Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Gelin odası gibi süslen Mardin

Bugüne kadar Mardin’e defalarca giden yazar Nazlı Eray, çok sevdiği şehri şöyle anlatıyor: “Otantik, egzotik, insanın ruhuna dokunan bir kent. Temas ediyorsunuz; Mardin’i, Mezopotamya’yı ve sonsuzluğu hissediyorsunuz. Geceleri ışıklar içindeki şehir bana rahmetli annemin taktığı broşu hatırlatır”

Giriş Tarihi: 14.10.2018
Gelin odası gibi süslen Mardin

Kitaplarımı yazmadan önce veya yazdıktan sonra kafamı dinlemek için gittiğim bir yer Mardin. Ankara'nın ya da İstanbul'un gürültüsünden, yoğunluğundan bunalıp kaçtığım yerler sorulduğunda aklıma ilk olarak orası gelir. Diyarbakır'dan arabayla geçerek Mardin'e beş kez gittim. İlk gittiğimde çarpıldım ve Halfeti'nin Siyah Gülü adlı romanım burada başladı. Dinlenmeye gitmiştim, yazmaya başladım. Tıkır tıkır geldi roman... Yani Mardin'den bir kitap kazandım. Mardin'i çok seviyorum. İnsan ruhuna hitap eden bir yer. Beni büyüleyen bir şehir. Orada herhangi bir yerde ya da Erdoba Konakları'nda kalarak bütün stresimi atıp dünyayı unutabiliyorum. Bütün olay Mezopotamya ve konaklar... Eski konaklar... Bütün oteller konaklardan meydana geliyor. O odalarda yattığınızda gece sanki bir taşın, bir mağaranın içinde gibisiniz... Süslemişler... İpeklerle... Çok renkli. Mardin konaklarında adeta uykunun lezzetine varıyorsunuz. Mardin'de çok modern oteller de var. Ama onların hiçbirinde kalmak istemedim.

FİNCANLAR, GÜMÜŞLER...

Mardin başka bir dünya; uygarlıkları, eski krallıkları, imparatorlukları, medeniyetleri hissediyorsunuz. Midyat yolu zaten bir başka... Mardin'de mesela Fecr Kafe (Mekan-i Fecr) diye bir yer var. O Fecr Kafe küçücük bir balkon, bir cumba. Her tarafı camlı. Sanki Mezopotamya'ya doğru uzanan bir çıkıntı. Onun en ucundaki camlı bölmede oturduğumda tam karşımda Şehidiye Camii, sonsuz bir ova (Mezopotamya) ve sessizlik oluyor. Bir de ufak bir mezarlık. Ama çok uzakta. Küçük taşlar şeklinde görülüyor. Bütün o dünyaya hakim. Ve köpüklü kahvem geliyor. Yanımda nargile içen bir-iki kişi, fısıltıyla konuşan insanlar, bağdaş kurmuş bir ihtiyar... Mardin'in çarşısı da çok renkli. Çarşının hemen başında bir simitçi vardır. Alt taraflardaki bir pasaja gittim. Orada da eski, renk renk kaçak gelmiş rujlar, ufak kokular dizi dizi... Ve benim çok sevdiğim kahve fincanları... Yeşilli fincanlar, morlu fincanlar... Bunlar çok hoşuma gider.



KARINCA DUASININ BEREKETİ

Dükkanlarda şahmeranlar. Bunlardan çok aldım. Evimde duruyor. İşte böyle bir kültür. Mardin'de bir de karınca duası yani gümüş üzerine işlenmiş dualar çıkar karşınıza... Hemen koşarsınız kuyumculara. Sanki fırından taze çıkmış bir simit, bir poğaça gibi söylerler size; bugünün karınca duası çıktı diye. Harika bir şey. Onlardan bir-iki tane alırsınız. Kolye, bileklik... Her şey olur. Ben onun bereketine inanırım. Onu nasıl yapıyorlar küçük küçük... Çeşitleri de çok: elips şeklinde, kalp şeklinde olanları var. Ama ben ovalleri tercih ediyorum. O renkli çarşıda gümüşler, gümüşçüler vardır. Kül tablaları, rakı karafları satılır. Değişik, başka yerde göremeyeceğiniz Mardin'e has parçalar vardır. Kente özgü bir de mor menekşeli badem şekerleri vardır. Doldurursunuz cebinize o mor menekşeli badem şekerlerini. Bu şekerlerin açık renklisi de koyu renklisi de vardır.



İNSAN RUHUNA DOKUNUYOR

Aslında bu anlattığım küçücük bir yer. Eski Mardin... Orayı çok seviyorum. Benim için inanılmaz bir yer. Mezopotamya ovası, sessizlik, duyulan ezan sesinin başka türlülüğü... Bir de seyir tepesi var. Zik zak merdivenlerinden çıkıyorsunuz. Sinematografik bir yer. Belki orada filmler de çekilmiştir. Eski Mardin çarşının tek ana yolu var; eşeğin üstünde geçen keyifli bir adam görürsünüz. Burma bıyıklı, uzun elbiseli... Sessiz, içine kapanmış Süryani ihtiyarları büyüleyici... Hiç kadın göremezsiniz, kadın yok. Kentteki ev zevkli bölümlerden birisi de konağın alt tarafındaki restoranında gece et yemek... Kadife perdeler, loş bir ışık, belki mum yakıyorlar. İn cin yok... Pirzolalar geliyor. Ortada Keban salatası... Oturuyorsunuz, yiyorsunuz sonra da konaklardan birindeki odanıza geçiyorsunuz. Oda da öyle ki; gelin odası gibi hazırlanmış. İpek perdeler, taş duvarlar... Çok otantik ve değişik. Kısacası insan ruhuna dokunan, huzurlu bir şehir Mardin. Temas ediyorsunuz ve Mardin'i hissediyorsunuz. Mezopotamya'yı, sonsuzluğu hissediyorsunuz. Kent merkezinden biraz ileride kalıntılar var oraya gidince de şaşırıyorsunuz.



GECESİ UÇAN DAİRE GİBİ

Mardin deyince aklıma karınca duası, huzur, mutluluk, heyecan ve yaşam sevinci gelir. Ama gece oturduğum yerden bakınca, ışıklar içindeki şehir bir başka. Gündüz çimento rengi gibi gri ve renksiz olan bir dünya... Evler evler evler... O da muazzam ama kentin gecesi uçan daire inmiş gibi. Sanki yanı başınızda, renkler içinde ışıltılı ışıltılı ışıltılı... Rahmetli annemin taktığı broş gibi parıl parıl parlıyor... Bu güzelliği seyrederken konaktaki odamda uykuya dalıyorum.



EGZOTİK DİYARIN LEZZETLERİ

Mardin'in yiyecekleri çok güzel. Bir Keban salatası var ki... Muazzam otantik bir salata. Kıvırcık, aysberg (göbek marul), üzerinde haşlanmış mısır, zeytin, domates, azıcık da beyaz peynirden yapılır. Karmakarışık bir şeydir ama tadını yıllarca unutamazsınız. Tatlıları da çok güzel. Badem şekerleri var. Helva getiriyorlar bitiyor. Çift baklava geliyor, o da bitiyor. Devamında yine küçük küçük önünüze bir şeyler konuluyor. Sessiz bir garson... Perdeler çekilmiş, tüller inmiş, duvarlar taş gibi. Merdivenlerden iniyor sonra tekrar merdivenden çıkarak lokantaya öyle giriyorsunuz. Avrupalılar bayılıyor tabii. Egzotik geliyor. Herhalde dünyanın da en egzotik yerlerinden birisidir Mardin.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Gelin odası gibi süslen Mardin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN