Yunus Vehbi Efendi Kimdir?

Rize’ye bağlı Velâ (Vilâ) köyünde (günümüzde Gündoğdu beldesine bağlı Veliköy) doğdu

Emîr Ahmedoğulları'ndan Hacı Hatib Mehmed Efendi'nin oğludur. Babasının Kayserili olduğu ve 1248'de (1832) İstanbul'da doğduğu yolunda Ömer Nasuhi Bilmen tarafından verilen bilgi hatalıdır. Babasına nisbetle evlâd-ı Hatibzâdeler diye bilinen aileden çok sayıda devlet adamı ve âlim yetişmiştir. Yûnus Vehbi Efendi köyünde başladığı tahsiline Rize, Konya ve Kayseri'de devam etti. Ardından gittiği İstanbul'da eğitimini Fâtih medreselerinde sürdürdü. Arnavut Hoca Ali Efendi ile Mağribî Muhaddis Şeyh Kasım Efendi'nin derslerine girdi ve her ikisinden icâzet aldı. Bilmen, Yûnus Vehbi Efendi'nin tahsilini tamamladıktan sonra Isparta kadılığına tayin edildiğini belirtirse de kayıtlarda böyle bir bilgi yer almamaktadır. Tercüme-i hâl varakasında 1859'da imtihanla "tarîk-i kudâta dahil olduğu" kaydedilmekle beraber dosyasındaki evrakta daha sonra yapılan incelemede bu kayda rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Vehbi Efendi 1861'de Fetvâhâne-i Âlî'nin fetva odasında müsevvid olarak göreve başladı. 1863'te Mekke-i Mükerreme bab niyâbetine tayin edildi, aynı yıl kendisine ibtidâ-i hâric rütbesiyle İstanbul müderrisliği de tevcih edildi. 1865'te Mekke-i Mükerreme bab niyâbetinden ayrılıp İstanbul'a döndü ve Fetvâhâne-i Âlî'de müsevvidliğe devam etti. Ertesi yıl bu görevi yanında İ'lâmât-ı Şer'iyye Müdüriyeti mümeyyiz muavinliğine getirildi ve kendisine müderrislik maaşı tahsis edildi. 1868'de ayrıca Muallimhâne-i Nüvvâb (Mekteb-i Kudât) müdürlüğüne tayini yapıldı ve Meclis-i İntihâb-ı Hükkâm üyesi oldu. Aynı yıl Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'yi hazırlamak için oluşturulan heyette görevlendirildi. Buradaki görevi beş yıl kadar sürdü. Mecelle'nin beşinci kitabından itibaren "Kitâbü'r-Rehn, Kitâbü'l-Emânât, Kitâbü'l-Hibe ve Kitâbü'l-Ġaṣb ve'l-itlâf" başlıklı bölümlerin yazımına katıldı. Beşinci kitabın sonunda "müdîr-i Mekteb-i Nüvvâb", altı, yedi ve sekizinci kitapların sonunda "müdîr-i Muallimhâne-i Nüvvâb" unvanıyla imzası vardır. "Kitâbü'l-Vedîa"yı hazırlayan heyette de yer aldığı kaydedilir.

1873 Mayısında Muallimhâne-i Nüvvâb müdürlüğünden ayrılmasının ardından İ'lâmât-ı Şer'iyye Müdüriyeti mümeyyizliğine getirildi. Temmuz 1873'te terfi edip reîsülmüsevvidîn (sermüsevvid) oldu. Eylül 1874'te İstanbul kadılığı müsteşarlığı görevine tayin edildi. 1875 Kasım sonundan itibaren bir yıl süreyle uhdesine bilâd-ı mahrecden Halep mevleviyeti verildi. Haziran 1876'da İstanbul kadılığı müsteşarlığından ayrıldı ve yaklaşık bir ay sonra Emvâl-i Eytâm Dairesi müdürlüğüne getirildi. Eylül ayında bu görevden ayrılıp Bağdat merkez niyâbet-i şer'iyyesiyle görevlendirildi, buna ilâveten müfettiş-i hükkâm ve dîvân-ı temyîz reisliği yaptı. Kasım 1876'da Halep mevleviyetinden, Şubat 1879'da Bağdat niyâbetinden ayrıldı. Ağustos 1879'dan Nisan 1880'e kadar İzmir nâibliği ve mahkeme-i bidâyet reisliği yaptı. Mayıs 1880 - Nisan 1882 arasında Yanya niyâbeti ve istînâf-ı hukuk riyâseti görevinde bulundu. Temmuz 1882 - Haziran 1884 tarihlerinde Kudüs niyâbet-i şer'iyyesi ve bidâyet reisliğini üstlendi. Temmuz 1884'ten itibaren uhdesine bir yıl süreyle bilâd-ı hamseden Edirne mevleviyeti verildi. Mart 1885'te Ankara niyâbet-i şer'iyyesiyle istînaf riyâsetine tayin edildi. Otuz ay sürdürdüğü bu görevi esnasında Bektaşî Dergâhı'nın ıslahına memur edildi. Temmuz 1885'te mevleviyetten ve Haziran 1887'de niyâbetten ayrıldı. Aynı yılın Eylülünde Mekke kadılığına tayin edildi. Bir yıl sonra hizmetini tamamlayarak Mekke kadılığından ayrıldı ve rütbesi İstanbul pâyesine yükseltildi.

Haziran 1889'da Evkāf-ı Hümâyun müfettişliğine getirilen Yûnus Vehbi Efendi, Ağustos 1890'da bu görevden ayrıldı. Meclis-i Tedkīkāt-ı Şer'iyye âzası iken Haziran 1892'de Edirne merkez niyâbet-i şer'iyyesine tayin edildi. Mayıs 1894'te bu görevden ayrılarak Mayıs 1895'te Beyrut vilâyeti merkez niyâbet-i şer'iyyesine getirildi ve Ağustos 1897'ye kadar bu görevini sürdürdü. Ocak 1898'de ikinci defa Meclis-i Tedkīkāt-ı Şer'iyye âzalığına tayin edildi ve Mayıs 1898 tarihinde uhdesine Anadolu kazaskerliği pâyesi verildi. Ağustos 1904'te ikinci defa Mekteb-i Nüvvâb müdürlüğüne getirildi. Ağustos 1908'de Mekteb-i Nüvvâb müdürlüğünden, 4 Nisan 1909'da Meclis-i Tedkīkāt-ı Şer'iyye âzalığından ayrıldı. Eylül 1909'da emekliye sevkedildi. Vehbi Efendi, İstanbul Müftülüğü Meşihat Arşivi'nde bulunan şahsî sicil dosyasına göre 27 Ramazan 1331 (30 Ağustos 1913) tarihinde vefat etti. Bilmen'in 1322'de (1904) öldüğü ve Fâtih Camii bahçesinde defnedildiği şeklinde verdiği bilgi doğru değildir. Mezarı Eyüp'te eski adı Boyacı sokak olan Sultan Reşad caddesi üzerindeki Canan Hanım Türbesi'nin arkasında yer alır. Mezar taşında, "Ecille-i ricâl-i ilmiyyeden ve Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'yi tanzim eden fühûl-i fukahâdan Kazasker el-Hâc Yûnus Vehbi Efendi 1331 senesi Ramazân-ı şerifinde leyle-i celîle-i Kadir'de bârgâh-ı ehadiyyete tevdî-i rûh etmiştir" ibaresi yazılıdır.

Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilen Yûnus Vehbi Efendi'nin Dürerü'l-ḥikem fî esrâri menâsiki'l-ḥac li'l-Beyti'l-ḥarem adlı küçük hacimli bir eseri vardır (İstanbul 1318, 1320). Edirne merkez nâibi iken bizzat kaleme aldığı hal tercümesinde dört defa hacca gittiğini kaydeden müellif bu eserinde daha çok Kâbe'nin ve Harem'in sırlarından bahsetmiştir. Yûnus Vehbi Efendi'nin Esrâru Menâsik-i Hacc-ı Şerîf isimli kitabı Dürerü'l-ḥikem'in genişletilmiş şeklidir. Eser Arapça ve Türkçe olarak kaleme alınmıştır (İstanbul 1318, 1320). Kısa ve özlü bir anlatımı olan eserin hazırlanmasında Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûḥâtü'l-Mekkiyye, Rûzbihân-ı Baklî'nin ʿArâʾisü'l-beyân, İmam Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn ve Bosnevî Ali Dede'nin Ḫavâtimü'l-ḥikem adlı eserlerinden istifade edilmiştir. Eser Veysel Akkaya ve Nesibe Akkaya tarafından bazı ilâvelerle birlikte Haccın Sırları adıyla yeniden yayımlanmıştır (İstanbul 2003).

Kaynak: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA