Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İnsan zihni, çözümlerin ya da bir sorunla ilgili çözüm olarak sunulan formüllerin sorunu kökünden ortadan kaldıracağını düşünmeye meyyaldir bir yanıyla. Ancak bir yanıyla da çözümün, başka türlü tartışmalar yaratacağı için sorunu derinleştirebileceğini bilinçaltıyla bilir. Çünkü çözüm, neredeyse 'kusursuz' bile olsa asla hiçbir şeyin tam olarak eskisi gibi olamayacağının farkındadır türümüz. Panzehir hiçbir zaman zehre yönelik öfkeyi söndürmez. Hatta panzehir, varlığı zehre endeksli olduğu için derinden derine şüpheyle yaklaştığımız, yer yer hazzetmediğimiz bir şeydir. Bu yüzden sorunla karşılaştığında hemen öfke ile kılıç kuşanan insan türü, savaşı kazandığında aynı hızda şükran duygusu göstermez. Fazla soyut oldu, farkındayım, hemen somutlaştıralım: ortaya çıktığında, neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmemekten kaynaklanan ilk şoku atlatıp mücadeleye başladığımızda hepimizin ilk aklına gelen şey, bu küresel sorunu ortadan kaldıracak imkâna, misal aşı sayesinde kavuşmak ve sorunu çözmekti. O yüzden 2 Aralık 2020'de 'da yetişmiş iki 'çılgın Türk'ün bulduğu aşının onaylanması (İlk aşı onayı idi bu) "Hah, işte çözüm geliyor" hissiyatı doğurdu ilk anda. Fakat hele de yeni bir teknolojiyle (mRNA teknolojisiyle) üretildiği için "Söylendiği gibi koruma sağlıyor mu, yan etkileri var mı, başka komplikasyonlara yol açar mı?" tartışmaları, çözüm olarak sunulan şeye güvenin tam olmadığını gösterdi. Aynı şey geleneksel yöntemle üretilmiş olmasına karşın inaktif Çin aşısı) için de geçerli. Komplikasyon denilince... Mesela toplumun bir kesiminde ' kısırlaştırıyormuş' cümlesiyle özetlenecek bir şehir efsane almış başını gidiyor. Öyle ki aşı olacaklara ya da olanlara "Çocuğunuz var mı?" diye soranlar bile oluyor.

AŞI OLMAK SİYASİLER İÇİN YÜKÜMLÜLÜK

Hal böyle olunca kategorik aşı karşıtlığı ve karşıtları bir yana, aşıdan yana şüphesi olanların gönlünü rahatlatmak yine siyasilere, toplumun önderlerine, 'devlet büyüklerine' düşüyor. Genelde seçim öncesinin yüzen oylarıyla çağrışım yapan kararsız kitlelere, "Bakın ben aşı vuruldum. Sizin de aşı vurulmanızda bir sakınca yok" demek, dahası bunu davranışla gösterebilmek zorundalar. Kamuoyuna "Gönlünüz rahat olsun" mesajını uygulamalı biçimde vermekle yükümlüler. Bu, bir lüks değil yani yükümlülük... Boşuna değil, Erdoğan'ın MKYK toplantısının ardından AK Partili yöneticilere, "Örnek teşkil etmek için aşı olacağım" demesi. Aşıyı olduktan bir gün sonra gazetecilere, "Şu anda herhangi bir yan etki söz konusu değil. EvelAllah sapasağlamım" diye açıklama yapması da 'aşı kararsızları'nın içini rahatlatmak için... Bir başka anlatımla, bilgiyi (Aşı, Korona'nın panzehridir ve şu yüzdeyle işe yarıyor bilgisi) komplo (Korona aşısı insanlığı giderek dijital köleliğe mahkûm etmek için türetilmiş bir şey. Tıpkı Korona'nın kendisi gibi... Zehir de panzehir de aynı amaca hizmet ediyor. Zaten PCR testi yaparken de 'Üçüncü Göz'den sıvı alıyorlarmış!) karşısında güçlendirmek için... '

BAKIŞ AŞISI' MESELESİ

Erdoğan'ın aşı yaptırmasından sonra sosyal medyada yazılanları bir görseniz... "Devlet büyüğü nedir ya, böyle bir sınıflandırma mı olur?" diyen aklı evveli mi ararsınız. "AKP'li yönetici olunca aşıda bile ayrıcalıklı mı oluyorsun?" diyeni mi... Ve dahi aşıyı yapan kişiyi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na benzeteni mi... (Ekrem Bey de başka mesaisi yokmuş gibi "Hayır, ben değilim" diye espri yetiştirmiş bunu söyleyenlere.) Erdoğan'ın aşı olmasını ayrıcalık olarak görmek 'bakış açısı' meselesi. Aşı ve bakış açısı deyince insanın aklına Yiğit Özgür'ün, 'gündemi yakalayan' o karikatürü geliyor: Adamın biri eczaneye girer ve "İyi günler aşı olmak istiyorum" der. Eczacı "Ne aşısı olacaktınız?" diye sorar. Adam; "Bakış aşısı var mı sizde?" der. Eczacı afallar, "O ne birader?" diye yanıt verir. Bunun üzerine adam "Ya hani böyle olaylara yeni bi bakış aşısı getirmek için..." deyince eczacı -karikatürlerin, işin doğası gereği hep sonunda olduğu gibi- anomaliyi fark edip, "De hadi git" der. Adam, son cümle olarak "İğneleyici bir şeyler söyleyin bari" diye diretir. Panzehrin, aşının toplumun bir kesiminde endişeye sebep olması anlaşılır bir şey, amma ille de mantıksız biçimde iğneleyici konuşup, kendini küçük düşürmek akıl işi değil. 'Bakış aşısı' işte! Zehrin (Kovid-19) henüz tam erişilememiş bilgisi, panzehrin uçuk komplolarıyla birleşince çözüm, sorunun kendisinden bile büyük sorun haline gelebiliyor. Hep söylediğimiz gibi bilgi, -paradoksal olarak- hem komployu önler, hem de zihnimizin komplolara inanma kapasitesini artırır. Asıl mesele, bu kapasite artışını komplolara inanmak için değil, hakikate erişmek için kullanmak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA