İranlı sûfî Baba Kûhî

336-343 (947-954) yılları arasında Şîraz'da doğdu. Adının Nefeḥâtü'l-üns'te ve ona dayanan kaynaklarda Ali b. Muhammed şeklinde zikredilmesi yanlıştır. Bu yanlışlık Şeddü'l-izâr adlı kitabın iki yazma nüshasından kaynaklanmakta olup ondan bahseden ilk eserlerde ismi Muhammed b. Abdullah olarak kaydedilmektedir. Hayatının büyük bir bölümünü Şîraz'ın kuzeyindeki dağın eteğinde geçirdiği için Kûhî (dağlı) nisbesiyle tanınır. Büyük dedesi Bâkûye'nin (Bâkeveyh) adı Şîraz halkının dilinde zamanla Bâbâ şekline dönüşmüş, Sa'dî-i Şîrâzî de Bostân'ında onu Bâbâ Kûhî diye anarak övmüştür. Kûhî-i Şîrâzî, sûfî İbn Hafîf eş-Şîrâzî başta olmak üzere birçok âlimden dinî ilimleri tahsil etti. Genç yaşta İbn Hafîf eş-Şîrâzî'nin müridleri arasına katılan Kûhî 354 (965) yılında Şîraz'a gelen şair Mütenebbî ile tanıştı. Ardından Basra'ya gitti, oradan Nîşâbur'a geçti. Burada Abdülkerîm el-Kuşeyrî ve Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr ile görüşüp sohbetlerinde bulundu. Daha sonra Nihâvend'e gitti. Şeyh Ebü'l-Abbâs-ı Nihâvendî ile tanışıp takdirine mazhar olarak Şîraz'a döndü. Şîraz'ın kuzeyine yakın bir mağarada inzivaya çekilerek buraya bir tekke yaptırdı. Uzun bir ömür sürdükten sonra 442 (1050) yılında aynı yerde vefat etti ve Bâbâkûhî adıyla anılan yere defnedildi. Ölüm tarihi bazı kaynaklarda 428 (1037) olarak kaydedilmektedir. Kabri bugün de ziyaretgâhtır.

Kûhî, Hasan el-Errecânî'den ve başkalarından hadis dinlemiş, Abdülkerîm el-Kuşeyrî, oğlu Abdülvâhid, Ebû Bekir b. Halef eş-Şîrâzî kendisinden hadis rivayet etmiştir. Ancak hadisçiler Kûhî'nin hadis rivayetini uygun görmemişler ve ondan rivayet edilen şeylerin en hayırlısının tasavvufî fikir ve hikâyeler olduğuna dikkat çekmişlerdir. Kuşeyrî er-Risâle'sinde, İbnü'l-Cevzî Telbîsü İblîs'inde Kûhî'nin tasavvufa dair sözlerine geniş yer vermişlerdir.

Hermann Ethé, Kûhî'nin şiirlerinin vahdet-i vücûda dair günümüze kadar gelebilmiş Farsça şiirlerin en eskilerinden olduğunu söyler. Dinî ölçülere riayet etmeyi tasavvufa sülûk edenler için Allah'a ulaşma yolunda ilk merhale kabul eden ve bu merhale olmaksızın daha yüksek tasavvufî makamlara ulaşılamayacağını vurgulayan şairin şiirlerinde yüksek bir mârifet düzeyini terennüm ettiği görülmektedir.

Eserleri. 1. Bidâyetü ḥâli'l-Ḥallâc ve nihâyetühû. Hallâc-ı Mansûr hakkında Arapça bir risâle olup Louis Massignon tarafından Quatre textes inédits adlı eserin içinde neşredilmiştir (Paris 1919). 2. Dîvân. Farsça 2000'e yakın beyitten oluşan eser Şîraz'da basılmıştır (1347/1928; 1332 hş./1953). Ancak divanda yer alan şiirlerin birçoğunun aynı mahlası kullanan bir başka şaire ait olduğu, hatta Kûhî'nin Farsça bir mısra bile söylemediği ileri sürülmüştür. Onun kaynaklarda adı geçen Aḫbârü'l-ʿârifîn adlı eseri günümüze ulaşmamıştır

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN