Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Fransa'nın lavanta kokulu diyarları

Giriş Tarihi: 9.7.2014

Fransa deyince hep ihtişamlı Paris, uçsuz bucaksız deniziyle Marsilya gibi yerler akla geliyor. Güneybatı Fransa ise doğal güzelliğinin yanı sıra sakin ve huzurlu ortamıyla dikkat çekiyor

Beş günlük Fransa'nın saklı güzelliklerini keşfetme ziyareti beni çok heyecanlandırdı. Açıkçası herkesin anlatmalara doyamadığı kuzey ve güney Fransa'ya değil, güneybatı Fransa'ya giderken başak tarlaları arasındaki yollarda Vincent Van Gogh'u bir kere daha anladım. Yetişkinliğimizde bile elinden tuttuğumuz Küçük Prens'in yazıldığı şehir Toulouse, kendinizi bir masalda hissedeceğiniz Carcassonne, doğaya ayak uyduran ve her köşesi lavanta kokan Avene ve kasabanın ortasından geçen kanalla Fransa'nın Venedik'i Castre'ı dolaştım. Kültür farklılıkları olsa da bu saydığım yerlerde çok tanıdık iki şey vardı, samimiyet ve lezzet.

KÜÇÜK PRENS'İN ŞEHRİ
Fransa'nın güneybatısındaki Toulouse; müzeleri, tarihine sadık mimarisi ve bisikletli insanlarıyla çok güzel. Fransanın en kalabalık dördüncü şehri öğrencilerle hayat buluyor da denebilir. Meydandaki Hotel Grand Balcon, Antoine de Saint-Exupery'nin herkesin çocukluğuna dokunan Küçük Prens'in kaleme aldığı otel. Sırf bu nedenden dolayı bile tatil sezonunda yer bulmak neredeyse imkansız. Turistler özellikle her sabah yazar Saint-Exupery'nin baktığı manzaraya bakmak için sıraya giriyormuş. Meydanda pazar ve pazartesi günleri hariç her gün giyim ve yiyecek pazarı kuruluyor. Bu pazarı bizim pazarlardan ayıran en önemli özellik satıcıların bağırmaması. Araçlara kapalı olan merkezde ve şehrin her yerinde, her yaştan kişi bisiklet kullanıyor. Anlatılanlara göre kuzey Fransalılar daha sert, güneyliler daha ılımlı ve güler yüzlü oluyormuş. Bunu anlamak çok da zor olmadı, sabah uyanınca okula giden çocuklar, pazardaki tezgahlarını kuran satıcılar, takım elbiseli adamlar etrafındaki insanlara "Bonjour!" demeden yoluna devam etmiyor. Bu tatlı şehirde mutlu adımlar atarken önündeki kartona 4 avro yazmış oturan bir adam gördüm. Bir şey satmıyordu. Açıkçası dilendiğini düşünmek de istemiyordum ki tam o sırada bir kadın gelip adamın önüne oturdu. Adam ona enerji masajı yaptı birkaç dakika süren. "Türkler her yerde" derlerdi de inanmazdım. Toulouse'un göbeğinde Ankara Döner ve Bodrum Kebap var. Sattıkları kebap bizim kebapları mumla aratıyor ne yazık ki. Elbette Türkiye'ye hiç gelmemiş Fransızlar "Ne yiyeceğiz?" sorusu sorulduğunda "Kebap yiyecek halimiz yok!" diye bir tavır da takınmış. Yine de burada hayat Fransa'nın kuzeyine göre daha ucuz ve daha huzurlu.

ONLARA UCUZ BİZE PAHALI KASABA
Fransa'nın Venedik'i olarak anılan Castres, küçük ama hareketli bir kasaba. Ortasından geçen Canal du Midi'nin yanına sıralanmış evler ve kafeler hem şık, hem de ucuz. Kasabanın ara sokaklarında çeşitli butik dükkan var. Açıkçası avro'yu Türk lirasına çevirince pek ucuz olmuyor ama asgari maaşı 1200 avro olan Fransızlar için burası epey ucuz. "Seyahat alışverişsiz olmaz" deyip çıktım sokaklara, ilk bakışta vurulduğum kumaş sırt çantasını dakikalarca dil dökerek 20 avrodan 10 avroya indirip aldım. Kasabanın tadı gece sokak lambaları yanınca çıkıyor. Kanal gezileri ne yazık ki sadece gündüz yapılıyor, ücreti 8 avro. Ayrıca ay sonuna kadar Castre Goya Müzesi'nde Salvador Dali'nin Türkiye'ye gelmemiş eserlerini görmek mümkün.

LAVANTA DİYARI AVENE
80 kişilik nüfusu olan Avene, Pierre Fabre'nin hidrolik termal tesisiyle adeta can bulmuş. Languedoc bölgesindeki köy doğa parkıyla iç içe. Lavanta kokusu köye yaklaştıkça misafirlerini kucaklıyor. Dermo-kozmetik markası Avene'in fabrikası ve tesisiyle birlikte köyde okul, fabrika ve çeşitli dükkanlar yapılmış. Köyün tepesindeki evlerin kapısının üzerinde ev sahibi ailenin soyadı yazıyor. Çiçeklerin sarmadığı ev yok bu köyde. Sağlık turizmiyle canlanan Avene'in tadını çıkarmak istiyorsanız bisiklet kiralayın, arkasına da çiçek toplamak için sepetinizi koyun. Çok geçmeden kendinizi Fransa'nın yerlisi gibi hissedeceksiniz. Açıkçası ben çiçekleri toplamaya kıyamadım ama tırmanabildiğim kadar yükseğe turmandım ve kasabanın nefes kesen manzarasıyla karşılaştım.

DÜNYA MİRASINI FETHEDİN
M.Ö. 6. yüzyılda Galyalıların yerleştiği Carcassonne bir kale şehri. 1997'de Ville fortifiee historique de Carcassonne adıyla UNESCO Dünya Mirasları Listesine giren kale içindeki dükkanlar bizim Kapalı Çarşı'yı andırıyor. Kalenin neresinden bakarsanız bakın çok gerçekçi bir tabloya bakıyormuş gibi ya da ünlü dizi Game of Thrones'da hissediyorsunuz kendinizi. Kaleye girer girmez kılıç satan bir dükkanla karşılaştım. Anahtarlıkların fiyatı 6 avrodan başlıyorken gümüş kılıçlar 40 avro'yu buluyor. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli husus 15 avrodan aşağı ödemelerde kredi kartının geçmemesi ve fiş verilmemesi. Kalenin içerisine doğru ilerledikçe at nalları, kılıç sesleri ve haykırışlar duyunca paniklemedim değil. Meğer kale içinde korku tüneli varmış! İçime soğuk sular serpilse de iki adımda bir karşıma çıkan şövalye kılığında adamlar beni biraz şaşırttı. Sonradan öğrendim, yaz sezonunda kalenin içinde bir sirk kuruluyormuş. Tünel sonrası, sevimli kafelerde serin bir şeyler içerek soluklanabilirsiniz. Kale civarında yer alan ahşap ve antika eşya dükkanları turistik niteliğinde olduğundan elbette biraz pahalı. Ama burada kesinlikle denemeniz gereken yiyecek, şekerlemeler. İki adımda bir şekerlemeci kapıda size şeker ikram ediyor. Ekşi, tatlı, baharatlı ve acı her damak tadına uygun renk renk şekerler bulmanız mümkün. Kale içinde iki otel var ama turistler uygun olduğundan şehrin civarındaki otellerde kalmayı tercih ediyor. Kalenin her yerini gezdim ve bir tek tahribat görmedim. Türkiye'deki Sümela Manastırı ya da tarihi surlar aklıma gelince derin bir iç çekmeden edemedim. Hediyelik dükkanlarda 2-3 avro'ya eşe dosta kruvasan şeklinde kalemler ya da ahşaptan sevimli oyuncaklar, yaratıcı hediyeler alabilirsiniz. Kendi masalınızı yazmak istiyorsanız Carcasonne Kalesi tam size göre!

SAKIN YAPMAYIN!

Fransızlarla kesinlikle çenenizi yukarı kaldırarak konuşmayın. Fransızların beden diline göre bu "Senden hoşlanmadım" anlamına geliyor. Restoranlarda servis yavaş diye düşünmeyin, onlara oranla hızlı yediğinizi unutmamalısınız. Ola ki dayanamadınız yerinizden kalkıp menüyü aldınız, çok yüksek ihtimalle "Bu sizin göreviniz değil" gibi sözler işitip, garson tarafından sert bir şekilde azarlanacaksınız. Aracınızı yolun kenarına park etme alışkanlığınız varsa vazgeçin. Aksi halde yüklü miktarda ceza ödemek zorunda kalabilirsiniz... Havalimanından alışveriş yaparım diyerek AVM'leri ve marketleri sakın es geçmeyin! Toulouse Havalimanı'nda AB ülkelerinin vatandaşlarına başka, olmayanlara başka ücretlendirme var. Açıkçası 3 avroluk peynirin 15 avroya satıldığını görünce kaşlarımı çatmadan edemedim.

DENEMEDEN DÖNMEYİN
Fransız mutfağı her şehirde farklılık gösteriyor. Ana yemekten önce mutlaka balık, ciğer ya da sebze püresi yeniyor, amaç sindirimi kolaylaştırmak. Ardından ana yemek, tatlı ve ılık kahve geliyor. Burada sıcak çay ve kahveyi unutun. Ayrıca menülerde sık rastlayacağınız ve denemeniz gereken tatlar şunlar: ahtapot salatası, limonlu pasta, taze reçelli yoğurt, humuslu karides, baharatlı istiridye, üzüm suyu, rokfor peyniri, bekletilmiş keçi peyniri.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Fransa'nın lavanta kokulu diyarları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN