Çeşitli makamlarda bulunan bir aile Bermekîler

Bermekî ailesinin menşei hakkında kaynaklarda verilen bilgiler birbirinden farklıdır. Arap tarihçileri ailenin atası olan Bermek'in Belh civarında Nevbahar (Nâva Vihara) Budist Tapınağı'nın rahibi olduğunu, buna karşılık İranlı tarihçiler ile bazı Arap tarihçileri ise bir Zerdüştî tapınağına mensup bulunduğunu ifade ederler. Ancak kaynakların verdiği bu bilgileri diğer kaynak malzemesiyle karşılaştırınca Bermek'in Budist olduğu gerçeği ortaya çıkar. Öte yandan 629-645 yılları arasında Orta Asya'yı dolaşan ve bu arada Belh'e de uğrayan Çinli seyyah Hiuan Ç'ang, Belh hakkında bilgi verirken bu şehirde yüz kadar Budist tapınağının olduğunu belirtir. Bunlardan şehrin güneyinde bulunan iki büyük tapınaktan birisi muhtemelen Bermekîler'in mensup olduğu Nevbahar'dır.

Bermekî ailesinin daha sonraki yıllarda kazanmış olduğu şöhret ve itibar, onlar hakkında gerçekle ilgisi olmayan çok çeşitli rivayetlerin kaynaklarda yer almasına sebep olmuştur.

Bermekî ailesinin ataları hakkındaki bilgiler çok az ve ekseriya efsanevî rivayetlerden ibarettir. Daha çok İranlı tarihçilerin kaydettikleri rivayetler, Bermekîler'in atalarının Sâsânî Devleti'nin ilk zamanlarından itibaren vezirleri olduklarını ve bu görevin babadan oğula geçerek asırlarca devam ettiğini ileri sürerler. Bermekîler'in İslâm devletiyle temasları hakkındaki bilgiler de aynı şekilde yetersiz ve gerçekleri aksettirmekten uzaktır. Bazı kaynaklar Bermek'in Hz. Osman devrinde Müslümanlığı kabul ettiğini, diğer bazı kaynaklar ise aileden ilk defa Hâlid b. Bermek'in müslüman olduğunu ve onu kardeşleri Hasan ile Süleyman'ın takip ettiğini belirtir. Bir üçüncü rivayette ise Bermek'in Halife Abdülmelik b. Mervân ve Hişâm ile iyi münasebetler kurduğu ileri sürülmektedir.

Bermekîler'den ilk müslüman olanın Hâlid b. Bermek olduğu muhakkaktır. Ancak ailenin müslümanlarla münasebetleri daha önce başlamıştır. Hz. Osman zamanında Belh'e karşı 32'de (653) bir akın yapıldığı bilinmekle beraber Bermek ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. 42 (662-63) yılında Belh fethedilerek Nevbahar Mâbedi tahrip edildi. Bununla beraber mâbedin tamamen ortadan kaldırılmadığı, Mâverâünnehir'in fethi sırasında Tohâristan hâkimi Nîzek Tarhan'ın burada ibadet ettiğine dair verilen bilgilerden anlaşılmaktadır. Horasan Valisi Esed b. Abdullah el-Kasrî, 726'da Belh ve bu arada Nevbahar Mâbedi'nin tamir edilmesi görevini Bermek'e vermiştir. Görüldüğü gibi Bermek Emevî idaresiyle iyi geçinmiş ve Belh'te dinî itibarı yanında siyasî itibarını da devam ettirmiştir.

Bermekî ailesinden Hâlid'in 92'de (710-11) dünyaya geldiği rivayet edilir. Onun tahsili ve gençlik yılları hakkında bilgi yoktur. Abbâsî ailesinden İmam Muhammed ve İbrâhim ile bir münasebeti olmadığı muhakkaktır. Bununla beraber Abbâsî ihtilâline katıldığı, bu sırada kendini gösterdiği ve Kahtabe b. Şebîb'in ordusunda ele geçirilen ganimetin taksimi ile görevlendirildiği (747) bilinmektedir. Yine bu savaşlar sırasında Deyrükunnâ ve çevresinin idaresine memur edildi.

Abbâsîler'in hilâfete geçmelerinden sonra Hâlid'in Halife Ebü'l-Abbas es-Seffâh ile çok yakın münasebetler kurduğu anlaşılmaktadır. Nitekim halife onu Dîvânü'l-harâc ve Dîvânü'l-cünd'ün başına getirmiştir. Aynı zamanda halifenin hususi kâtibi olarak da vazife görüyordu. Bu yıllarda vezirlik henüz tam anlamıyla kurulmadığından vezir ve ona bağlı divanların başkanlarının görevlerini kâtipler yürütüyordu. Bazı kaynakların Hâlid'in vezirliğinden bahsetmesine rağmen o bu unvanı taşımıyor, fakat vezirin görevlerini yürütüyordu. Kâtiplerin reisi olarak divanların idaresi de kendisine bağlı idi. Kısa süren halifeliği sırasında Ebü'l-Abbas ile onun arasında samimi bir yakınlık doğmuştu. Öyle ki Ebü'l-Abbas'ın kızına Hâlid'in karısı ve Hâlid'in kızına Ebü'l-Abbas'ın karısı süt annelik yapmıştır.

Mansûr devrinde de Hâlid'in halife nezdindeki itibarının devam ettiği görülmektedir. Mansûr'un halife olmasından sonra divanların idaresini bir yıl kadar o yürütmüştür. Fakat aleyhindeki tertipler sebebiyle yeni halife onu merkez teşkilâtındaki görevinden alarak Fars valiliğine tayin etti. Bu vazifesinde iki yıl kadar kalmıştır. Daha sonra merkeze dönen Hâlid tekrar halifenin güvenilir adamları arasına girer. Bağdat'ın kuruluşunda vazife aldığı gibi Îsâ b. Mûsâ'nın Mehdî-Billâh lehine veliahtlıktan feragat etmeye mecbur edilmesinde de önemli rol oynamıştır. Bu nüfuzuna rağmen yine muhtemelen bazı baskılar üzerine Halife Mansûr onu tekrar merkezden uzaklaştırmak zorunda kalmış ve Taberistan valiliğine tayin etmiştir. Hâlid b. Bermek Taberistan'da yedi yıl kadar valilik yapmış, hatta adına para bile bastırmıştır. Demâvend yakınındaki Üstünâvend Kalesi'ni zapteden Hâlid bu bölgede halifenin ismine izâfeten el-Mansûre adı verilen bir de şehir kurmuştur. Uzun süren valiliği boyunca bölgeye yaptığı hizmetler sebebiyle halk tarafından çok seviliyordu. Halife Mansûr ölümünden kısa bir süre önce Hâlid'i ağır bir para cezasına (2.700.000 dirhem) çarptırdı, fakat sonra kendisini affederek Musul'a ve oğlu Yahyâ'yı da Azerbaycan valiliğine tayin etti. Mehdî'nin halifeliğinin başlarında ise Fars valiliğine getirildi. Bu görevde ne kadar kaldığı bilinmeyen Hâlid 165'te (781-82) vefat etti.

Hâlid b. Bermek İslâm devleti hizmetinde Bermekî ailesinin ilk temsilcisi ve bu ailenin bir hânedan haline gelmesini sağlayan kişidir. Üç halife zamanında çeşitli görevlerde bulunmuş ve daima itibar ve nüfuzunu korumuştur. Devlet adamı olarak ileri görüşlü, gerçekçi ve doğru bildiği hususlarda kararlı bir şahsiyetti.

Bermekî ailesinin en meşhur ferdi, uzun süre vezirlik yapmış olan Yahyâ b. Hâlid'dir. Abbâsî sarayında ve babasının gözetiminde her hususta iyi yetişen Yahyâ, önce babasının yardımcısı olarak idarî görevler almış ve 775'te Azerbaycan valiliğine getirilmiştir. Halife Mehdî-Billâh onu oğlu Hârûnürreşîd'e hoca ve kâtip tayin etmiştir. Hârûnürreşîd halife oluncaya kadar bu görevi yürüten Yahyâ, onun Orta Anadolu'ya karşı yaptığı bir seferde ordunun levazım işlerini yürütmüştür. Hârûnürreşîd ikinci veliaht tayin edilerek doğu eyaletlerinin valiliğine getirilince bu bölgeyi onun adına Yahyâ idare etti ve bu görevde Halife Mehdî-Billâh'ın ölümüne kadar kaldı. Mehdî-Billâh'ın ölümü Bağdat'ta karışıklıkların çıkmasına sebep oldu. Askerler maaşlarının verilmediğini bahane ederek bazı ileri gelenlerin evlerini ateşe verdiler. Bu sırada Hârûn ve Yahyâ Bağdat'ta bulunuyorlardı. Mehdî-Billâh'ın hanımı Hayzürân bint Atâ, Yahyâ'dan karışıklıkların bastırılmasını istedi. Yahyâ derhal askerlerin maaşlarını ödeyerek karışıklıkları önledi ve bu sırada Cürcân'da bulunan yeni halife Hâdî-İlelhakk'ın acele Bağdat'a gelmesini sağladı.

Hâdî Hârûn'a yakınlığı sebebiyle Yahyâ'yı sevmiyordu. İkinci sırada veliaht olan Hârûn'u azledip oğlu Ca'fer'i veliaht tayin etmek isteyince Yahyâ Ca'fer'in küçük olduğunu ileri sürerek halifenin bu isteğine karşı çıktı, hatta Hârûn'u hakkından vazgeçmemesi için uyardı. Hayzürân da onu destekleyince Hâdî düşüncesini gerçekleştiremedi. Ancak Yahyâ'ya olan kini daha çok arttı ve sonunda onu hapsetti. Halife Yahyâ'yı öldürtmek istiyordu, fakat kendisinin ansızın ölümü (25 Eylül 786) Yahyâ'yı kurtardı.

Hârûnürreşîd halife olunca Yahyâ'yı derhal hapisten çıkardı ve çok geniş yetkilerle vezir tayin etti. Bu tayinle Bermekîler'in iktidar devri başlıyordu.

Hârûnürreşîd'in hilâfetinin ilk yıllarında Yahyâ, halifenin annesi Hayzürân'ın direktifleri çerçevesinde devlet işlerini yürütüyordu. Hayzürân'ın ölümünden (789) sonra ise iktidar tek başına Yahyâ'nın eline geçti. Yahyâ vezirliğinin ilk zamanlarında oğulları Fazl ve Ca'fer ile her sabah öğleye kadar müracaat eden kişilerin şikâyetlerini dinler, devlet işlerini görüşür ve birlikte karar verirlerdi. Bu sebeple Fazl ve Ca'fer için bazı kaynaklar "vezir" unvanını kullanırlar. Dîvânü'l-hâtem dışında bütün divanlar Yahyâ'ya bağlanmıştı. Dîvânü'l-hâtem'in başında bulunan Ebü'l-Abbas el-Fazl b. Süleyman et-Tûsî ölünce (171/787-88) Dîvânü'l-hâtem de Yahyâ'nın emrine verildi ve Taberî'nin ifadesiyle iki vezirlik (el-vizâreteyn) onun uhdesinde toplandı. Fakat Dîvânü'l-hâtem zaman zaman el değiştiriyor ve oğulları Fazl ile Ca'fer'e veriliyordu.

Yahyâ'nın iki oğlu yalnız babalarına yardım etmekle kalmıyor, merkez ve eyaletlerde önemli görevler de üstleniyorlardı. Yahyâ'nın büyük oğlu ve Hârûnürreşîd'in süt kardeşi Fazl, babasının vezirliğinin ilk yıllarında idarede birinci planda rol oynamıştır. 176'da (792-93) Cibâl, Azerbaycan ve Taberistan valiliğine tayin edilmiş ve Hz. Ali evlâdından Yahyâ b. Abdullah'ın isyanını bastırmıştır. Ertesi yıl Horasan valisi olan Fazl bu eyaletteki huzursuzlukları bertaraf etmiş, bölgenin imarına gayret sarfetmiş ve kanallar açtırarak ziraatın gelişmesine yardımcı olmuştur. Birkaç yıl ayrılıktan sonra Bağdat'a dönen Fazl, 797'de halife ile babası hacca gidince merkezde idarenin başında bulunmuştur. Ancak bu tarihten itibaren halifenin Fazl'a karşı tutumu değişmiş ve veliaht Muhammed el-Emîn'in hocalığı hariç diğer görevleri üzerinden alınmıştır.

Kaynaklarda hakkında çeşitli hikâyeler anlatılan Ca'fer ise Bağdat'tan hiç ayrılmamış ve devamlı halifenin yanında kalmıştır. Çok iyi bir tahsil yapan, edebiyat ve sanattan anlayan Ca'fer hemen her gün halife ile ilmî ve edebî sohbetler yapıyordu. Fazl doğu eyaletlerine vali tayin edilince Ca'fer de batı eyaletlerine vali tayin edildi. Âdeta devletin taşra idaresi Yahyâ'nın oğulları arasında taksim edilmişti. Ancak Ca'fer Bağdat'tan ayrılmayıp eyaletlerini vekilleri vasıtasıyla idare ediyordu. Yalnız Suriye'de çıkan bir isyanı bastırmaya memur edilince 796'da kısa bir süre Bağdat'tan ayrılmak zorunda kaldı. Valilik görevi yanında berîd* teşkilâtı da ona bağlı idi. Ayrıca darphâne ve tırâz* atölyeleri onun idaresine verilmişti. Makrîzî'ye göre ilk defa darphânenin idaresi halifenin dışında birisine veriliyor ve Ca'fer'in ismi de sikkede yer alıyordu. Bu halifenin Ca'fer'e duyduğu sevgi ve güvenin bir işaretidir. Bunlara ilâve olarak Ca'fer ikinci sırada veliaht olan Me'mûn'a hoca tayin edilmişti. Yahyâ'nın oğullarından Muhammed ile Mûsâ'nın önemli mevkilere getirilmediği görülmektedir. Yalnız Muhammed askerî kabiliyeti ve cesareti sebebiyle 792'de Suriye valisi tayin edilmiş ve kısa süre valilik yapmıştır.

Yahyâ b. Hâlid vezirlik yaptığı on yedi yıl boyunca idarede mutlak bir iktidara ve tasarruf hakkına sahipti. Merkezdeki yüksek dereceli memurları azil ve tayin ettiği gibi valilerin tayininde de halifeye telkin ve tavsiyelerde bulunabiliyordu. Yahyâ'nın vezirlik yaptığı Hârûnürreşîd devri Abbâsî hilâfetinin en parlak dönemi kabul edilir.

Başta Yahyâ olmak üzere Fazl ve Ca'fer büyük bir debdebe içinde yaşıyorlardı. Dicle'nin doğusunda geniş bahçeler içinde yer alan sarayları zenginlik ve zarafetleriyle ün salmıştır. Ca'fer'in yaptırdığı saray, daha sonra Halife Me'mûn zamanındaki halifelik sarayını (Dârülhilâfe) meydana getiren birçok sarayın çekirdeğini teşkil etmiştir. Bermekî ailesi mensupları inanılmaz derecede büyük bir servete sahiptiler. Cömertlikleri darbımesel olmuştu. Bermekî kelimesi "cömert"in karşılığı olarak kullanıldığı gibi "Ca'fer kadar eli açık" tabiri de çok yaygındı. Yalnız kendi menfaatlerini değil umumun menfaatlerini de düşünüyorlar, su kanalları ve cami gibi hayır eserleri yaptırıyorlardı. Ramazan ayı boyunca camilerde kandil yakma âdetini başlatanın Fazl olduğu kaynaklarca ifade edilmektedir. Bermekîler siyasî sahadan başka kültür alanında da önemli hizmetler yapmışlardır. Sarayları âlimlerin ve sanatkârların toplantı ve tartışma yeri idi. Yahyâ ve oğulları her hususta onları destekliyorlardı. Böylece Bermekîler İslâm dünyasında fikrî ve ilmî gelişmeye yardımcı olmuşlardır. İranlı olmaları sebebiyle İran edebiyatına dair eserlere ilgi duyuyorlar, Arapça'dan Farsça'ya tercüme ve adaptasyonlar yaptırıyorlar, İranlı sanatkârları destekliyorlardı. Bu arada eski Yunanca eserlerin tercümesini de teşvik ediyorlardı. Meselâ Ptolemaios'un Almagest'i gibi çeşitli dillerden yapılan tercümelerle Halife Me'mûn zamanında kurulacak olan Beytülhikme'nin temelleri atılmış oluyordu.

Halife Hârûnürreşîd 186'da (802) veziri Yahyâ b. Hâlid'le birlikte hacca gitti. Halifenin oğulları Emîn ve Me'mûn ile birlikte Fazl ve Ca'fer de bu kafileye katılmışlardı. Dönüşte Enbâr yakınlarında birkaç gün istirahate karar verildi. Halife o anda görünürde bir sebep yokken âniden Bermekîler'in bertaraf edilmesine karar verdi. 1 Safer 187 (29 Ocak 803) Cumartesi gecesi halifenin emriyle Ca'fer idam edildi. Yahyâ gözaltına alındı ve diğer oğulları hapsedildi. Bermekîler'in bütün serveti müsadere edildi. Hatta bu ailenin yakınları bile cezalandırıldı. Aileden yalnız bir süre hâciblik yapmış olan Muhammed b. Hâlid cezaya çarptırılmadı. Hârûnürreşîd Yahyâ'ya karşı iyi davranarak nerede isterse orada kalabileceğini söylemesine rağmen oğulları Rakka'ya gönderilince o da Rakka'ya gitti. İki yıl kadar Rakka'da kaldı ve 29 Kasım 805'te öldü. Fazl da babasından üç yıl sonra Kasım 808'de vefat etti. Yahyâ'nın diğer oğulları Muhammed ve Mûsâ Halife Emîn zamanına kadar hapiste kaldılar. Emîn bunları serbest bıraktı. Emîn ile Me'mûn arasındaki iktidar mücadelesinde Muhammed Me'mûn'un, Mûsâ ise Emîn'in saflarında mücadeleye katıldılar.

Abbâsî ihtilâli sırasında İslâm dünyasına giren, Ebü'l-Abbas, Mansûr ve Mehdî devirlerinde devletin çeşitli kademelerinde görev yapan ve Hârûnürreşîd'in hilâfetinde on yedi yıl vezirlik makamında bulunan, çeşitli valiliklerde ve merkez teşkilâtında görev alan Bermekîler'in âniden bertaraf edilmesi hakkında kaynaklarda ve araştırmalarda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Kaynakların birçoğunda kaydedilen, Ca'fer ile Hârûnürreşîd'in kız kardeşi Abbâse arasındaki aşk hikâyesinin böyle bir olayın sebebi olduğu hususu elbette doğru değildir. Ancak bu çeşit romantik münasebetler her devirde insanların ilgisini çektiği için Ca'fer ile Abbâse arasındaki ilişki kaynaklar tarafından dile getirilmiş ve romanlara konu olmuştur.

Bermekîler İran asıllı idiler. Arapçı bir siyaset takip eden Emevîler'e karşı hazırlanan ve başarıyla sonuçlanan Abbâsî ihtilâlinde İranlı unsurun rolü çok büyüktür. İhtilâlden sonra bir süre devletin çeşitli kademelerinde İranlı unsurun nüfuzu açıkça hissediliyordu. Halife Mansûr bu nüfuzu kırmak için Ebû Müslim'i öldürttüyse de istediği hedefe ulaşamadı. Bir süre Mansûr'un kâtipliğini yapan Hâlid b. Bermek, devlet idaresinde İranlı unsurun varlığının devam ettiğini göstermektedir. Hâlid'den sonra Yahyâ ve oğullarının on yedi yıl devleti hemen hemen tek başlarına idare etmeleri, başta halife olmak üzere Arap ileri gelenlerini huzursuz ediyordu. Hatta Yahyâ'nın zaman zaman halifenin isteklerini yerine getirmemesi aradaki münasebetleri daha da zorlaştırıyordu.

Kaynakların bazılarında Yahyâ ve oğullarının İran kültürüne bağlı kalmaları, Farsça eserleri Arapça'ya tercüme ettirmeleri, Hz. Ali evlâdına karşı yumuşak davranmaları ve hatta onları korumaları, dolayısıyla bir isyana zemin hazırlamaları gibi hususların halifenin vezirine karşı güvenini sarstığı ileri sürülmektedir. Doğruluğuna pek ihtimal verilmemesine rağmen Bermekîler'in İslâm dinini kabul etmedikleri bile bazı şiirlerde ima ediliyordu.

Bermekî ailesi siyasî gücün yanında büyük bir malî güce de sahipti. Merkezdeki saraylarının yanında özellikle Basra bölgesinde geniş arazileri vardı. Hangi köşkün, bahçenin ve çiftliğin önünden geçiliyorsa Bermekîler'e ait olduğu söyleniyordu. Uçsuz bucaksız çiftliklerini sulamak için kanalları kendileri kullanıyorlardı. Bu da halkın huzursuzluğuna sebep oluyordu.

Araplar Abbâsîler'in iktidara gelmesiyle devlet idaresine hâkim olan gayri Arap unsura karşı yavaş yavaş harekete geçtiler. Böylece Araplar ile Arap olmayanlar arasında iktidar mücadelesi başlamış oluyordu. Bermekîler'e karşı oluşan grubun başında bulunan Fazl b. Rebî', Halife Mansûr devrinden itibaren onlara karşı cephe almış, babası Rebî' b. Yûnus'un itibarı sayesinde uzun vadede Halife Hârûnürreşîd'e kendisini kabul ettirmiştir. Fazl b. Rebî'in halife üzerindeki tesiri yavaş yavaş hissedilmeye başladı. Özellikle hâcib tayin edilmesinden sonra bu tesir çok daha artmıştır.

Sonuç olarak Bermekîler'in bertaraf edilmeleri, devlet ve halife üzerinde nüfuzlarının gittikçe artması, zenginliklerinin herkesi kıskandıracak bir seviyeye gelmesi ve Arap milliyetçilerinin halife üzerinde tesirli olması gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır. Bu olay öfkeyle verilmiş bir kararın sonucu değildir. Halife Hârûnürreşîd, kendi ifadesiyle, "gökyüzünde iki güneş" istemiyordu.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN