Tâlekānî Kimdir, Tarihte Önemi Nedir? Tâlekānî Hayatı!

1910-1911 yılında Tahran’ın kuzeybatısında Tâlekān vadisindeki bir köyde doğdu

Babası siyasî konularla da ilgilenen Şiî âlimlerinden olup Tahran'da imam ve hatip olarak görev yapıyordu. Bu sebeple Tâlekānî'nin çocukluğu Tahran'da geçti. İlk bilgileri burada aldıktan sonra Kum ve Necef'teki medreselere girdi. Özellikle Âyetullah Hâirî Yezdî'den çok faydalandı. 1939'da Tahran'a döndü ve burada yerleşti. Sipehsâlâr Medresesi'nde ders okutmaya başladı. Aynı yıl içinde, önde gelen âlimler dışında herkesin uymaya mecbur tutulduğu kıyafet kanununa muhalefet ettiği gerekçesiyle Pehlevî idaresi tarafından üç ay süreyle hapsedildi, ardından yönetime karşı faaliyetleri bahane edilerek Tahran dışına sürüldü. Tâlekānî bu dönemde, ulemânın inanç konularında mâruz kaldığı zihnî karışıklık ve ülkenin sosyopolitik problemleri yüzünden ümitsizliğe düştü, dinin aslî kaynaklarına ve özellikle derinlemesine tetkik ihtiyacı duyduğu Kur'an'a yöneldi. 1939 yılından itibaren düzenlediği tefsir derslerinde Kur'an'dan seçtiği önemli konuları ulemâ dışındaki insanların da anlayabileceği bir dille ifade etmeye çalıştı. Rızâ Şah Pehlevî'nin 1941'de tahttan uzaklaştırılmasından sonra Tahran'a döndü. Tâlekānî'nin zihnini en çok meşgul eden şey, komünist düşüncenin İran gençleri arasında hızla yayılabileceği ve onları İslâm'dan uzaklaştıracağı endişesiydi. Zira o dönemde uygulanan baskılar ve süregelen din anlayışı söz konusu düşünceyi durdurabilecek nitelikte değildi. Bu sebeple cazip bir alternatife ve ideolojik çözüme mutlaka ihtiyaç vardı. Bunun gerçekleşmesi için Mehdî Bâzergân ve Yâdullah Sahâbî ile ortak çalışmalar yaparak çeşitli İslâmî kuruluşlarla irtibat sağladı.

1941-1953 arasında nisbî bir hürriyet ortamının doğması üzerine âlimlerin hiç de âdeti olmayan bazı faaliyetlere girişti, 1946'da Azerbaycan'ı tekrar ele geçiren İran birliklerine katıldı, 1947'de sosyal ve dinî meseleleri tahlil eden radyo konuşmaları yaptı. Bir yıl sonra Tahran'ın merkezinde bulunan Hidâyet Camii imamlığına tayin edildi ve "millî cephe"nin kurulmasıyla birlikte (1949) Hidâyet Camii, Tâlekānî'nin tasarladığı dinî faaliyetler çerçevesinde Başbakan Muhammed Musaddık taraftarlarının merkezi haline geldi. Fakat bu dönemde henüz şöhrete ulaşamadığı için âlimleri millî cephede toplayamadı. 1952 yılındaki parlamento seçimlerinde aday oldu, ancak seçim bölgesinin oyları iptal edildiğinden parlamentoya giremedi. Bununla birlikte Muhammed Musaddık'la ilişkilerini sürdürdü. Başbakan Musaddık'ın petrolü millîleştirmesi ve 1953'te meclisi kapatmasından sonra da Millî Mukavemet Cephesi'nde faaliyetlerine devam etti. 1961'de Mehdî Bâzergân'la birlikte İran liberal hareketine katıldı ve 1963'te hapsedildi. Şahın sert rejiminde kendisi için uygulanan aralıklı hapis ve sürgünler 1978 yılına kadar sürdü.

Tahran'da şah rejiminin sona ermesini isteyen, milyonlarca insanın katıldığı 10-11 Aralık 1978 gösterileri Tâlekānî tarafından düzenlendi. Bu sebeple şah rejiminin devrilmesi ve yeni rejimi kurmak üzere 1 Şubat 1979 tarihinde Humeynî'nin İran'a dönmesinde onun büyük payının olduğu belirtilmektedir. Gerek şah döneminde gerekse İslâm Cumhuriyeti'nin kuruluşu devrinde Tâlekānî kendi derecesinin üstünde gördüğü Humeynî ile hiçbir anlaşmazlığa düşmedi. Bu arada inkılâp güçlerinin birliğini devam ettirme düşüncesiyle İran liberal hareketiyle olan ilişkisini kesti. İnkılâbın ilk yılında adaylar arasında en çok oyu alarak Tahran'dan Mütehassıslar Meclisi'ne seçildi ve Humeynî tarafından Tahran cuma imamlığına tayin edildi. İran anayasa taslağının nihaî şeklinin meclis tarafından kabul edilmesinden kısa bir süre önce 9 Eylül 1979 tarihinde vefat etti.

1960'lı yılların İran'ında dinle devletin birbirinden ayrılmasının gereği öne sürüldüğü zaman ulemâ sınıfı, on ikinci imam düşüncesinin İmâmiyye Şîası'nın toplum hayatındaki yerini kutsal sayan 1906 Meşrutiyet anayasasının ilgili maddelerini muhafaza etmek istiyordu. Mehdî Bâzergân ve Seyyid Hâdî Hüsrevşâhî dinin siyasetten ayrılmasının peygamber geleneğine ters düşeceğini ileri sürerken Tâlekānî de hükmetme yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu belirterek Hz. Muhammed'in hem peygamberlik hem devlet adamlığı özelliğini öne çıkarmış, din-devlet ayrışmasına bütün gücüyle karşı çıkmıştır (Şahruh Ahavi, s. 62-63). Yine o dönemde radikal âlimler arasında sayılan Humeynî, Mahallâtî Şîrâzî ve Sâdık Rûhânî ile aynı düşüncede olan Tâlekānî yoksulların sömürülmesi, devlet kademelerindeki rüşvet, yolsuzluk ve başıbozukluğa son verilmesinin gereğini ortaya koyuyor, İslâm adaletini tesis etme konusunda diğer gruplardan farklı düşünmemekle birlikte tek kişinin yönetimine yahut monarşiye ciddi şekilde sınırlamalar getirilerek kamu yönetiminde kitlelerin sesini duyurabilecek gerçek bir parlamenter sistemin kurulmasını açıkça istiyordu (a.g.e., s. 182-183). Tâlekānî'nin, içinde yaşadığı toplumun idaresini elinde tutan devletin yapısı ve işleyişiyle çelişen bu düşünceleri hapis ve sürgünle karşılık bulmuştur. 1959 sonlarında meclise sunulan toprak reformu kanununa yönelik önemli bir varlık gösteremeyen ulemâ içinde radikal fikirleriyle öne çıkan Tâlekānî'ye göre arazi özel mülk, devlet arazisi, vakıf arazi ve ekilip biçilmeyen alanlar olmak üzere dört sınıfta ele alınmalıydı. Topraksız çiftçinin kurtuluşu, toprak ağalarının elinde bulunan ve işlenmeyen bu ölü arazilere bağlıydı. Ona göre ağalar ekip biçtikleri toprakları kullanacak, belirtilen nitelikteki araziler ise topraksız fakir çiftçilere dağıtılacak, böylece ağa baskısına son verilecekti. Hükümet ise bu konuda yapılan anlaşmalarda aracı ve garantörlük görevini yerine getirecekti (a.g.e., s. 171-173).

Bu arada Tâlekānî'nin ileri sürdüğü bir kısım düşüncelerde muhtemelen ortaya çıkan şartlara göre bazı dönüş veya değişikliklerin görüldüğü de belirtilmelidir. Meselâ 1979 yılı baharına kadar âlimlerin aktif siyasete katılması gerektiğini söylerken bu tarihten sonra siyasetle iç içe olan ulemâyı açıkça eleştirmiş, onların bu hareketleriyle dini politikaya karıştırdıklarını ifade etmiş, ulemânın gerçek yerinin siyaset değil camiler olması gerektiğini söylemiş, ayrıca ulemânın siyasî makamlara gelmeyi kabul etmesinin toplumda mevcut olan problemleri daha da arttıracağını iddia etmiştir (a.g.e., s. 300, 306). Onun hayatı boyunca savunduğu düşüncelere aykırı olan bu durum, yeni kurulan cumhuriyetin takip edeceği siyaseti rahatlatma veya kısa bir süre için de olsa siyasetin gerçek yüzünü gösterme amacına bağlanabilir. Ayrıca yine inkılâbın gerçekleştirilmesinin ardından Humeynî taraftarlarıyla Tâlekānî ve Şerîatmedârî mensupları arasındaki uyuşmazlıkların kendisini böyle bir düşünceye sevketmiş olduğu da söylenebilir. Zira bu dönemde Şerîatmedârî ile uzlaştığı görülen Tâlekānî birçok kuruluş tarafından yegâne cumhurbaşkanı adayı olarak görülüyordu (a.g.e., s. 309).

Eserleri. 1. Pertevî ez Ḳurʾân. En önemli eseri olup 1963-1978 yılları arasında kaleme alınan hacimli bir tefsirdir. Hazırlandıkça ciltleri neşredilen eserin diğer tefsirlerden farkı, halkın kolayca anlayabilmesi için kelime açıklamalarının basit bir tarzda yapılmış olması, toplumun kötülüklerden sakınması yolunda Kur'an'dan aydınlatıcı düşünceler ortaya koyması, kişilerin irade ve fiillerinde hür olduklarını belirterek sorumluluk duygularını güçlendirmeye özen göstermesidir (I-VI, nşr. Seyyid Muhammed Mehdî Ca'ferî, Tahran 1358 hş., 1386 hş., 1390 hş.). 2. Muḳaddimetü Tenbîhi'l-ümme ve tenzîhi'l-mille. Muhammed Hüseyin en-Nâînî'nin Tenbîhü'l-ümme adlı eserinin uzun bir mukaddime ve açıklamalarla birlikte neşridir (Ḥükûmet ez Naẓar-i İslâm, Tahran 1955, 1982, 8. bs.). 3. Temerküz ve ʿAdem-i Temerküz-i Merciʿiyyât ve Fetvâ. Merci-i taklîd ile fetva konularının ele alındığı eser, tanınmış bazı âlimlerin yazılarının da bulunduğu Baḥs̱î der Bâre-i Merciʿiyyet ve Rûḥâniyyet adlı derleme kitap içinde yayımlanmıştır (Tahran 1341 hş., s. 201-213). 4. İslâm ve Mâlikiyyet. İslâm'da mülkiyet hakkına dair bir çalışmadır (Tahran 1355 hş., 1388 hş.). Eser Ahmed Cebbârî – Ferheng Recâyî (Ahmad Jabbari – Farhang Rajaee) tarafından Islam and Ownership adıyla İngilizce'ye tercüme edilmiştir (Lexington 1983). 5. Cihâd ve Şehâdet (nşr. Muhammed Hanîf Nejâd, baskı yeri yok, 1357 hş.; Tahran 1359 hş.; Houston 1365 hş./1986). 6. Şehâdet ve Şûrâ. Tâlekānî'nin cuma hutbelerini içerir (Tahran 1358 hş.). 7. Dershâ-yi Ḳurʾânî (Tahran 1386 hş.).

Kaynak: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA