 2. Medâyin Harabeleri (İstanbul 1330). Hâkānî-yi Şirvânî'nin ünlü kasidesinin Türkçe tercümesidir. Hüseyin Dâniş bu eserini Rıza Tevfik'e ithaf etmiş, o da esere bir takdim yazısı yazmıştır. 3. Cengelistân (İstanbul 1331). Mekteplerde okutulmak üzere La Fontain'in Contes ve Fables'ından yapılmış Farsça manzum çevirilerden ibarettir. 4. Hediyye-yi Sâl (İstanbul 1330). Tevfik Fikret'e ithaf ettiği bu Farsça manzumesinde İran'ın o dönemdeki içtimaî ve siyasî durumu anlatılmaktadır. 5. Taʿlîm-i Lisân-i Fârsî (İstanbul 1331-1332). Dört kitaptan oluşan eserin birinci kitabı Farsça dil bilgisidir. İkinci kitap metinler ve alıştırmalar, üçüncü kitap manzum ve mensur parçalardan meydana gelir. Dördüncü kitap, liselerde okutulmak üzere hazırlanmış muhtasar bir edebiyat tarihidir. 6. Kunckâvi der Zerdüşt. 1918 nevruz bayramı dolayısıyla yazılan Farsça küçük bir risâledir. Zerdüşt hakkında bilgi veren mensur bir bölümden sonra Zerdüştîliği öven bir kaside gelmektedir. 7. Serâmedân-ı Süḫan (İstanbul 1327/1912). Dârülfünun Edebiyat ve İlâhiyat fakülteleriyle Dârülmuallimîn'in edebiyat bölümlerinde okutulmak üzere hazırlanmış Farsça bir antolojidir. Müellif, Batılı araştırmacılardan yararlanarak Farsça hakkında bilgi verdikten sonra Rûdekî'den başlayarak Hâfız'a kadar on altı şairin biyografileriyle şiirlerinden parçalara yer verir. 8. Rubâiyyât-ı Ömer Hayyâm (İstanbul 1340/1922, Rıza Tevfik'le birlikte). Şarkiyatçı Edward Granville Browne'a ithaf edilen bu çeviri, Hüseyin Dâniş'in Hayyam hakkında yazdığı kendi şiirleri dışında 110 sayfalık uzun bir mukaddime ile başlar. Hüseyin Dâniş burada Batı ve Doğu'da yapılan araştırmalardan büyük ölçüde faydalanmıştır. 9. Fransızca-Türkçe Hukukî ve Medenî Lugat (İstanbul 1934). Hukukla ilgili bir kısım Fransızca terimlere bulunan Türkçe karşılıklardan meydana gelmektedir. 10. Münâzarâtım (İstanbul 1334). Rubâiyyât-ı Ömer Hayyâm dolayısıyla M. Fuad Köprülü ile yaptığı tartışmaları ihtiva etmektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN