Ehl-i Bid'at Ne Demektir?

Sözlükte "dinle ilgili olarak yeni görüş ve davranışları benimseyenler" anlamına gelen ehl-i bid'at (ehlü'l-bid'a, çoğulu ehlü'l-bida'), terim olarak farklı şekillerde yorumlanmakla birlikte Ahmed b. Hanbel, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî, İbn Hazm, Şehristânî ve Süyûtî gibi âlimlerce yapılan tariflerde genellikle ortak nokta "sünnetin terkedilmesi"dir. Buradaki "sünnet", Resûlullah ile ashap topluluğunun İslâm'ın inanç ilkeleri demek olan akaid alanında takip ettikleri yol anlamına gelir. Buna göre ehl-i bid'at, "aklı esas alıp nasları te'vil etmek suretiyle Hz. Peygamber'den sonra sünnete aykırı bazı inanç ve davranışları benimseyenler" şeklinde tarif edilebilir.

Kur'ân-ı Kerîm'de ehl-i bid'at tabiri geçmemekle birlikte "b-d-'a" kökünden türeyen bedî', bid' ve ibtidâ' kelimeleri dört âyette yer almıştır. Bu âyetlerin birinde (el-Hadîd 57/27), Allah tarafından farz kılınmadığı halde Hz. Îsâ'dan sonra hıristiyanlarca ruhbanlığın icat edildiği belirtilerek bir anlamda bunu yapanlar bid'at ehli olarak kabul edilmiştir. Diğer iki âyette bedî' kelimesi, Allah'ın gökleri ve yeri örneksiz bir güzellikte yarattığını, bid' ise Hz. Peygamber'in risâlet ve nübüvveti ilk defa icat eden kişi olmadığını (el-Ahkāf 46/9) belirtmek için kullanılmıştır. Bir rivayete göre İbn Abbas, kıyamet günü bazı kimselerin yüzlerinin kararacağını haber veren âyette (Âl-i İmrân 3/106) kastedilenlerin ehl-i bid'at olduğunu söylemiştir. Şâtıbî, müteşâbih âyetleri te'vil edenlerin kalplerinde sapıklık bulunduğunu ifade eden âyetin (Âl-i İmrân 3/7), Şevkânî de Allah'ın âyetlerini alay konusu yapan müşriklerden bahseden âyetin (el-En'âm 6/68) ehl-i bid'ata işaret ettiğini kaydetmişlerdir. Ancak bu âyetlerin müslümanları değil kâfirleri konu aldığı düşünülürse yukarıdaki görüşlerin indî telakkiler niteliğinde olduğu ortaya çıkar.

Hadis literatüründe bid'at kavramının geniş bir şekilde yer aldığı dikkati çekmektedir. Konuyla ilgili rivayetlerde sonradan ortaya çıkan her şeyin bid'at, her bid'atın ise sapıklık olduğu belirtilmiş (Ebû Dâvûd, "Sünnet", 6), ayrıca çeşitli gruplara ayrılmak suretiyle dinlerini parçalayanların bid'at sahibi oldukları ve böylelerinin tövbe ve ibadetlerinin kabul edilmeyeceği ifade edilmiştir (İbn Ebû Âsım, I, 8, 2122). Ancak bu rivayetlerin bir kısmı isnad, bir kısmı da metin bakımından zayıf görülmüştür. Bu konuya dair literatürden anlaşıldığına göre ehl-i bid'at tabiri lafız olarak hadislerde geçmemekte, fakat müteahhir bazı kaynaklarda Hz. Peygamber'e nisbet edilen rivayetlerde bu tabire rastlanmaktadır. Hatta bunların bir kısmında ehl-i bid'ata ilişkin hadislerin mütevâtir olduğu iddialarına bile yer verilmiştir. Ayrıca kaynaklarda ashabın ileri gelenlerinden Muâz b. Cebel, İbn Mes'ûd, İbn Ömer ve İbn Abbas'a, her türlü bid'atla bunları benimseyenlerin tenkidine dair çeşitli rivayetler nisbet edilmiştir. Bu rivayetlere göre ashap yeni zuhur eden olaylar karşısında itikadî problemlere dalıp görüş beyan etmekten sakınmış ve müslümanları bu tür görüşlere itibar etmemeleri için uyarmıştır. Hadisleri derleyen âlimler Kaderiyye, Cehmiyye, Mürcie, Râfıza (Şîa) gibi fırkaların kınanmasını konu alan ve Hz. Peygamber'e atfedilen rivayetlerle ehl-i bid'atın kastedildiğini düşünerek bunları "bid'attan sakınmanın lüzumu ve sünnete bağlanmanın gerekliliği" gibi bablarda toplamışlardır . Kaynaklarda ehl-i bid'at karşılığında bazan "ashâbü'l-bida', ehl-i ehvâ, mübtedia, ehl-i dalâlet, ehl-i zeyğ" gibi tabirler de kullanılır.

Ehl-i bid'at teriminin ne zaman ortaya çıktığı ve ilk defa kimin tarafından kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte rivayete göre Hasan-ı Basrî Ehl-i sünnet'in yanı sıra ehl-i bid'at tabirini de kullanmıştır (Dârimî, "Muḳaddime", 23). Buna göre söz konusu tabir hicrî I. yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkmıştır. Sünnete bağlanıp bid'attan kaçınmanın gereğine işaret eden rivayetlerin hadis mecmualarında bir araya getirilmesinden, ayrıca bazı âyet ve hadislerin bid'at ehline işaret ettiğine dair açıklamaların kaynaklarda nakledilmesinden sonra ehl-i bid'at terimi III-IV. (IX-X.) yüzyıllara ait eserlerde fazlaca yer almaya başlamış ve bunların tesiriyle Ehl-i sünnet âlimlerince Cehmiyye, Havâric, Mürcie, Şîa, Kaderiyye, Mu'tezile gibi fırkalar ehl-i bid'at olarak kabul edilmiştir.

Kaynaklar ehl-i bid'atın ortaya çıkışını genellikle, nasların zâhirî mânalarının akla aykırı olduğunu zannedip bunları te'vil etmek, Kur'an ve Sünnet hakkında yeterli bilgiye sahip bulunmamak, birtakım felsefî görüşleri mutlak doğrular olarak kabul edip nasları bunlarla uzlaştırmaya çalışmak, uydurma ve zayıf hadislere dayanmak, başka dinlerin, siyaset ve kültürlerin tesirinde kalmak, Kur'an ve Sünnet'i dikkate almayıp şeytânî telkinlere kapılmak, Kur'an ve Sünnet'i bazı siyasî ve ideolojik görüşler doğrultusunda yorumlamaya çalışmak gibi sebeplere bağlarlar.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN