Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dünyada da "gerçek ötesi" denilen yalanların gerçekmiş gibi sunulduğu post truth bir siyaset tarzının yaygınlaştığı biliniyor. Birkaç kez yazdım. Ama hiçbir ülkede bizdeki kadar olduğunu sanmıyorum. Son dönemde bu eğilim hem arttı hem de tehlikeli bir hâl aldı. Ve öyle bir noktaya gelindi ki, söylemler basit siyasi yalanlar olmaktan çıktı, toplumu düşmanlaştırıcı ve kışkırtıcı bir içeriğe büründü.
Yakın geçmişte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan şu tür yaklaşımları hep duyduk: "AK Parti'de 120- 180 arasında ByLock kullanan milletvekili var. Adil Öksüz MİT ajanı veya Saray'a giden CHP'li."
Ya da İP Genel Başkanı Meral Akşener'in şu sözleri gibi:
"S-400'ler Saray'ın korunması için alındı." Son dönemde bunlara sosyal medya yalanları da eklendi: "Depremde enkaz altında kalan yaralı kadını Erdoğan gelinceye kadar beklettiler, korona aşısı AKP'lilere yapılıyor, AKP'li olmayanlara yapılmıyor."
Bu türün en çarpıcısını da Kızılay çadırına giren Kılıçdaroğlu söyledi:
"Deprem bölgesinde Kızılay çadırı görmedim."
Benzer şeyleri son orman yangınlarında ve sel felaketinde de gördük. Yangın sırasında, "Uçak ve helikopter görmedik" diye yemin eden CHP'li siyasi aktör de vardı, "HES'ler patladığı için sel büyük zarar verdi" diyen medya meczubu da... Her felakette birer yalan makinesi gibi harekete geçtiler.
Bütün bunlar, topluma ve siyasete zarar verse de üstesinden gelinebilir yalanlardı. Ama göçmen meselesi öyle değil. Yalanlar ve kirli dilin burada bir karşılığı vardı ve kullanılmaya müsait bir alandı. Ekonomik sıkıntılarla birleşince tehlike daha da arttı ve göçmenler üzerinden siyaset yapmak prim yapar oldu.
İşin ilginç tarafı bunu sadece siyasiler değil aydınlar da yaptı. Önceki akşam bir televizyon programında akademisyen bir siyasetçi şöyle diyordu:
"Suriyeliler hastanelerde bedava muayene ediliyor, hepsine maaş veriliyor."
Program sunucusu gazeteci bu iddiaya itiraz etmeye yeltendiyse de izin vermedi ve tam tersini söyledi: "Buna itiraz edenler yalan söylüyor."
Karşımızda bir sosyal medya trolü değil, kamuoyunun yakından tanıdığı, siyasi geçmişi de olan bir akademisyen vardı. Peki, bu akademisyene gerçeği kim anlatacak?
Şimdi bu yalan yaklaşımı çok daha pervasız biçimde Afgan göçmenleri meselesinde görüyoruz. Geçen yıllarla kıyaslandığında Afganistan'dan gelen düzensiz göçmen sayısı azalsa bile muhalefet tam tersini söyleyip durdu: "Sınırlarımızdan akın akın Afganlar giriyor ve devlet de bu girişlere göz yumuyor."
Durum vahim bir hâl aldı ki, devlet de konuyu gündemine aldı. Başkan Erdoğan da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'la görüşmesinde şu genel değerlendirmeyi yaptı: "Çok farklı bir dönemden geçiyoruz; bir taraftan sel afetleri bir taraftan yangınlar. Bütün bunlar devam ederken bir de dedikoduya dayalı bir sıkıntı. Bu dedikoduya dayalı sıkıntıları da inanıyorum ki sizler bertaraf edeceksiniz. Bunları da aşmamız gerekiyor. Çünkü bir yalan terörü Türkiye'de estiriliyor. Bu yalan terörünü biz sizinle beraber aşacağız."
Gerçekten de siyasi yalanlar meselesi, terör kadar tehlikeli bir hâl almaya başladı. Siyaset bilimcilerin, makul kanaat önderlerinin bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. İncelenmesi gerekmiyor mu?

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA